1. Ana Sayfa
  2. Gayrimenkul Mevzuatı

Yargıtay Mera Kararları-2


Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E: 1996/5273, K: 1996/5094 (Sıvat yerleri zilyetlikle edinilemez)

ÖZET: 1) Köy hayvanlarının sulanıp toplandığı yerler “sıvat yeri” olup, köy orta mallarındandır. Bu nedenle, tescile tabi olmadığı gibi, zilyetlikle de iktisap edilemez. Ayrıca vergi kaydının doğruluğu eylemli durumla da teyit edilmiştir. Bu yön dikkate alınarak davanın reddi gerekirken, davacılar alına tescil edilmiş olması, 2- Diğer taraftan olayda, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2. maddesindeki şartlar bulunmadığı halde, davada taraf olmayan İsa’ya pay verilmesi de, Doğru değildir.

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı., inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü : Kadastro sırasında 6l24 parsel sayılı 6422 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, vergi kaydı miktar fazlası olması nedeniyle Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı Hasan, yasal süresi içinde irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne ve çekişmeli parselin davacı Hasan ve İsa kadına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Sitemize Google News'de Abone OlunSitemize Google New'de Abone Olun

Davacının dayandığı vergi kaydı dava dışı 6032 parsele uygulanmış miktarı kadar yer davacı adına tesbit edilmiştir. Bu kayıt, nizalı taşınmazı, “Çeşme Meydanı” olarak hudut gösterilmektedir. Çeşme Meydanı denen yerin içinde büyük bir çeşmenin bulunduğu ve köy hayvanlarının bu yerde toplandığı ve sulandığı keşifte dinlenen bilirkişi ve tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Köy hayvanlarının sulandığı ve toplandığı yerler “sıvat yeri” olup köy orta mallarındandır. Köy orta malları tescile tabi olmayıp, zilyetlikle iktisap edilemez. Vergi kaydının doğruluğu eylemli durumla da teyit edildiğine göre, taşınmazın “sıvat yeri” olarak kabul edilmesi zorunludur. Mahkemece, bu yön dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, olayda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2. maddesi şartları bulunmadığı halde, davada taraf olmayan İsa’ya pay verilmesi de isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA )7.ll.l996 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E: 2004/705, K: 2004/2746 (Sehven tescil edilen merayı tapuda edinen kişi için sicile güven ilkesi)

Hukuki dayanaktan yoksun ve geçersiz olan bir işlemle merayı kendi adına tescil ettiren kişiden vaki kazanımlar da geçersizdir; bu özelliği gereği taşınmaz kayda dayanarak iktisap eden kişinin ikinci yada üçüncü el olması sonuca etkili olmadığından iyiniyet savı dinlenmez.

Davacı… Köyü Tüzel Kişiliği vekili tarafından, davalı Hazine vd. aleyhine 31.7.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 22.10.2003 günlü hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 6.4.2004 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili avukat … ile karşı taraftan davalı vekili avukat … ve Hazine vekili avukat … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı, davalılardan… Konut Yapı Kooperatifi adına kayıtlı olan 381 parsel numaralı taşınmazın öncesinin mera olduğunu bu nedenle özel mülkiyete konu olamayacağını belirterek tapu kaydının iptali ile tescil isteğinde bulunmuştur.

Davalı Hazine dava konusu taşınmazın 6.11.1998’de Arsa Ofisi Genel Müdürlüğüne devredilmiş olması sebebiyle Hazine husumet yöneltilemeyeceğini savunmuş, tapu kayıt maliki olan… Konut Yapı Kooperatifi vekili ise, taşınmazın ihale yoluyla satın aldığını, ihalenin iptalinin de söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 1 Mahkemece, 743 sayılı Medeni Kanunun 931. maddesi uyarınca davalının iyiniyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir.

Dava, tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma isteğine ilişkindir. Dava konusu taşınmaz 1955 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında otlakiye niteliği ile davacı köy adına tespit edilmiştir.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 2.10.1996 tarih ve 1717 sayılı yazısı ile, taşınmazın 1/5000’lik imar paftasında kaldığı bu nedenle 3194 sayılı Yasa’nın 11. maddesi kapsamında işlem yapılabileceği belirtilmiş ve taşınmaz 15.4.1997 tarihinde idari işlem ile Hazine adına tescil edilmiştir. Taşınmaz, Hazine tarafından 6.11.1998 talihinde Arsa Ofisi Genel Müdürlüğüne ve Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü’nce yapılan ihaleye istinaden 29.12.1998 talihinde… Konut Yapı Kooperatifi adına tescil edilmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için meraların hukuki niteliğinin saptanması, meralık vasfının ne şekilde değişeceğinin belirlenmesi ve imar planı kapsamında meraların hukuki durumu ve 743 sayılı Medeni Kanunun 931 (1023) maddesinin uygulama olanağının bulunup bulunmadığı üzerinde durulması gerekmektedir.

4342 sayılı Mera Kanununda, hayvan otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri kullanılan taşınmazlar (m 3/a) mera olarak tanımlanmış ve kullanım hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye ait olan meraların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilmiştir, (m 4/1) Ayrıca meraların özel mülkiyete geçirilemeyeceği de yasada düzenlenmiştir, (m 4/3)

3194 sayılı Yasa’nın 11. maddesi yine anılan Yasa ile değiştirilmiş, imar planı sınıfları içindeki kadastral yollar ile meydanların, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanım amacına konu olacağı belirtilmiştir. (m 35.) Böylece mera sözcüğü 3194 sayılı Yasa’nın 11. maddesi kapsamından çıkarılmış ve meraların belediyeler tarafından imar planı kapsamına alınarak bu vasfını yitirmesinin önüne geçilmiştir.

