Parselasyona Karşı Açılacak Davalarda Bilirkişiye Başvurulmasını Gerektiren ve Gerektirmeyen Haller

Belediyeler tarafından tesis edilen parselasyon işlemleri idari yargıda dava konusu edilebilmektedir. Açılan bu davalarda bilirkişi görevlendirilmesini gerektiren ve gerektirmeyen haller söz konusudur.

6100 sayılı Kanun’un 266. maddesine göre mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.

Bu durumda arazi ve arsa düzenlemesine karşı açılacak iptal davalarında hangi konuların “çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâller” olduğunun irdelenmesi gerekir.

İptal davasının ön koşulları açısından bilirkişiye başvurulmasını gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

Davanın esası açısından konuyu irdelersek, arazi ve arsa düzenlemesinin yetkili idare tarafından yapılıp yapılmadığı konusunda da bilirkişiye başvurulmasını gerektirecek bir konu bulunmamaktadır. Sadece yer yönünden bir yetkisizlik iddiası söz konusu ise arazi ve arsa düzenlemesi yapılan alanın, düzenlemeyi yapan idarenin yetki alanına girip girmediği bilirkişi marifetiyle tespit ettirilebilir.

Şekil unsurları açısından şu konularda bir eksiklik ya da yanlışlık bulunduğunun iddia edilmesi bilirkişiye başvurulmasını gerektirecek nitelikte değildir, bunlar hakim tarafından yapılacak basit bir incelemeyle çözülebilecek nitelikte konulardır:

  • Meralar ve tarım arazileri için gerekli izinlerin alınmadığı ve meraların Hazine adına tescil edilmediği,
  • düzenleme alanının belirlenmesine ve düzenleme işleminin onaylanmasına ilişkin encümen kararlarında parsel numaralarının doğru ve tam bir şekilde yer almadığı,
  • bu kararlarda belirtilmeyen parsellerin düzenlemeye tabi tutulduğu,
  • düzenlemeye tabi tutulan parsele karşılık müstakil parsel verilmediği, hisse çözümü (ferdileştirme) yapıldığı,
  • hisse yerine bedel verildiği,
  • düzenlemeye tabi tutulan taşınmaz malikinin muvakkati olmaksızın DOP’un bedele dönüştürüldüğü,
  • arazi ve arsa düzenlemesi işleminin yetkili kişi (harita ve kadastro mühendisi tarafından yapılmadığı),
  • sit alanlarında kalan taşınmazların koruma bölge kurulundan izin alınmaksızın imar uygulamasına tabi tutulduğu,
  • daha önceden imar uygulamasına tabi tutulmuş taşınmazların plan değişikliği olmaksızın ikinci kez parselasyona tabi tutulduğu,
  • Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanların düzenlemeye tabi tutularak belediye adına tescil edildiği.

Buna karşılık şu şekil unsurlarının eksikliğinin ya da yanlışlığının iddia edilmesi halinde konunun bilirkişi vasıtasıyla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz:

  • Düzenleme alanının mevzuata uygun şekilde belirlenmediği, parselasyona tabi tutulan parselin yüzölçümünde hata yapıldığı,
  • DOP’un ve kamulaştırılacak alanın yanlış belirlendiği, hukuki, fiili veya teknik bir zorunluluk bulunmamasına rağmen kadastral parsel bulunduğu yer dışında başka bir yerden parsel verildiği,
  • başka yerden parsel verilirken aynı adadan ve eşdeğer yer verilmesi kullarına uyulmadığı,
  • üzerinde yapılaşma olan parsellerde DOP kesintisinin yapılaşma olmayan kısımdan yapılmadığı, kapanan yolların belediye adına ihdas edildiği, bir başka deyişle kapanan yollardan belediye adına parsel üretildiği,
  • değer artışıbulunmayan kamu parsellerinden DOP alındığı,
  • DOP oranının gerçekte %40’tan az olmasına rağmen %40 oranında DOP alınarak aradaki farkın belediye adına tescil edildiği ve böylece DOP’tan belediye adına imar parseli üretildiği,
  • DOP’un DOP’tan karşılanamayacak alanlar için kullanıldığı, birden fazla kez DOP alındığı,
  • DOP’un tüm parsellerden eşit şekilde alınmadığı,
  • DOP’tan oluşması gereken yerlerin Hazine’den ya da şahıslardan karşılandığı, bir başka ifadeyle bir parselden DOP kesildikten sonra bakiye kalan kısmının yine DOP’tan oluşması gereken alanlara tahsis edildiği,
  • DOP’tan oluşan ibadet yeri, karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve orta öğretim kurumları alanlarının Hazine dışında başka kişiler adına tescil edildiği,
  • kamu tesisleri alanına tahsis (kop) oranının yanlış belirlendiği,
  • bir parselden DOP kesildikten sonra bakiye kalan kısmının yine kamu tesisleri alanına tahsis suretiyle karşılanması gereken alanlara tahsis edildiği,
  • uygulama imar planı içinde bulunmayan taşınmazların düzenlemeye tabi tutulduğu,
  • kıyıların, ormanların, aktif mezarlıkların, sulak alanların, askeri yasak bölgelerin ve güvenlik bölgelerinin düzenlemeye tabi tutularak imara açıldığı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.