Osmanlı Hukukunda Vakıf Ormanlar

Gerek İslam ve gerekse Osmanlı hukukunda vakfedilen taşınmazların mülkiyetinin kime ait olacağı konusunda değişik görüşler söz konusu olmuştur. Ebu Hanife ile Maliki ve Hanbelî hukukçulara göre vakıf mallarının rekabesi (ayn) vakfeden kişide kalır, buna karşılık Ebu Yusuf ve İmam Muhammed vakfedilen malın Allah’ın mülkü olduğunu savunmuşlardır.

Şafi hukukçular ise vakfedilen mülkün, vakfın malı olduğunu ileri sürmüşlerdir  (Çalış, 2004: 62). Ancak Osmanlı hukukunda genel kabul gören görüş ve uygulama vakfedilen malın kuru mülkiyeti (rekabesi) Allah’ın, yararlanma hakkı vakfın olduğu için bunu da özel mülkiyetin değişik bir türü olarak kabul etmek gerekir.

Vakıf ormanlarının büyük bir kısmı padişah tarafından vakfedilen araziler oluşturmaktaydı, bundan dolayı vakıf ormanların büyük bir kısmı gayri sahih vakıfların mülkiyetindedir (Koç, 2005: 233).

Vakıf ormanların mülkiyet durumu ise vakfın türüne göre değişmektedir. Sahih vakıflar, mülk arazinin vakfa tahsis edilmesi olduğu için hem bu arazinin, hem de arazi üzerindeki ormanların mülkiyeti vakfa aittir. Buna karşılık, miri arazinin gelirinin ya da tasarruf hakkının veya her ikisinin birden vakfedilmesiyle oluşan gayri sahih vakıflara ait ormanların zemininin kuru mülkiyeti devlete aittir. Orman Nizamnamesi’nin 19. maddesine[1] göre bu ormanların yalnızca yararlanma hakkı, lehine vakfedildikleri kimselere aittir. Bu ormanlar mülkiyet bakımından miri araziye benzemekteydi (Cin, 1978/b: 324).

[1] 19. maddesi şu hükmü ihtiva etmektedir: “Arazi Kanunname-i Hümayununun 4. maddesinde tarif olunduğu üzere, tahsisat kabilinden olan arazi-i mevkufenin menafi-i hasılası vakfın meşrutun lehlerine masraf olunduğu misullü bu muamele o makule evkafa merbut olan ormanların tasarruf ve idarelerine dahi şamildir”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.