Vergilerin Kanuniliği İlkesi

Vergilerin Kanuniliği İlkesi Nedir?

Vergilerin kanuniliği ilkesi gerek bu yükümlülüklerin muhatabı olan kişiler açısından ve gerekse idare açısından büyük bir öneme sahiptir. Vergilerin kanuniliği ilkesi, demokratik meşruiyet ilkesiyle yakından ilgilidir. Çünkü demokratik bir sistemde vergi koyma yetkisi sadece halkın doğrudan temsilcisi olan meclisin vergi koyma yetkisi bulunmalıdır.

Vergi kurumunun hukuksal yapısının temel koşulu olan kanunilik ilkesi verginin oranının, salınma biçiminin, tarh, tahakkuk ve tahsil usullerinin, yaptırımlarının, zamanaşımının idare ve yükümlüler tarafından bilinmesi anlamına gelmektedir. Yükümlülere güven veren bu ilke, vergi yönteminde de kararlılık sağlamakta, herkesi eşit biçimde kapsamına alan bir yurttaşlık görevinin göstergesini oluşturmaktadır.

Kanunilik ilkesi, sadece keyfi, takdiri ve sınırsız ölçülere dayalı uygulamaları önlemek için değil, aynı zamanda vergi sisteminde adalet, istikrar ve düzenin, vergi yönetiminde de kararlılığın sağlanması amacına yöneliktir. Bundan dolayı Anayasa’nın 73. maddesinde “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” hükmü yer almaktadır.

Kanunla Konulması Zorunluluğu

Bu hükmün ilk yönü vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülüklerin kanunla konulmasıdır. Bundan dolayı bu yükümlülüklerin bir kanun hükmüyle konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması zorunludur. Bu kural gereği vergilendirme yetkisi, yasama organına ait olup yürütme organının, yasal dayanağı olmadan bir idarî işlemle vergi koyma, değiştirme ve kaldırma yetkisi yoktur. Burada kastedilen maddi anlamda bir kanun değil, şekli anlamda bir kanundur. Üstelik buradaki kanun, normal usullere tabi kanunlardır. Özel usullere tabi bütçe kanunlarıyla vergi kurumlarının düzenlenmesi mümkün değildir (Anayasa Mahkemesi, 07.10.1998, E: 1998/29, K:  1998/60).

Ayrıca Anayasa’nın 7. maddesi yasama yetkisinin devredilemeyeceğini öngördüğü için yasama organının vergi koyma yetkisini başka bir kuruma devretme gibi bir yetkisi söz konusu değildir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 91. maddesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler KHK ile düzenlenemez” ifadesi yer almaktadır. Vergi konusunu düzenleyen 73. madde ise Anayasa’nın ikinci kısmının “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer almaktadır. Bundan dolayı vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin KHK ile düzenlenmesi mümkün değildir (Gürpınar ve Yıldız, 2009: 868).

Verginin kanuniliği ilkesinin gerçekleşmiş olabilmesi için sadece kanunla konulmuş, değiştirilmiş ya da kaldırılmış olmak yeterli değildir. Bir başka ifadeyle kanunun yalnızca verginin konusunu belirtip diğer hususları düzenlememesi durumunda kanunilik ilkesi gerçekleşmemiş demektir. Çünkü anayasa koyucu her çeşit mali yükümün kanunla konulmasını buyururken, keyfi ve takdiri uygulamaları önlemeyi amaçlamıştır. Kanun koyucunun yalnız konusunu belli ederek bir mali yükümün ilgililere yükletilmesine olur vermesi, bunun kanunla konulmuş sayılabilmesi için yeterli değildir. Mali yükümlülüklerin matrah ve oranları, tarh, tahakkuk ve tahsil usulleri, yaptırımları, zamanaşımı, yukarı ve aşağı sınırları gibi diğer yönleri kanunla belirlenmez ise keyfi uygulamalara yol açabilmesi mümkündür (Anayasa Mahkemesi, 31/3/1987, E: 1986/20, K: 1987/9)[1]. Bundan dolayı mali yükümler kanunla düzenlenirken belli başlı öğeleri de açıklanarak ve çerçeveleri kesin çizgilerle belirtilerek düzenlenmelidir (Gürpınar ve Yıldız, 2009: 868).[2]

73. maddenin son fıkrasına göre, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin, muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde yasanın belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken birkaç husus söz konusudur. Öncelikle vergi ve mali yükümlülüklere ilişkin yasalarda uygulamaya yönelik kuralların idari düzenleyici metinlere bırakılması yasama organının takdir alanı içindedir. Kanun koyucu bu tür kuralları vergi yasalarında ayrıntılı düzenleyebileceği gibi, çerçevesini belirleyerek idari düzenlemelere de bırakabilir.

İkincisi verginin temel hususlarının (konu, matrah, tarh, tahakkuk gibi) kanunla düzenlenmesi zorunludur. Bu hususların düzenlenmesi idareye bırakılamaz. İdareye bırakılabilecek husus sadece “muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde yasanın belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma” yetkisidir. Üstelik Bakanlar Kurulu’na yetki verilirken alt ve üst sınırların vergi kanununda belirtilmesi gerekir.

Yürütme organı da bu yetkisini kullanırken tamamen bağımsız değildir. Yürütme organına verilen yetki, vergilendirmenin temel öğelerine ilişkin olmayıp yasayla getirilen düzenlemeyi açıklayıcı ve tamamlayıcı niteliktedir. Bundan dolayı yürütme organı, vergilendirme tekniğine ve ayrıntılara ilişkin konuları düzenlerken vergi yasalarının sınırları içinde kalmak zorundadır.

[1] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 28.05.1987/19473

[2] Anayasa Mahkemesi bir kararında konuyla ilgili olarak şu yorumu yapmıştır: “Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, Anayasa koyucu, her çeşit mali yükümün kanunla konulmasını buyururken keyfi ve takdiri uygulamayı önlemeyi amaçlamıştır. Kanun koyucunun yalnız konusunu belli ederek bir mali yükümün ilgililere yükletilmesine olur vermesi, bunun kanunla konulmuş sayılabilmesi için yeter neden olamaz. Mali yükümlerin matrah ve oranları, tarh ve tahakkuku, tahsil usulleri, yaptırımları, zamanaşımı, yukarı ve aşağı sınırlar gibi çeşitli yönleri vardır. Bir mali yüküm bu yönleri dolayısıyla yeterince çerçevelenmemişse kişilerin sosyal ve ekonomik durumlarını hatta temel haklarını etkileyecek keyfi uygulamalara yol açabilmesi mümkündür. Bu nedenle mali yükümlerin temel öğeleri de açıklanarak ve sınırları kesin çizgilerle kanunlarla düzenlenmelidir.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.