Parselasyona Tabi Tutulan Meralar Kimin Adına Tescil Edilir?

Mera Kanunu’ndan önceki dönemde meraların arazi ve arsa düzenlemesine tabi tutulması konusunu irdeleyelim. 4342 sayılı Mera Kanunu yürürlüğe girmeden önce imar planları içerisinde kalan meraların, bu vasıfları kendiliğinden kalkmaktaydı[1]. Mera Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce imar planı kapsamına alınan meraların tahsis amacı değişikliği işlemleri, (tescil Mera Kanunundan sonra yapılsa bile) Mera Kanunu’na tabi değildir; bu konuda Mera Kanunundan önceki hükümler uygulanır[2].

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 11. maddesinin Mera Kanunu ile değişmeden önceki şeklinde; “hazırlanan imar planı sınırları içindeki …. meralar, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliklerinden kaybederek, onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanım amacına konu ve tabi olurlar” hükmü yer almaktaydı.

Bu kapsamda imar planı kapsamında kalan meraların bu vasıflarının kendiliğinden kalktığı konusunda herhangi bir duraksama bulunmamaktaydı.

Ancak 1998 yılından önceki bu dönemde imar planı kapsamına alınan meraların, arazi ve arsa düzenlemesi esnasında kimin adına tescil edileceği önemli bir sorun oluşturmaktaydı.

Bu konudaki genel uygulama meraların, arazi ve arsa düzenlemesi esnasında ilgili belediye adına tescil edilmesiydi. 11. maddede yer alan “imar planında getirilen kullanım amacına tabi olma” ifadesi; imar planında yol, meydan, park gibi özel mülkiyete konu olamayacak alanlara ayrılan kısımların doğrudan bu amaca tahsis edilmesi, konut alanı gibi özel mülkiyete konu olabilecek alanlara ayrılan meraların ise belediye adına tescil edilmesi şeklinde algılanmakta ve uygulanmaktaydı. Bu konudaki uygulama esas itibarıyla, 11. maddeyi bu şekilde yorumlayan TKGM’nin 07.11.1985 tarih ve 1477 sayılı Genelgesi ve ekindeki Yönergeye dayanmaktaydı.

Bunun yanı sıra 1580 sayılı (mülga) Belediye Kanunu’nun 159. maddesi de meraların arazi ve arsa düzenlemesi esnasında belediyeler adına tesciline dayanak olarak kullanılmıştır. Belediyeler, “Belediye sınırları içinde sahipsiz arazi mahiyetindeki seyrangah, harman yeri, koruluk ve bataklıkların ve belediye marifetiyle deniz, nehir ve gölden doldurulmuş olan yerlerin ve yıkılmış kale ve kulelerin metruk arsaları ve enkazının tasarruf, idare ve nezareti kaffei hukuk ve vecaibi ve varidatı ile beraber belediyelere devrolunur.” hükmünü ihtiva eden bu hükmü gerekçe göstererek meraları kendi adlarına tescil ettirmekteydiler.

Bu tescilde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir yorum kararı (17.05.1934 tarihli ve 808 sayılı) da önemli bir gerekçe olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin söz konusu yorum kararında, belediyelere devrolunan hususun yalnız idare ve nezaret hakkı olmayıp tasarruf hakkını da kapsadığı belirtilmiştir.

Ancak Yargıtay 159. maddenin belediyelere meralar üzerinde sadece tasarruf etme imkanı tanıdığı, meraların mülkiyetinin belediyelere devredilmediği yönünde kararlar vermiştir. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen 26.03.1976 tarihli ve E:1975/14-19, K:1976/1172 sayılı kararda, meraların 159. madde karşısındaki hukuki durumu ile ilgili olarak şu görüşlere yer verilmiştir: “Belediye sınırları içerisindeki meraların yalnızca tasarruf, idare ve nezaret hakkı belediyelere verilmiştir. Meraların mülkiyeti Devlet üzerinde kalmıştır. Eğer kanun vazıı (kanun koyucu) meraların mülkiyetinin belediyelere devrini isteseydi bunu madde metninde açıkça yazardı. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan meralar özel mülkiyete konu teşkil etmezler. Aynı Kanunun 70. maddesinin 11. bendine göre belediye meclisleri, belediye sınırları içerisindeki meraların sadece kullanma ve yararlanma şeklini değiştirebilir.”

