Osmanlı Hukukunda Kamulaştırma ve Kamulaştırmanın Şartları

Osmanlı hukukunda kamulaştırma konusunda hüküm ihtiva eden ilk mevzuat 1855 tarihli “Saltanat-ı Seniyyenin, Menafi-i Umumiyeye Dair Şeylerin Tanzimi Halinde Lüzumu Olup Kıymet-i Layikasıyla Sahiplerinden Mubayaa Edeceği Arazi ve Saire Hakkında 4 Recep 1272 (1855) tarihli Nizamname”dir. Bu Nizamnameye göre demiryollarının yapımı, yolların genişletilmesi ve düzenlenmesi gibi faaliyetlerin devlet tarafından yapılması durumunda, bu hizmetlerin yapımı için gerekli olan taşınmazlar bedeli ödenmek suretiyle satın alınacaktır. Daha sonra yürürlüğe konulan 1280 tarihli Turuk ve Ebniye (Yollar ve Binalar) Nizamnamesi yolların genişletilmesi için kamulaştırma yapılmasını öngörmüştür. Bu nizamnameye göre yolların genişletilmesi için kişilerden alınacak özel yerler karşılığında herhangi bir bedel ödenmeyecektir. Ancak gereğinden fazla olarak alınan yerler için, bir heyet tarafından takdir edilecek bir bedel ödenecektir.

İslam hukuku ve Osmanlı uygulamasında kamulaştırma konusunda ayrıntılı bir yazı için şu linke tıklayınız: İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Kamulaştırma

1285 yılında çıkarılan Dersaadet İdare-i Belediye Nizamnamesi ise çeşitli amaçlarla bedeli karşılığında alınacak taşınmazların bedeline ilişkin uyuşmazlıkları çözümleme görevinin belediye meclisine ait olduğunu belirtmiştir. Bu hüküm kamulaştırma bedeline ilişkin uyuşmazlıkların çözüm yerinin gösterilmiş olması dolayısıyla önem taşımaktadır (Şen, 1997: 177).

Mecelle ise hem genel olarak kamu yönetimi ve hem de özel olarak kamulaştırma ile ilgili hükümler getirerek konuyu düzenlemiştir. Genel hükümler konusunda ilk düzenleme Mecelle’nin 26. maddesinde yer almıştır. Bu maddeye göre “zarar-ı ammı def için zarar-ı has ihtiyar olunur”. Bu hükmün anlamı şudur ki kamunun zarara uğramasını önlemek amacıyla bireylerin zarara uğraması tercih edilebilir. Hükmü tersinden okursak kamunun yararı için bireylerin belli külfetlere katlanması gerekebilir.

Kamulaştırma yapılabilmesinin ilk şart, taşınmaza bir kamu hizmetinin görülmesi için ihtiyaç duyulmasıdır. Mecelle’nin 1216. maddesinde kullanılan “Ledel-hâce” ibaresi de “ihtiyaç görüldüğü zaman” anlamını taşımaktadır. 1876 Anayasası ise kamulaştırmanın, kamu yararının gerektirdiği zaman yapılabileceğini hüküm altına almıştır.

Burada karşımıza hangi kamu hizmetleri için kamulaştırma yapılabileceği sorunu çıkacaktır. Mecelle’nin 1216. maddesi sadece yolların genişletilmesi amacıyla kamulaştırma yapılmasından bahsetmektedir. Ancak 1216. maddede geçen “yola katılma” ibaresi sadece örnek vermek amacıyla kullanılmıştır (Hatemi, 1977: 216), bunun dışındaki amaçlarla da kamulaştırma yapılması mümkündür. Nitekim maddeyi şerh eden Ali Haydar Efendi Dürer-ül Hükkâm isimli eserinde yol, cami, su yolu gibi amaçlarla da kamulaştırma yapılabileceğini ifade etmiştir (Hatemi, 1977: 216). Üstelik kamulaştırma ile ilgili diğer mevzuat kamulaştırma yapılmasını gerektirebilecek hizmetleri daha geniş bir şekilde saymıştır. Örneğin 1855 tarihli Saltanat-ı Seniyyenin, Menafi-i Umumiyeye Dair Şeylerin Tanzimi Halinde Lüzumu Olup Kıymet-i Layikasıyla Sahiplerinden Mubayaa Edeceği Arazi ve Saire Hakkında 4 Recep 1272 (1855) tarihli Nizamname, “demiryol, cetvel ve emrar-ı enhar.. gibi” amaçlar için kamulaştırma yapılabileceğini hüküm altına almıştır. 1293 yılında çıkarılan Dersaadet Belediye Kanunu ve Vilâyet Kanunu ise “yolların düzenlenmesi ve diğer kamu hizmetleri için” kamulaştırma yapılmasına imkan tanımıştır. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ise kamulaştırma amacını en geniş biçimde ifade etmiş ve “menafi-i umumiye” için kamulaştırma yapılabileceğini öngörmüştür. 1295 tarihli İstimlak Kararnamesi de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na paralel olarak “menafi-i umumiye” için kamulaştırma yapılabileceğini hüküm altına almıştır. Bu hususları değerlendirdiğimizde şu sonuca varmak mümkündür: Osmanlı İmparatorluğu döneminde sadece yolların genişletilmesi amacıyla değil, kamu yararına olan tüm kamu hizmetleri için kamulaştırma yapılabilmesi mümkündür.

