Türk Hukukunda Mülkiyet Hakkının Kapsamı

1924 Anayasası’na Göre Mülkiyet Hakkının Kapsamı

Gerek 1924 Anayasası’ndan hemen sonra çıkarılan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yaklaşımı ve gerekse bu dönemde çıkarılan diğer mevzuat dikkate alındığında 1924 Anayasası döneminde mülkiyet hakkının kapsamının sadece taşınır ve taşınmaz mallarla sınırlı olarak düşünüldüğü, fikri mülkiyet hakları gibi hakların ise mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmediği görülmektedir. Anayasa’da bu konuda açık bir hüküm yer almamıştır. 743 sayılı Kanun mülkiyeti taşınır ve taşınmazlarla (buna alınıp satılmaya elverişli tabii kuvvetler de dahil) sınırlı olarak düzenlemiştir.

743 sayılı Kanun’un 619.[1], 620[2] ve 621[3]. 644.[4] maddeleri de mülkiyet hakkının yatay ve dikey kapsamını düzenlemiştir. Bu maddelere göre bir şeye malik olan kişi o şeyin tamamlayıcı parçasına (mütemmim cüz), doğal ürünlerine (tabii semere) ve istisna edilmemiş eklentisine (teferruat) sahip olur. Taşınmaz mülkiyetinin önemli bir unsuru da kaynak sularıdır. 743 sayılı Kanun’un 679. maddesine göre kaynak suları, taşınmazın tamamlayıcı parçasıdır. Bu nedenle kaynak sularının mülkiyeti üzerinde bulundukları taşınmazın kaderine tabidir.

644. madde ise mülkiyetin dikey kapsamını düzenlemiştir. Buna göre bir şeye malik olan kişi o şeyin altına ve üstüne de malik olur. 743 sayılı Kanun, İslam ve Osmanlı hukukundan esinlenerek bu malik olma durumunun “kullanmakta faydalı olacak derece” ile sınırlı olması esasını kabul etmiştir. Bundan dolayı malikin arazi üzerindeki ve altındaki mülkiyet hakkı, ancak malikin faydalanabileceği sınırlar için geçerlidir.

Taşınmaz mülkiyetinin dikey kapsamının çeşitli istisnaları söz konusudur. Bunlardan en önemlisi üst hakkıdır. 743 sayılı Kanun’un 652. maddesine göre bir arsanın altında veya üstünde yapılan yahut onunla devamlı bir surette birleştirilen inşaat ve imalat tapu siciline irtifak hakkı diye tescil edilmek üzere başka bir malikin mülkü olabilir. Bir başka istisna ise mecralardır. Kanun’un 653. maddesine[5] göre elektrik, gaz, su gibi şeylerin mecraları hangi sınai teşebbüs için tesis edilmiş ise onun mülkü olarak kabul edilir.

Kalıcı olmamak şartıyla, başkasının taşınmazı üzerine yapılan kulübe ve barakalar da 743 sayılı Kanun’un 654. maddesi[6] gereği, yapan kişinin mülkiyetinde olur.

Yeraltı suları kamunun ortak kullanımı altındadır. Bundan dolayı bir taşınmaza sahip olmak onun altındaki suya da sahip olunduğu anlamına gelmez.

1961 Anayasası’na Göre Mülkiyet Hakkının Kapsamı

Anayasa koyucu 1961 Anayasası’nda mülkiyet hakkının kapsamını açıkça belirtmemiştir. Mülkiyet hakkının kapsam ve sınırlarını belirtme yetkisi kanun koyucuya bırakılmıştır (Eren, 1974: 783). Ancak kanun koyucuya tanınan bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. Kanun koyucu bu görev ve yetkisini, sosyal hukuk devleti ve özellikle kamu yararı ilkesi açısından değerlendirip kullanacaktır (Eren, 1974: 791).

Başta 743 sayılı Türk Medeni Kanunu olmak üzere bu dönemde çıkarılan kanunlar incelendiğinde kanun koyucunun mülkiyet hakkını sadece fiziki varlığı olan nesnelerle sınırlı olarak düzenlediği, başta fikri mülkiyet hakları olmak üzere fiziki varlığı bulunmayan hakların mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmediği düşünülebilir.

Anayasa Mahkemesi de 1961 Anayasası döneminde verdiği 28.12.1967 tarihli ve E: 1967/10, K: 1967/49 sayılı kararında[7] 1961 Anayasası’nın mülkiyet hakkını koruyan 36. maddesinin kapsamını eşya hukuku anlamında, yani Medeni Kanun’da düzenlendiği şekliyle dar yorumlamış ve fikri mülkiyet haklarının mülkiyet hakkının getirdiği korumadan yararlanamayacağını ifade etmiştir.

