Sahil Şeritlerinin Belirlenmesiyle İlgili Anayasal İlkeler

Anayasa kıyıların kara yönünden devamı durumunda bulunan sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararının öncelikle gözetilmesini; kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliğinin saptanmasını ve kişilerin bu yerlerden yararlanma olanak ve koşullarının bir yasayla düzenlenmesini öngörmüştür.

Anayasa Mahkemesi’nin 25.2.1986 tarihli ve E: 1985/1, K: 1986/4 sayılı kararında belirtildiği gibi Anayasa, kıyılardan yararlanma için yalnız kıyı alanının belirlenmesini yeterli görmemiş, kıyıların devamı olan ve onu çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada da kamu yararının gözetilmesi esasını getirmiştir.

Dolayısıyla sahil şeritleri açısından iki anayasal ilke söz konusudur. Bunlardan birincisine göre sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararının gözetilmesi gerekmektedir. İkinci ilke de birincisiyle paraleldir. Buna göre sahil şeritlerinin derinliklerinin bir kanun ile saptanması gerekmektedir.

Öncelikle sahil şertilerinin derinliğinin belirlenmesini inceleyelim. Anayasa’nın 43. maddesine göre sahil şeritlerinin derinliğinin kanun ile belirlenmesi gerekir.[1] Ancak yasa koyucu sahil şeritlerinin derinliğini belirlerken tamamen bağımsız değildir. 43. maddenin, kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma olanak ve koşullarının yasayla düzenleneceğini öngören üçüncü fıkrası, önceki fıkralarıyla birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucuya sınırsız bir düzenleme yetkisi verilmediği, verilen yetkinin kıyı ve sahil şeridinden yararlanmada kamu önceliğini ortadan kaldıracak biçimde kullanılamayacağı anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle yasa koyucu sahil şeritlerinin derinliğinin bir kanunla saptarken kamu yararını gözetmek zorundadır. Bundan dolayı sahil şeritleri hakkında yasal düzenleme yapılırken sahil şeritlerinin derinliğinin, kamunun yararlanmasını engelleyecek veya ortadan kaldıracak kadar dar tutulması Anayasa’ya aykırılık oluşturacaktır. Çünkü sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesine olanak vermeyecek biçimde bir derinliğin saptanması, bu yerlerden kamunun yararlanmasını engelleyecektir.

Fakat bu durumda da karşımıza sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararı nedir ve ne kadar derinlik ayrılmasının kamu yararı amacına uygun düşeceği soruları çıkacaktır. Çağdaş devlet anlayışı, sahillerde kamu yararına uygun düzenlemenin asgari koşullarını da belirlemiştir. Sahil şeritlerinin, denizden ve güneşten yararlanmaya elverişli ve kıyı koşullarını taşıyan bir alanı izleyen, ayrıca, kişilerin sağlık, temiz hava ve dinlence gereksinimlerini karşılayacak toplumun yararlanmasına açık kimi tesislerin yapımına ve yeterli bir sahil yolu geçirilmesine olanak veren bir derinliği içermesi, bu yerlerden yararlanmada önceliğin kamuya verilmesinin asgari koşulunu oluşturur. Bu derinlik, denizden doğal servet ve kaynak olarak yararlanılmaya ve bu amaçlı tesislerin yapımına da elverişli olmalıdır. Fakat yukarıda belirtilen hususların tamamen sübjektif ve kişiden kişiye değişebilen hususlar olduğu da açıktır. Bundan dolayı bu soruların cevabı tamamen yasa koyucunun takdirindedir.

