Tüzel Kişilerin AİHM’de Dava Açma Ehliyeti

AİHS 34. maddede yer alan hükümet dışı kuruluşlar ibaresi tüm özel hukuk tüzel kişilerini kapsamaktadır.

Bundan dolayı bu ibareden sadece sivil toplum örgütlerini değil; özel hukuk tüzel kişiliğine sahip sendikaları, kooperatifleri (Örneğin Sınırlı Sorumlu Özulaş Yapı Kooperatifi/Türkiye davası), ticaret şirketlerini (örneğin Yıltaş Yıldırz Turistik Tesisleri A.Ş/Türkiye davası), siyasal partileri (örneğin Sosyalist Parti/Türkiye davası), vakıfları (örnek olarak Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı Vakfı/Türkiye davası), dernekleri, meslek kuruluşlarını, futbol kulüplerini (örnek olarak FC Mretebi/Gürcistan davası), hatta kilise/manastırları (örnek olarak Kutsal Manastırlar/Yunanistan davası) anlamak gerekir.

Tüzel kişiler tüzel kişiliklerini ilgilendiren konularda mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürebilmektedirler. Üstelik tüzel kişinin dava edilecek devlette kayıtlı/tescilli olmasına da gerek yoktur. Nasıl ki bir gerçek kişinin Sözleşme’ye taraf bir devleti dava edebilmesi için o devletin vatandaşı olmasına gerek yoktur, aynı şekilde dava açacak tüzel kişinin o devlette kayıtlı/tescilli olması da gerekmemektedir (Gemalmaz, 2009: 50).

Dava açılabilmesi için tüzel kişiliğin Sözleşme’ye taraf bir devletin yetki alanı içinde bulunması ve o devlete atfedilebilir bir tasarruftan etkilenmiş olması yeterlidir (Gemalmaz, 2009: 50). Örneğin Mahkeme Türkiye’de kayıtlı bir anonim şirket olan Boğaziçi Hava Yolları Turizm ve Ticaret A. Ş. tarafından İrlanda aleyhine açılan davayı esastan görüşerek karara bağlamıştır.

Her ne kadar Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi, Sözleşme’nin tüzel kişilere değinen tek maddesi ise de, bu durum tüzel kişilerin Sözleşme’de yer alan diğer haklardan yararlanamayacağı şeklinde algılanmamalıdır. Sözleşme’deki haklar, gerçek ya da tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın herkese tanındığı için, açıkça belirtilmediği sürece, tüzel kişiler, niteliklerine uygun haklardan (adil yargılanma hakkı gibi) yararlanırlar.

Ancak bu tüzel kişiler sadece Sözleşme’nin tüzel kişiler açısından geçerli olabilecek haklarının ihlali gerekçesiyle dava açabilirler. Örneğin yaşam hakkı gibi haklar sadece gerçek kişiler açısından geçerli olduğu için tüzel kişilerin bu hakların öznesi olması mümkün değildir. Buna karşılık başta mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı olmak üzere tüzel kişiliğin niteliğine uygun hakların öznesi olabilmeleri mümkündür.

Tüzel kişiler ile onları oluşturan hissedarlar/üyeler arasındaki ilişki (tüzel kişinin hissedarı/üyesini ilgilendiren; hissedar/üyenin de tüzel kişiliği ilgilendiren tasarruflar nedeniyle dava açma ehliyeti) de incelenmesi gereken önemli konulardan biridir. Çünkü hissedar açısından bakıldığında sahip olunan hisse ekonomik değeri haizdir. Tüzel kişiliğin kendisini ilgilendiren işlemlerin ise hisseleri etkilememesi neredeyse imkansız gibidir.

Bundan dolayı, hissedarların tüzel kişiliği ilgilendiren tasarruflar hakkında AİHM nezdinde dava açıp açamayacakları hususu büyük önem taşımaktadır. Aynı durum tüzel kişilerin, hissedarlarını/üyelerini ilgilendiren tasarruflar nedeniyle dava açma ehliyetlerinde de görülür. Aşağıda açıklanacağı üzere AİHM tüzel kişilerin, hissedarlarını/üyelerini ilgilendiren tasarruflar nedeniyle dava açma ehliyetlerinin bulunmadığına karar vermektedir ki bu durum özellikle üyelerinin menfaatlerin koruma amacı taşıyan derneklerin, meslek örgütlerinin ve sendikaların dava açma durumunu kısıtlamaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.