Anayasa Mahkemesi bu kararında 36. maddede mameleke giren bütün hakların hepsinin mülkiyet hakkı kavramı içinde olduğunu gösteren bir hüküm veya bu derecede geniş yorumlamaya elverişli bir anlatım bulunmadığını, madde gerekçesinin ve Temsilciler Meclisi’nde yapılan görüşmelerde kullanılan bazı ifadelerin de mülkiyet hakkının Medeni Kanun çerçevesinde anlaşılması gerektiğini düşündürdüğünü ifade etmiştir. Mahkemenin bu kararına göre mülkiyet hakkının konusunu maddî şeyler teşkil etmekte, mamelek içindeki diğer haklar (fikri mülkiyet hakları ve alacak hakları gibi) mülkiyet hakkı kapsamına girmemektedir.

Ancak Eren 1961 Anayasası’nın 36. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının sadece maddi varlığı olan malları değil, mameleke giren bütün unsurları kapsadığı görüşündedir (Eren, 1974: 778). Eren’e göre 36. maddenin kapsamına hem taşınır ve taşınmazlar üzerindeki haklar, hem de maddi ve gayrı maddi mallar üzerindeki diğer mutlak haklar girmektedir (Eren, 1977: 183). Mesela patent hakları, fikrî haklar, marka üzerindeki haklar, sınırlı aynî haklar gibi, alacak (şahsî) hakları da anayasal garanti altında bulunmaktadır (Eren, 1974: 779).

1982 Anayasası’na Göre Mülkiyet Hakkının Kapsamı

Mülkiyet hakkının kapsamı konusunda 1982 Anayasası’nda herhangi bir hüküm yer almamıştır. Sadece Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından hazırlanan gerekçe de “Mülkiyet anayasal güvence altına alınması tek tek menkul ve taşınmaz malları, para ile değerlendirebilen hakları ve mal varlığını toplu olarak ve tabiî olarak üretim araçlarını içeren bir teminattır.” ibarelerine yer verilmiştir. Bu ifadeler Anayasa tasarısını hazırlayanların, iktisadi değer ifade eden her türlü unsuru mülkiyet hakkı kapsamında gördüğüne işaret etmektedir.  Bu konuda genel kabul gören görüşe göre de Anayasa’nın 35. maddesinde koruma altına alınan mülkiyet hakkı sadece taşınır ya da taşınmazları değil; marka ve patent hakları, fikri mülkiyet hakları, alacak hakları gibi maddi bir varlığı olmayan hakları da kapsamaktadır. Bir başka ifade ile mülkiyet hakkının kapsamına iktisadi bir değer arz eden bütün unsurlar girmektedir. Anayasa Mahkemesi de maddi varlığı olan taşınır ve taşınmazların yanı sıra maddi varlığı olmayan çeşitli hakların da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönünde kararlar vermiştir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi fikri ve sınaî mülkiyet haklarının (31.1.2008, E: 2004/81, K: 2008/48)[8], alacak haklarının (19.06.2008, E: 2005/138, K: 2008/124)[9], 3417 sayılı Kanun uyarınca çalışanların aylık ve ücretlerinin belli bir yüzdesi üzerinden hesaplanarak ve ilgililerin tasarruf kesintisine eklenerek tasarrufu teşvik hesabına yatırılan Devlet/işveren katkısı ile katkının ve tasarruf kesintisinin birlikte değerlendirilmesiyle oluşan nemaların (10.12.2001, E: 2000/42, K: 2001/361)[10] da mülkiyet hakkının kapsamında olduğuna karar vermiştir.[11]

Doktrin de Anayasa’nın 35. maddesinin sadece maddi şeyleri değil, fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklar, alacak hakları gibi değeri parayla ölçülebilen diğer nesneler üzerindeki maddi ya da gayri maddi mal varlığı haklarını da kapsadığı görüşündedir (Ertaş, 2006: 143).