Anayasa Mahkemesi ise sahil şeritlerinin genişliklerini belirleyen kanun maddelerini anayasal değerlendirmeye tabi tutmuş ve belirli genişliklerin anayasaya aykırı olup olmadığına karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi 3086 sayılı Kıyı Kanunu ile ilgili olarak verdiği 25.2.1986 tarihli ve E: 1985/1, K: 1986/4 sayılı kararında sahil şeritlerinin en az 30 m. genişliğinde tespit edilmesini Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Mahkemeye göre 43. maddeden, Anayasa’nın kıyılardan yararlanma için sadece kıyı alanının belirlenmesini yeterli görmediği, kıyıların devamı olan ve onu çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada da kamu yararının gözetilmesini istediği anlaşılmaktadır. Bu konuda, kanuni düzenleme yapılırken sahil şeritlerinin derinliğinin, bu yerlerden kamunun yararlanmasını engelleyecek veya ortadan kaldıracak biçimde çok dar tutulması halinde Anayasa’ya aykırılık sorunu ortaya çıkacaktır. Ancak dava konusu kuralla sahil şeridi, imar planlı yerlerde en az 10, diğer yerlerde en az 30 metre olarak kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile kıyılardan kamunun yararlanmasının ortadan kaldırıldığı veya engellendiği düşünülemez. Çünkü, sahil şeritleri için öngörülen derinliğin en azı belirtildiğine göre, bu mesafenin kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçları göz önünde tutularak artırılabileceği kuşkusuzdur.

Buna karşılık Mahkeme 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile ilgili olarak verdiği 18.9.1991 tarihli ve E:  1990/23, K:  1991/29 sayılı kararında[2] sahil şeritlerinin derinliklerinin, imar plânlı ya da henüz uygulama plânları yapılmamış yerlerde, kullanış amaçlarına göre ayrı ayrı saptanabileceğini, ancak, yukarıdaki koşulları içeren bir derinliğin, her halde 100 m. den az olmaması gerektiğini, sahil şeridi olarak daha dar bir alanın belirlenmesinin, bu yerlerden Anayasa’nın öngördüğü kamu yararına uygun bir yararlanmayı zorlaştıracağını ifade etmiştir.

Mahkeme bu kararında 3621 sayılı Kanun’un 4. maddesinin uygulama imar plânı yapılacak alanlarda sahil şeridini yatay olarak en az 20 metre genişliğinde belirlenmesini öngören hükmünü Anayasa’ya aykırı bulmuştur.

Anayasa Mahkemesine göre bu derinliği en az 20 metre olarak saptamakla, kamuya uygun bir yararlanmaya yeterince olanak sağladığı söylenemez. Kaldı ki, bentte, bu derinlik “uygulama imar plânı yapılacak alanlarda” en az 20 m. olarak belirlenmiş, böylece imar plânı yapılacağı ileri sürülen sahil şeritlerinin bulunduğu her yerde bu derinlikle yetinmenin yolu açılmıştır. Yasa koyucu, takdir hakkını, ne zaman yapılacağı belli olmayan bir planın gerekçe gösterilerek kamu yararına saptanmış genişliklerin daraltılması sonucunu doğuracak uygulamalara olanak verecek biçimde kullanamaz. Öte yandan, Kanun’un sahil şeritlerine ilişkin bu düzenlemesinin, Anayasa’nın herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu söyleyen 56. maddesiyle de uyum içinde bulunduğu söylenemez. Çünkü, denizlerin ve göllerin ve onların devamı olan kıyıların ve kıyıları tamamlayan sahil şeritlerinin dengeli bir çevre ile yakın ilişkisi tartışmasızdır. Üstelik, kamuya açık kıyı, deniz, göl ve akarsuların kirlenmesinde sahil şeridinin kullanış biçimi en büyük etkendir. Başka bir deyişle, sahil şeritleri ve kıyılar, kişilerin yararlanacağı doğal çevreyi oluşturur. Herkes, bu çevrede sağlıklı ve dengeli bir yaşam hakkına sahiptir. Yine Anayasa’nın bu maddesine göre “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşın ödevidir.” Çevre koşullarına ve kamu yararı esasına göre saptanmamış sahil şeridi uygulaması, kişileri bu anayasal haktan yoksun kılar. Oysa, bu bendin sahil şeridi olarak öngördüğü alan, çevre koşullarını ve kamu yararını gözetecek ve kişilere sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama olanağı verecek derinlikte değildir.

Fakat Anayasa Mahkemesi aynı kararında 4. maddenin “uygulama imar plânı bulunmayan belediye ve mücavir alan sınırları içinde veya dışındaki yerleşik alanlarda, çevre düzeni ve/veya nazım imar plânı bulunsun veya bulunmasın, yatay olarak en az 50 metre derinliğindeki bir alanın sahil şeridi olarak ayrılmasını” öngören (b) bendini Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Anayasa Mahkemesi en az 50 metre genişlikteki bir alanın, “kullanış amacına göre” gerekirse artırılabileceğini, kısmen de olsa, kamu yararına uygun bir kullanıma elverişli olabileceğini göz önünde tutarak, bu kuralı, iptali gerektirecek ölçüde Anayasa’ya aykırı kabul etmemiştir.