Aynı şekilde, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarafından verilen 27.01.1995 tarihli ve E:1994/9923, K:1995/673 sayılı kararda da; 1580 sayılı Kanun hükümlerine göre belediye sınırları içindeki meraların yalnızca tasarruf, idare ve nezareti belediyelere devredildiği, meraların mülkiyetinin Devlete, intifa hakkının ise, sınırları dahilinde bulunduğu belediyeye ait olduğu, belediye meclislerinin, mülkiyeti Devlete ait olan meraların sadece kullanma ve yararlanma şeklini değiştirebilecekleri, 3194 sayılı Kanunun 11 maddesi ile getirilen “hazırlanan imar planı sınırları içindeki meralar, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliklerinden kaybederek, onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanım amacına konu ve tabi olurlar” kuralının, onaylanmış imar planında genel hizmetler dışında bir amaca ayrılmış olması halinde, çıplak mülkiyeti Hazineye ait olan meraların belediyeye terkininin ve özel mülkiyet olarak belediyeye geçmesinin mümkün olmadığı şeklinde anlaşılması gerektiği, bu durumda, böyle bir yerin belediyece satışına olanak bulunmadığı ifade edilmiştir.

Ancak Maliye Bakanlığı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) imar planında umumi hizmetlere ayrılan alanlara rastlayan kamuya ait taşınmazların İmar Kanunu’nun 11. maddesi gereğince belediye veya özel idareleri terk edilmesi gerektiğini, fakat imar planında özel mülkiyet konusu olacak alanlara rastlayan taşınmazların ise Hazine adına tescil edilmesi gerektiğini belirterek uygulamanın hatalı olduğunu ifade etmiştir.

Konunun ilgili idareler arasında itilafa neden olması sonucunda Maliye Bakanlığının istemi ile Danıştay’ın istişari görüşüne başvurulmuştur. Konuya ilişkin olarak Danıştay Birinci Dairesi tarafından verilen 10.02.1989 tarihli ve E:1988/326, K:1989/19 sayılı kararda “imar planı sınırları içindeki meraların planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan meralık niteliğini yitireceği, bu yerlerden genel hizmetlere ayrılanların belediye veya özel idareye bedelsiz terkinin gerekeceği, genel hizmetler dışında özel mülkiyete konu olabilecek bir amaca ayrılan yerlerin onaylanmış imar planıyla kullanma amacına konu ve tabi olacakları ancak bu durumun meralardan elde edilen yerlerin belediyeler adına tescilini gerektirmeyeceğini” belirtmiştir.

Danıştay’ın bu kararı, kamu malları teorisi açısından, bir kamu malı olan meranın kuru mülkiyetinin Maliye Hazinesine ait olduğu konusundaki yaygın görüş ile paraleldir[3]. Buna göre mera, yaylak ve kışlak gibi orta malları tapu siciline kaydedilmemekle ve özel mülkiyete konu olamamakla birlikte, kuru mülkiyeti Maliye Hazinesi’ne aittir.

Danıştay’ın bu kararından sonra TKGM 1477 sayılı Genelgenin ilgili bölümünü Danıştay kararı doğrultusunda değiştirmiştir. Buna göre 11. maddesinin son fıkrası uyarınca imar planı kapsamında kalan mera, yaylak ve kışlak ve harman yeri gibi tescil harici yerler ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerden olması nedeniyle tespit harici bırakılmış yerler, imar planının kesinleşmesi ile bu vasıflarını yitirerek imar planındaki kullanım amacına konu ve tabi olacağından, imar parselasyon planlarının tescili sırasında, imar planında meydan, yol, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu ve terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerler dışında kalan ve konut, sanayi ve ticaret alanı gibi özel mülkiyete konu olan kısımlar arsa vasfı ile Maliye Hazinesi adına tescil edilecektir. İmar planında yol, meydan, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu ve terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış olan bu yerler, sonradan yeni bir imar planıyla kullanılış şekli değiştirilerek özel mülkiyete konu olabilecek hale getirildiği takdirde, 3194 sayılı Kanunun 11. maddesinin 3. fıkrası hükümleri nedeniyle Hazine adına tescil edilecektir. Ayrıca, tescil işlemi sırasında imar planında özel mülkiyet konusu edilen yerlerin belediye adına tescil edilmesi için Maliye Bakanlığının yazılı muvafakati sağlanabilirse, doğrudan belediye adına tescil yapılması da mümkündür.”