Buna karşılık mülkiyetle ilgili davalar için yargılama ile ilgili olarak konulacak sınırlamalar, mülkiyet hakkı ile ilgili değildir ve bu sınırlamaların mülkiyet hakkını sınırladığı söylenemez. Anayasa Mahkemesi’ne göre, mülkiyet kavramını değiştirmeyen, yapısını daraltmayan, bağını ortadan kaldırmayan, kullanılıp yararlanılmasını önlemeyen, ancak ona bağlı hakların (dava açma hakkı gibi) kullanılma süresini düzenleyen kurallar doğrudan hakka yönelik değildir (Anayasa Mahkemesinin 15.03.1989 tarihli ve E: 1988/33, K: 1989/17 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun geçici 4. maddesinde dava açma süresini 10 yılla sınırlayan hüküm hakkında verdiği 15.03.1989 tarihli ve E: 1988/33, K: 1989/17 sayılı kararında, yargılama ile ilgili sınırlamaların mülkiyet hakkı ile ilgili olmadığını ifade etmiştir. Mahkemeye göre yasa koyucunun, bir durumun, belli bir süre geçtikten sonra eski olaylara dayanılıp tartışma konusu yapılmamasını isteyerek ve bunda kamu düzeni bakımından yarar görerek getirdiği sınırlamalar mülkiyet hakkını değil, hak arama özgürlüğünü ilgilendirir. Üstelik aranılması önlenen hakların sonuçta mülkiyet hakkını etkilemesi sonucu değiştirmez. Dolayısıyla kısıtlanan, mülkiyet hakkı değil, dava açma hakkı, başvuru hakkıdır. Aynı yönde Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.1991 tarihli ve E: 1991/9, K: 1991/36 sayılı kararına[12] bakılabilir.

Anayasa Mahkemesi’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğünden önce kadastro mevzuatında yer alan ve kazandırıcı zaman aşımı ile elde edilebilecek taşınmaz miktarını sınırlayan kuralların Anayasa’ya aykırılığını incelerken verdiği çeşitli kararlarda (Örneğin 07.06.1983, E: 1982/1, K: 1983/10[13]; aynı yönde 17.05.1963, E: 1963/175, K: 1963/114[14]), zamanaşımıyla kazanılan hakkın, tescil isteminde bulunma hakkı olduğu ve mülkiyet hakkının kapsamında olmadığı vurgulanmıştır. Mahkemeye göre zilyet, adına yapılmış olan tapulama tespitinin veya mahkemece verilen kararın kesinleşmesi üzerine taşınmazın mülkiyetini kazanmadıkça, zilyetlik, yalnız taşınmaz mal üzerindeki eylemli egemenliktir. Bu eylemli durumun hukuki sonuçları kanun tarafından öngörülmüş ise de zilyedin, Anayasa’nın 35. maddesinin güvencesi altında bulunan bir mülkiyet hakkından söz edilemez.

Fakat 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinin birinci fıkrasında “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” hükmü yer almış ve aynı maddenin 5. fıkrasının 2. cümlesinde mülkiyetin, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olacağı hüküm altına alınmıştır. Bu açıdan bakıldığında zilyetliğe ilişkin koşullar sağlandığında mülkiyet gerçekleşmiş olacağı için tescil öncesi durumda dahi mülkiyet hakkının kapsamına giren bir durum söz konusudur.

35. maddenin bir de haklar yönünden kapsamı söz konusudur. Gerçekten de 35. madde sadece mülkiyet hakkını değil, aynı zamanda miras hakkını da düzenlemektedir. Ancak miras hakkının yerleşmiş bir kurum olarak niteliğinin bilinmesi nedeniyle Anayasa’da konu fazla işlenmemiş, ayrıntılar kanuna bırakılmıştır.

Miras hakkı, miras bırakacak olana, ölümünden sonra malvarlığının kanunda belirtilen yakınlarına ya da belli ölçüde kendi seçeceği kişilere; aile bireylerine, yakınlarının ölümü halinde malvarlığının, en az kanunda öngörülen ölçülerde, kendilerine geçeceği yolunda güvence sağlar.

35. maddenin gerekçesinde miras hakkıyla ilgili olarak şu ifadelere yer verilmiştir: “Maddede mülkiyet ve miras hakları, diğer temel haklar gibi ve onlar derecesinde düzenlenmiş ve Anayasa güvencesine bağlanmıştır. Miras hakkı, mülkiyet hakkının bir devamıdır, özel bir şeklidir. Bu nedenle mülkiyet ve miras aynı maddede ard arda düzenlenerek Anayasal güvence altına alınmıştır. Miras hakkının ağır vergilendirme yolu ile muhtevasız hale getirilmesi, miras hakkının ortadan kaldırılması önlenmek istenmiştir.”

