Osmanlı Toprak Sisteminde Mülk Arazi Nedir?

Mülk arazi, ona malik olan kimseye en geniş anlamı ile kullanma, yararlanma hakkı veren ve mülkiyet hakkına ilişkin mutlak tasarruf yetkisi sağlayan bir arazi çeşididir ki, malik, toprağın hem mülkiyetine ve hem de ona tasarruf etmenin mutlak ve inhisarı yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu çeşit araziye “Arazi-i Memlüke” de denilmektedir.

Mülk arazisinin sahibi, kanunun çizdiği sınırlar içinde kalmak kaydıyla arazisini özel hukuk hükümlerine göre temlik ve terkin etmek, bağışlamak, vakıf ve vasiyet konusu yapmak gibi geniş tasarruf yetkisini kullanabilir. Diğer taraftan, malikin vefatı halinde, “Feraiz” hükümlerine göre mirasçılarına intikal edebilir.[1]

Arazi Kanununun 2. maddesi, Mülk Araziyi dört çeşide ayırmıştır. Diğer bir deyişle bir araziye mülk arazi niteliğini kazandıran sebep ve şartlara yer verilmiştir.

1.  Köy ve kasaba içinde bulunan araziler

Miktarı ne olursa olsun köy ve kasabaların içinde bulunan araziler ile köy ve kasabaların bitişiğinde olmakla birlikte miktarı yarım dönümü geçmeyen ve sükna  (oturma) ile tetimme-i sükna (oturulan yeri tamamlayan) mahiyetteki yerler mülk arazi sayılırdı. Ancak Arazi Kanunnamesinin 2. maddesinde belirtilen bu köyler ve kasabalar yeni kurulmuş olanlar değil kadimden beri mevcut olan köy ve kasabalardır.

2. Temlik-i sahihler yoluyla edinilen arazi

Temlik-i sahih, kamu yararının mevcudiyeti halinde padişahın iznine dayanarak miri araziden belli bir kısmın tefrik edilerek, bedeli peşin alınmak suretiyle fertlere satılmasıdır. Temliki sahihi bugünkü anlamda satış akdi olarak nitelenebilir.

3. Arazi-i Öşriye (Öşürlü Arazi)

Mülk Arazinin üçüncü çeşidi olan arazi-i öşriye, savaşla kazanılan ve ganimlere temlik olunan yerlerdir ki hasılatının onda biri öşür adıyla vergi olarak alınmaktadır. Ancak, alınan bu öşür, bir Devlet geliri sayılmamaktadır. Devletin buradaki rolü, elde edilen onda birin, fakir ve muhtaçlara dağıtılması gibi sosyal amaçlara yöneliktir. Zira, mahsul olmayan yıllarda öşür alınması söz konusu değildir.

4. Arazi-i Hariciye (Haraç araziler)

Bir memleket ister harp ister anlaşma yoluyla alınmış bulunsun Müslüman olmayan ahali yerinde alıkonularak bu arazide mülkiyet üzere tasarruf etmelerine izin verilirdi. Ayrıca alınan memleketteki yerliler memleketi bırakıp giderse ya da oradan başka bir yere gönderilirse tasarrufları altındaki topraklar haraçlı arazi sayılırdı.

Haraçlı araziden harac-ı muvazzaf ve harac-ı mukasseme adıyla iki ayrı vergi alınırdı. Harac-ı muvazzaf yılda bir kez alınan ve arazinin büyüklüğüne göre değişen bir miktarı ifade eden arazi vergisidir. Harac-ı mukasseme ise mahsul üzerinden ve mahsulün yarısına kadar alınabilen öşür mahiyetinde bir vergidir.

5. Malikaneler

Devletin, çok takdir edilen bir kimseye veya çocuklarına yahut eşine, karşılığında bir hizmet beklemeksizin mirasçılarına intikal etmek kayıt ve şartıyla vergi hasılatını bağışladığı araziler malikane olarak tanımlanmaktadır.

Bu çeşit topraklarda malik, idari ve mali bakımdan bağımsızdır. Devlet memurları vergi kontrolü için dahi bu topraklara giremezler. Bu topraklar miras yoluyla mirasçılarına intikal eder. Malikane sahibi sağlığında toprağını vakfetme hakkına sahiptir.

6. Malikane-i divani

Bu sistemde ikili bir idare söz konusudur. Toprak malikane sahibinin mülkü sayılmakla birlikte tefviz işlemi sipahi tarafından yapılmaktadır.Malikane sahipleri yalnızca toprağın kirasını almaktadırlar. Malikane hissesi denen bu pay ürünün 1/5 ile 1/10′ u arasında değişmektedir. Bunun dışındaki vergiler doğrudan sipahiye aittir.

[1] Galip Esmer,“Mevzuatımızda Gayrimenkul Hükümleri ve Tapu Sicili” , İstanbul, 1990

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.