Osmanlı Arazi Hukukunda Cibal-i Mübaha

Osmanlı hukukunda, cibali mubaha (mubah dağlar) denilen ve devlet tarafından herkesin yararlanmasına tahsis edilen ormanlar da bulunmaktaydı.

Cibali mübaha, mülkiyet hukuku açısından herkesin ortak mülkiyetinde bulunan mallardır. Osmanlı dönemi ormanlarının büyük bir kısmı bu statüdeydi (Birben, 2008/b: 2).

Bu yerleri Mecelle’nin 1045. maddesinde geçen şirket-i ibaha kavramı içerisinde değerlendirmek gerekir. Zaten gerek Arazi Kanunnamesi ve gerekse Mecelle bu yerlerin herkesin ortak kullanımında olduğunu hüküm altına almıştır. Arazi Kanunnamesi’nin 104. maddesine[1] göre bu yerlerden herkes yararlanma hakkına sahiptir. Kanunname, cibali mubaha denilen ormanlardan herkesin, başkasına zarar vermemek şartıyla yararlanabilmesini öngörmüştür.

Mecelle’nin 1243. maddesi ise kimsenin tasarrufunda olmayan dağlarda kendiliğinden yetişen ağaçların mubah olduğunu hükme bağlamıştır. Bu ormanlar devlet tarafından halkın kereste, yakacak ve mimari ihtiyaçları için ayrılmış genel ormanlardır.

Cibali mübaha ormanlarının, arazi türleri karşısındaki durumu tartışmalıdır. Birben bunların miri arazi statüsünde olduğunu belirtmektedir (Birben, 2008/b: 2).

Hüseyin Avni Göktürk de “…büyük ormanlık alanlar gibi kimsenin mülkiyetinde bulunmadıklarından dolayı, devlete ait olan geniş araziyi Arazi Kanunu’nun ruhu ve felsefesini göz önüne alarak miri topraklardan saymaya engel hal olmadığı…” tezini ileri sürmektedir (Göktürk, 1957).

Cin, bu yerlerin mevat araziye daha yakın olduğunu vurgulamıştır (Cin, 1978/b: 336). Yazar “Cibal-i mübaha veya serbest ormanlar, hukuki durumları itibariyle ne metruk, ne de tam mevat arazidir. Yalnız mevat arazi ile cibal-i mübaha arasında esaslı bir benzerlik vardır” demekte ve bu yerlerin bugünkü anlamda devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu sonucuna varmaktadır.

Köprülü, cibali mübaha ormanlarının Arazi Kanunnamesi’nde yer alan arazi türlerinden herhangi birine dahil edilmesinin söz konusu olmadığını vurgulamıştır (Köprülü, 1948: 704). Barksız ise bu ormanların mevat arazi üzerinde bulunduğunu ve düzensiz ortak mülkiyet rejimi olduğunu ileri sürmüştür (Barksız, 1957: 80).

Kanaatimizce bu yerlerin metruk arazi olması söz konusu değildir. Çünkü metruk arazi niteliğindeki baltalıklar, hem sadece belirli bir köy ya da kasaba halkı tarafından kullanılabilmektedir, hem de bu yerler için tahsis ya da kadimden beri kullanım gerekmektedir. Cibali mübahanın baltalıklardan farkı, baltalıkların bir köy ya da kasabaya tahsis edilmiş olmasıdır. Oysaki cibali mübahadan yararlanabilmek tamamen serbesttir, köy ya da kasaba halkından olmak da gerekmemektedir.

Bu yerler mevat araziye benzetilebilirse de bu yerler üzerinde ihyanın söz konusu olmaması, bu yerleri mevat arazi kapsamında değerlendirmeye engeldir. Herhangi bir vakfetme söz konusu olmadığı için vakıf araziye de uymamaktadır.

Geriye sadece miri arazi kalmaktadır. Bu yerlerin kuru mülkiyetinin devlete ait olması da miri arazi olduğuna işaret etmektedir. Bu yerleri, tımar sistemi kapsamında tevcih edilmeyen miri arazi olarak değerlendirmek en doğru yaklaşım olacaktır. Orman Nizamnamesi’nin bu yerleri miri orman olarak kabul etmesi de bu görüşü doğrular.

Üstelik Temyiz Mahkemesi, 18 Eylül 1330 tarihli (1 Ekim 1914) ve 232 sayılı kararında, bu ormanların hilafı sabit oluncaya kadar miri orman olarak kabul edileceğini ifade etmiştir. Bunun yanı sıra 1275/1859 tarihli Tapu Nizamnamesi’nin 13. maddesinde yer alan “cibal-i mubaha ile menafi-i amme zımnında metruk ve muhassas olan yerler için kimseye senet verilmemesi ve tasarruf ettirilmemesi” hükmüyle herkesin yararlanmasına açık olan cibali mübahada (mübah dağlarda) özel mülkiyet kurulması yasaklanmıştır (Cin, 1978/b: 315).

1862 yılında hazırlanan bir projeyle, cibali mubaha ormanlarının tophane ve tersane ormanlarının devlet ormanı adı altında birleştirilmesi öngörülmüş (Cin, 1978/b: 315) ise de proje uygulanamamıştır. Bu proje de cibali mubaha ormanlarının, miri arazi olarak görme açısından önemli bir gerekçedir.

[1] Madde 104 – Minelkadim ahaliye mahsus koru ve ormanlardan olmayıp cibali mubahadan addolunan dağlardan ve balkanlardan herkes odun ve kereste katedebilip yekdiğer müdahale edemez ve bunlardan husule gelen giyahtan ve kat olunan eşcardan öşür alınmaz ve bu makule cibali mubaheden bir miktarı bilifraz müstakillen veya müştereken koru ittihaz olunmak üzere memuru tarafından kimseye batapu tasarruf ettirilmez.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.