Sınırlı Ayni Hak, Kuvvetlendirilmiş Alacak Hakkı ve Alacak Hakkı Sahiplerinin Parselasyon İşlemlerine Dava Açma Ehliyeti

Sınırlı Ayni Hak Lehtarı Parselasyona Dava Açabilir mi?

Sınırlı ayni hak sahiplerinin de parselasyon işleminin iptali için dava ehliyetine sahip olduğunu düşünüyoruz. Çünkü parselasyon işlemi, kaçınılmaz olarak sınırlı ayni hak sahiplerini de etkileyecektir.

Her ne kadar Köktürk, Danıştay 6. Dairesinin 28.11.1990 tarihli ve E:1989/689, K:1990/2362 sayılı kararına dayanarak, Hazine’ye ait bir taşınmaz üzerinde irtifak hakkı bulunan kişinin bile parselasyon işlemine karşı dava açma ehliyeti bulunmadığını ileri sürmekte[1] ise de sınırlı ayni hakların niteliği dikkate alındığında bu görüşe katılmaya imkân bulunmamaktadır.

Çünkü tapu kütüğünde kayıtlı olan bir taşınmaz hakkında yapılan imar uygulaması, pek çok durumda sınırlı ayni hak lehtarının durumunu etkileyecektir. Örneğin imar uygulamasına tabi tutulan parselin bulunduğu yerde korunmaması ve başka yerden parsel verilmesi durumunda, bu durum sınırlı ayni hak lehtarını etkiler. Dolayısıyla, arazi ve arsa düzenlemesinin, sınırlı ayni hak lehtarını etkilemesi durumunda, bu kişilerin de bu işlemlere karşı dava açabileceğini kabul etmek gerekir.

Kuvvetlendirilmiş Alacak Hakkı Sahipleri Parselasyona Dava Açabilir mi?

Kuvvetlendirilmiş alacak hakkı sahiplerinin parselasyona dava açabileceğini kabul etmek gerekir. Altıncı Daire bir kararında, tapuya şerh edilen ve bu nedenle kuvvetlendirilmiş hak niteliğinde olan 99 yıllık kira sözleşmesinde kiracı olan tarafın parselasyon işlemine karşı dava açma ehliyetinin bulunduğuna karar vermiştir.

Danıştay 6. Dairesi, 29.05.2001, E:2000/2025, K:2001/2888                   

Tapuya şerh edilen ve bu nedenle kuvvetlendirilmiş hak niteliğinde olan 99 yıllık kira sözleşmesinde kiracı olan tarafın parselasyon işlemine karşı dava açma ehliyetinin bulunduğu.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesinde iptal davaları idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlandığı, kişilerin iptal davaları açmaları için idari işlemle meşru, kişisel, güncel bir menfaatinin ihlal edilmesi gerektiği, öte yandan kişisel hakkın tapu kütüğüne şerh verilmesiyle hakkın mahiyetinin değişmeyeceği, bu hakkın aynileşmeyeceği, kişisel hakkın tapu kütüğüne şerh verilmesiyle hak sahibinin eşya üzerinde dolaysız hâkimiyetinin sağlanamayacağı açık olmakla beraber tapuya şerh verilmesinin bir anlamda kişisel hakkı kuvvetlendirdiği, taşınmaz üzerinde bu hakla bağdaşmayan bir hak kazanan kimselere karşı ileri sürülebileceği, olayda davacının taşınmazı 99 yıllık kira sözleşmesi ile kiralandığı, bu kira sözleşmesinin tapuya şerh edildiği, dava konusu parselasyon işlemiyle de davacı şirkete ait yer altı ve yerüstü tesislerinin 3. kişilerin mülkiyetine geçtiği, taşınmazın üç ayrı parsele ayrıldığı iddiasıyla parselasyon işleminin iptalinin istenildiği, bu durumda kuvvetlendirilmiş şahsi hak niteliğinde olan tapuya şerh düşülen 99 yıllık kira sözleşmesi dolayısıyla kiracı tarafından yer altı ve yerüstü tesislerinin parselasyon işlemiyle 3. kişilerin mülkiyetine geçtiği ve taşınmazın 3 ayrı parsele ayrıldığı iddialarıyla parselasyon işlemine karşı dava açmakta menfaatinin, dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğu”

Alacak Hakkı Sahipleri, Parselasyona Dava Açabilir mi?

Arazi ve arsa düzenlemesi işlemi, parselin değerini önemli ölçüde etkilediğine göre, bu parselin malikinden takipli alacağı olan kişilerin de bu işleme dava açma ehliyeti olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü yanlış yapılan parselasyon işlemi, taşınmazın değerini olumsuz yönde etkiler ise alacaklının, alacağını tahsil edememe riski ortaya çıkar. Bundan dolayı, arazi ve arsa düzenlemesi işlemlerinin, alacaklının menfaatini etkilediği kabul edilmelidir.

Alacaklının, borçlunun zilyetliğinde bulunan bir taşınmazın tescili için dava açma yetkisi bulunduğu bir hukuk sisteminde, alacaklının, borçlunun taşınmazının imar uygulamasına tabi tutulmasından etkilenmeyeceğini ve bu işlemde menfaat ihlali bulunmadığını ileri sürmek ve alacaklının dava ehliyetini kabul etmemek, hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

Ek Bilgi                                                                                                       

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na göre icra takibi yapan alacaklı, borçlunun zilyetliğinde bulunan taşınmazları haczettirmek üzere borçlu adına tescil ettirme yetkisine sahiptir. 2004 sayılı Kanun’un 94. maddesine göre “Borçlunun zilyet bulunduğu bir taşınmaz üzerindeki fevkalade zamanaşımı ile iktisabını istemek hakkının haczedilmesi halinde, icra dairesi zilyetliğin başkasına devrine mani olacak tedbirleri alır ve alacaklıya bir ay içinde taşınmazın borçlusu adına tescili için dava açması yetkisini verir. Mahkemenin tescil kararı ile taşınmaz bu alacaklı lehine mahcuz sayılır.” Ancak alacaklının borçlu adına tescil davası açabilmesi için icra dairesi tarafından yetki verilmesi gerekir.                                                    

[1] Yazar bu konuda şunları vurgulamaktadır: “İmar planlarında “menfaat ihlali” öne çıkarken, arsa düzenlemelerinde bunun yanı sıra, “hak ihlali” daha fazla önem taşımaktadır. Bunun nedeni, “hak” hukuken koruma altına alınmış olmasına karşın, “menfaat” davanın esasına etkili olmayan, yalnızca davanın kabulü ve dinlenmesi için aranılan bir usul şartı olmasıdır.” Köktürk, Erdal (2007) Arsa Düzenlemeleri ve Yargı İlişkisi, s: 26

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.