Son olarak şunu belirtelim: Kıyıların, devletin hüküm ve tasarrufunda bulunmasına karşın, sahil şeritleri için aynı şey söylenemez. Sahil şeritlerinin özel mülkiyette bulunmasına anayasal bir engel yoktur.

[1] 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesi sahil şeridini kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alan olarak tanımlamaktadır. Kıyı Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ise sahil şeritlerinin şu esaslara göre belirleneceğini hüküm altına almıştır:

a – Uygulama imar planı ilk defa yapılacak alanlarda, köy yerleşik alanlarında ve iskan dışı alanlarda sahil şeridi, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğinde olmak üzere belirlenir. Bu alanlar kapsamında daha evvel mevzii imar planı onaylanmış alanların kalması durumunda, mevzii imar planının kısmen veya tamamen yapılaşma bulunmayan imar adalarında da sahil şeridi en az 100 metre olarak belirlenir.

b – 11 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planı bulunan kentsel ve kırsal yerleşmelerde, turizm merkez ve alanlarındaki turizm amaçlı alanlar ile turizm merkez ve alanlarındaki kentsel ve kırsal yerleşmelerde kısmen veya tamamen yapılaşma varsa, onaylı imar planındaki sahil şeridi geçerlidir. Aksi halde sahil şeridi (c) bendi uyarınca belirlenir.

c – 11 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış mevzii imar planı ve turizm merkez ve alanlarındaki turizm dışı kullanımlara yönelik mevzii imar planı bulunan alanlarda; planlara belirlenen sahil şeridinin başlangıcından itibaren ilk sırada yer alan imar adalarının kısmen veya tamamen yapılaşmış olması durumunda, gerisindeki imar adalarında kısmen veya tamamen yapılaşma olup olmadığına bakılmaksızın onaylı plandaki sahil şeridine uyulur. İlk sırada yer alan imar adalarında kısmen veya tamamen yapılaşma olmaması durumunda geriye doğru ve diğer imar adalarının durumu değerlendirilerek kısmen veya tamamen yapılaşma bulunanların kıyı yönündeki cephe hattı esas alınarak sahil şeridi belirlenir.

11 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planlarının yapılaşma bulunmayan alanları ile ilgili gerekli revizyonlar en çok 1 yıl içinde Kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre yapılır. Boş ve kısmi yapılaşma bulunmayan alanlarda bu işlemler yapılmadan yapı ruhsatı verilemez.

Sahil şeridinde kıyıya geçişi engelleyecek şekilde; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Moloz, toprak, cüruf, çöp gibi çevreyi bozucu etkisi olan atık ve atıklar dökülemez, kazı yapılamaz.

Sahil şeridinde 11 Temmuz 1992 tarihinden önce, yürürlükteki plan ve/veya mevzuata uygun olarak yapılmış veya inşaat ruhsatı alınarak en az subasman seviyesine kadar inşaatı tamamlanmış yapılardaki müktesep hakları saklıdır. Bu hüküm, üzerine birden fazla yapı yapılmak üzere ruhsat alınmış parsellerdeki en az subasman seviyesindeki yapılar için de geçerlidir.

Sahil şeridinin birinci bölümünde yeni taşıt yolları açılamaz. Ancak 11 Temmuz 1992 tarihinden önce mevzuat hükümlerine uygun olarak onaylanmış planlara göre yapımına başlanmış veya kullanılmakta olan Devlet Karayolları ile yapımı gerçekleştirilmiş imar yollarındaki müktesep haklar saklıdır. İnşaatına başlanmış imar yolları ise mümkün olan en kısa mesafede iç yollarla bağlantı sağlanmak üzere imar planı revizyonu yapılır. Sahil şeridi birinci bölümünde ancak iç yollarla dolgu alanlarındaki yapılmış veya yapılacak yolları bağlayan kısa geçişler için imar yolları planlanabilir.

[2] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 23.01.1992/21120

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.