Bu uygulamada özel mülkiyete konu olan yerler Hazine adına tescil edilecek, özel mülkiyete konu olmayan kısımlar ise Hazine adına tescil edilmeden doğrudan terk edilecektir[4]. Ancak yol, meydan, park gibi alanlara rastlayan meralar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin Hazine adına tescil edilmeden doğrudan terk edilmesi uygulamada sorunlara yol açmıştır. Bunun üzerine Maliye Bakanlığının (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) talebi üzerine TKGM tarafından yayımlanan 1993/5 sayılı Genelgede; meralar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin imar planında özel mülkiyete konu olamayacak yerlere rastlaması durumunda bile öncelikle Hazine adına tescil edilmesi, sonrasında ise terk yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla Mera Kanunu’ndan önceki dönemde imar planı kapsamına alınan meraların, meralık vasfı kendiliğinden kalkacak ve bu meralar arazi ve arsa düzenlemesi esnasında Hazine adına tescil edilecektir. Bunlardan yol, meydan, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu ve terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış olan yerler, İmar Kanunu’nun 11. maddesi kapsamında ilgili belediye ya da il özel idaresine bedelsiz olarak terk edilecektir.

1998 yılından önceki dönemde belediyeler adına tescil edilen yerlerin geri alınabilmesi amacı ile Maliye Bakanlığının (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) 10.05.1989 tarih ve 153 sıra sayılı Genelgesinde, Danıştay’ın istişari görüşü esas alınarak imar planında özel mülkiyet konusu olan alanlara rastlayan kamuya ait gayrimenkullerin belediyeler adına tescil edilmiş olması halinde yapılacak işlemler belirtilmiş ise de, hatalı olarak belediyeler adına tescil edilen taşınmazların Hazine mülkiyetine geçmesi sağlanamamıştır. Bu konudaki ihtilafları sona erdirmek amacı ile Mera Kanununa eklenen geçici 3. madde ile “hatalı olarak belediye adına tescil edilen taşınmazların” belediye mülkiyetinde kalmasına, “şahıslar adına tescil edilen taşınmazların” ise şahıslara doğrudan satışına imkan sağlanmıştır. Konu hakkında Maliye Bakanlığınca çeşitli genel tebliğler yayımlanmıştır. Bu nedenle bu konu hakkında bu maddenin de dikkate alınması gerekir.

Mera Kanunu’nun Yürürlüğe Girmesinden Sonra İmar Planları Kapsamında Kalan Meralar

4342 sayılı Kanunun 14. maddesine göre imar planı sınırları içerisine alınan meraların Kanunun öngördüğü şekilde tahsis amacının değiştirilmesi gerekir. Bu kapsamda; mera, yaylak ve kışlaklar ile umuma ait çayır ve otlak alanları, harman yeri, panayır, sıvat ve eyrek yerleri gibi kamu orta malı taşınmazların imar planı sınırı içerisinde kalması durumunda, imar uygulamasını yapacak kurumca, bu yerlerin öncelikle Mera Kanunu kapsamında vasıflarının değiştirilerek Hazine adına tescilleri yapılmalıdır.

[1]     Şimşek, Suat (2013) “Kamu Malları Teorisi Açısından Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemleri: Yargıtay ve Danıştay Kararları Işığında Bir Değerlendirme”, s: 252

[2]     İmar planı kapsamına alınma açısından, taşınmazın nazım imar planı içerisine alınma tarihi (nazım imar planının kesinleşme tarihi) esas alınır. Bir başka anlatımla, Mera Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce nazım imar planı kapsamına alınan bir meranın uygulama imar planı Mera Kanunu’nun yürürlüğünden sonra yapılsa bile tahsis amacı değişikliğine gerek yoktur. Bkz. Danıştay 6. Dairesinin 28.01.2008 tarihli ve E: 2006/5630, K: 2008/423 sayılı kararı

[3]     Şimşek, Suat (2013) “Kamu Malları Teorisi Açısından Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemleri: Yargıtay ve Danıştay Kararları Işığında Bir Değerlendirme”, s: 254

[4]     Şimşek, Suat (2013) “Kamu Malları Teorisi Açısından Arazi ve Arsa Düzenlemesi İşlemleri: Yargıtay ve Danıştay Kararları Işığında Bir Değerlendirme”, s: 254

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.