İkinci şart padişah iznidir. Mecelle’nin 1216. maddesi padişah izni gerektiğinden açıkça bahsetmektedir. Şen’e göre padişah tarafından verilen bu izin kamu yararı kararı yerine geçmektedir (Şen, 1997: 179).

Üçüncü şart ise rayiç bedelin peşin ödenmesidir. Özel mülkiyette bulunan taşınmaza kamulaştırma yoluyla el konulabilmesi için rayiç bedelinin peşin olarak ödenmesi gerekir. Gerek Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ve gerekse Mecelle, kamulaştırılan taşınmazın rayiç bedelinin peşin olarak ödenmesini öngörmektedir. Mecelle’nin 1216. maddesinde yer alan “Fakat tediye-i semen olunmadıkça mülkü yed’inden alınamaz” ibaresi, bedel ödenmedikçe taşınmaza el konulamayacağını ifade etmektedir. Ayrıca Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 21. maddesi de “değer pahası peşin verilmedikçe” ibaresiyle, kamulaştırılan taşınmazın bedelinin peşin olarak ödenmesi gerektiğini hüküm altına almıştır. 1855 tarihli Saltanat-ı Seniyyenin, Menafi-i Umumiyeye Dair Şeylerin Tanzimi Halinde Lüzumu Olup Kıymet-i Layikasıyla Sahiplerinden Mubayaa Edeceği Arazi ve Saire Hakkında 4 Recep 1272 (1855) tarihli Nizamname ise “kıymet-i layıka” nın ödenmesinden bahsetmektedir ki bu madde taşınmazın gerçek değerinin ödenmesini zorunlu kılmaktadır.

Rayiç bedelin nasıl tespit edileceği ise 1855 tarihli “Saltanat-ı Seniyyenin, Menafi-i Umumiyeye Dair Şeylerin Tanzimi Halinde Lüzumu Olup Kıymet-i Layikasıyla Sahiplerinden Mubayaa Edeceği Arazi ve Saire Hakkında 4 Recep 1272 (1855) tarihli Nizamname’de şu şekilde açıklanmıştır:

“Bu makule sahiplerinden iştira kılınacak arazi ve hane ve emlak-i saire, dersaadette şehirmeclisi ve Ticaret Nezareti taraflarından ve taraf-ı hümayından birer kimse müvella olarak memur ve tayin olunarak, anlar marifetiyle mesaha olunup mahal ve mevkice kıymet-i layıkası ne ise erbab-ı vukuftan ve bigaraz kimselerden tahkikiyle… bir mazbata yapılıp cümlesi tarafından ve haber verenler canibinden temhir ve imza olunarak… ebniye meslisinden dahi zeyl ile tasdik olunup badehu Ticaret Nezareti tarafından bâ takrir, Bâb-ı Âli’ye takdim ile bâlâsına buyruldu ve sahh-ı âli tasdir ve keşide olundukda iktizası icra, yani pahası ita ile iskat-ı mülkiyeti suret-i ifa kılınacaktır.”

Bu maddeye göre, kamulaştırılacak taşınmazın değeri, belediye meclisi, Ticaret Nezareti ve devlet tarafından seçilecek birer temsilci vasıtasıyla ölçülecek ve değeri ise bilirkişilerden ve tarafsız kimselerden araştırılarak tespit edilecek, sonrasında Ebniye Meclisi ve Ticaret Nezareti tarafından onaylanacak, sonrasında ise padişah izni ile yürürlüğe girecektir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.