Miras hakkı, mülkiyet hakkının bir devamıdır. Miras hakkı, miras bırakacak olana, ölümünden sonra malvarlığının yakınlarına yada belli ölçüde kendi seçeceği kişilere; aile bireylerine, yakınlarının ölümü halinde mal varlığının, en az kanunda öngörülen ölçülerde, kendilerine geçeceği yolunda güvence sağlar. Bu genel kavram içinde, miras hakkı bir yandan mülkiyet, öte yandan aile kurumuyla ilişkilidir (Anayasa Mahkemesinin 20.9.1984 tarihli ve E:1984/4, K:1984/9 sayılı kararı). Bu nedenle mülkiyet hakkının korunması, miras hakkının korunmasıyla yakından ilgilidir. Ancak bu iki hakkın çatıştığı durumlarda söz konusudur. Örneğin mülkiyet hakkı kişiye mülkü üzerinde dilediği gibi tasarruf etme imkanı verirken, mirasçıların tamamının miras haklarının korunması amacıyla saklı pay esası benimsenmiş ve malikin, mülkü üzerinde ölüme bağlı tasarruf yapma imkanı kısıtlanmıştır.

[1] Madde 619 – Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütün mütemmim cüzlerine de malik olur. Mahalli örfe göre bir şeyin esaslı bir unsurunu teşkil eden o şey telef veya tahrip yahut tağyir edilmedikçe ondan ayrılması kabil olmıyan cüzler o şeyin mütemmim cüzleridir.

[2] Madde 620 – Bir şeye malik olan kimse, o şeyin tabii semerelerine de maliktir. Bir şeyin muayyen zamanlarda hasıl ettiği ve örfün o şeyden sureti tahsisine göre istihsalini tecviz eylediği mahsuller, o şeyin tabii semereleridir. Tabii semereler, ayrılıncaya kadar asıl şeyin mütemmim cüzleridir.

[3] Madde 621 – Bir şeye ait yapılacak temliki tasarruflarda o şeyin istisna olunmayan teferruatı dahil olur. Mahalli örfe veya malikin sarih arzusuna göre bir şeyin işletilmesi veya muhafazası veya ondan istifade olunması için daimi bir tarzda tahsis olunan ve kullanmakta o şeye tabi kılınan veya takılan veya onunla birleştirilen menkul eşya asıl seyin teferruatıdır. Asıl şeyden muvakkat bir zaman için ayrılmakla teferruattan olmak sıfatı zail olmaz.

[4] Bir arza malik olmak, onu kullanmakta faydalı olacak derecede altına ve üstüne malik olmağı tazammun eder. Kanuni takyitler müstesna olmak üzere bu mülkiyet, yapılan ve dikilen şeyleri ve kaynakları dahi şamil olur.

[5] Madde 653 – Elektrik, gaz, su gibi şeylerin mecraları hangi arz için tesis olunmuşlar ise onun haricinde bulunmuş olsa bile hilafına bir hüküm olmadıkça onlar hangi sınai teşebbüsün eseri iseler onun teferruatı ve sahibinin mülkü nazariyle bakılır. Bu mecraları tesis hakkı, komşuluk münasebetlerine müteallik hükümler icabından olmadığı takdirde irtifak hakkına müsteniden tesis edilmiş olmadıkça başkasının arsasını ayni bir hakla takyit etmiş olmaz. Eğer mecra açıkta değilse irtifak hakkı, tapu siciline kaydolunmakla tesis olunur; açıkta ise irtifak hakkı mecranın yapılmasiyle teessüs etmiş olur.

[6] Madde 654 – Temelli kalmak maksadı olmaksızın başkasının arsası üzerine yapılan kulübe ve baraka gibi hafif binalar, inşa edenin mülkü olur ve tapu siciline kaydolunmaz.

[7] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 30.1.1969/13114

[8] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 20.03.2008/26822

[9] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 06.11.2008/27046

[10] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 28.03.2002/24709

[11] Ancak Ertaş (2006:137) Anayasa Mahkemesi’nin 28.12.1967, E: 1967/10, K: 1967/49 sayılı kararını gerekçe göstererek Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkını sadece fiziki varlığı olan nesnelerle sınırlı olarak benimsediğini ifade etmektedir. Oysaki Anayasa Mahkemesi 1982 Anayasası döneminde verdiği kararlarında mülkiyet hakkını geniş olarak yorumlamış ve fikri ve sınaî mülkiyet haklarının, alacak haklarının, çalışanların aylık ve ücretlerinden 3417 sayılı Kanun uyarınca kesilen ve tasarrufu teşvik hesabında toplanan tasarruf tutarlarının da mülkiyet hakkının kapsamında olduğuna karar vermiştir

[12] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 09.05.1992/21223

[13] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 15.04.1984/18373

[14] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 18.11.1963/11558

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.