Mera olarak sınırlandırılan taşınmazın bu niteliğinin değişimi ise Mera Kanunun 14. maddesinde düzenlenmiştir. Mera Kanunun yürürlüğe girdiği 28.2.1998 tarihinden önceki uygulamada da, 3194 sayılı yasanın 11. maddesi uyarınca imar planı kapsamına alınan meraların Danıştay 1. Dairesinin 10.2.1989 tarih 1988/326-1989/19 sayılı kararı uyarınca “… imar planı sınırları içindeki meraların, planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan meralık niteliğini yitireceği, bu yerlerden genel hizmetlere ayrılanların belediye veya özel idareye bedelsiz terkinin gerekeceği, genel hizmetler dışında özel mülkiyete konu olabilecek bir amaca ayrılan yerlerin onaylanmış imar planıyla getirilen kullanım amacına konu ve tabi olacakları, ancak bu durumun meralardan elde edilen yerlerin belediyeler adına tescilini gerektirmeyeceği” öngörülmüştür.

Bütün bu açıklamalar gösteriyor ki; imar planı kapsamındaki meraların, sadece bu nedenle özel mülkiyete konu olabileceğinin kabulü mümkün değildir.

Belirtilen nedenle, mera olarak tespiti yapılan dava konusu 381 numaralı parselin mera niteliği Bakanlar Kurulu Kararı ile usulünce değiştirilmedikçe Hazine adına idari yoldan yapılan tescil işlemi, Dairemizin 7.5.1975 tarih 1673/2396 sayılı ve 15.10.1981 tarih 6939/7288 sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere hukuki dayanaktan yoksun ve geçersiz bir işlem ile tapuya bağlandığından bu tapu hukuken yokluk ifade etmekte olup bu tapu kaydı üzerinde iktisapta bulunan kişilerin de 743 sayılı Medeni Kanunun 638. ve 931. maddelerinden yararlanmaları olanaksızdır. Hukuki dayanaktan yoksun ve geçersiz olan bir işlemle merayı kendi adına tescil ettiren kişiden vaki kazanımlar da geçersizdir. Bu özelliği gereği taşınmaz kayda dayanarak iktisap eden kişinin ikinci yada üçüncü el olması sonuca etkili olmadığından iyiniyet savı dinlenmez. Belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hüküm bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda yazılı nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 6.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E: 1991/8497 K: 1992/4642 T. 20.3.1992

Hukuk mahkemelerinde görülmekte olan kadastro ile ilgili dava henüz kesinleşmemişse, o taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağı düzenlendiği tarihte, bu mahkemelerin görevi sona ereceğinden, dosyanın görevli kadastro mahkemesine devri gerekir.

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:

Davacı, kadastro sırasında tahdit işlemi yapılmayan dava konusu yerin K: Köyü merası olduğunu belirterek davalı E: Kasabası Belediyesi’nin bu yere müdahalesinin men’ini istemiş, mahkemece, görevsizlik kararı verilmiştir. Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde kadastro tespitinden önce elatmanın önlenmesi davası açmış, mahkemece taşınmazın bulunduğu çalışma alanında kadastro çalışması bulunması nedeniyle görevsizlik kararı verilerek dava kadastro mahkemesine aktarılmıştır.

Davaya konu olan taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmediği ve taşınmazın tespit dışı bırakıldığı Kadastro Müdürlüğü’nün karşılık yazısından anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan taşınmaz mala ilişkin davalar hakkında kadastro tutanağı düzenlenmekle genel mahkemelerin görevi sona erer. Maddenin açık hükmü karşısında tutanak düzenlenmeyen taşınmazlarla ilgili davalara genel mahkemelerde bakılması gerekir. Bir başka anlatımla tespit sırasında tutanak düzenlenmeyen taşınmazlara ilişkin davalara Kadastro Mahkemesinde bakılamaz. Mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olup re’sen gözetilmesi gerekir. Dava konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmediğinden mahkemece görevsizlik kararı verilmesi isabetlidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 20.3.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E: 1990/13065 K: 1991/5664 T. 24.4.1991

Meranın mülkiyeti Hazine’ye, yararlanma hakkı köye ait olup; taşınmaz tespit sırasında mera olarak sınırlandırıldığına göre, husumet, hazine ile köy tüzel kişiliğine yönetilmelidir.

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:

Kadastro sırasında 695 parsel sayılı, 3200 metre kare yüzölçümündeki taşınmaz, vergi kaydı miktar fazlası olarak mera niteliğinde sınırlandırılmıştır. İtirazı tapulama komisyonunda reddedilen Orman İdaresi, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu iddiasına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Kadastro davasının tespit maliklerine karşı yöneltilmesi zorunludur. Çekişmeli parsel tespit sırasında mera olarak sınırlandırıldığına göre davanın Hazine ile birlikte köy tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekirken, davada sıfatı bulunmayan kişiye karşı dava açıldığından, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi doğru bulunmaktadır.

Sonuç: Açıklanan ve kararda yazılı gerektirici nedenlere göre davacı Orman İdaresinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 24.4.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E: 2005/6648, K: 2005/659, T.9.2.2005

Keşif kararına keşif giderlerini neler olduğu ve bu giderlerin hangi tarafça yatırılması gerektiği, keşifte tanık dinlenecek ve bilirkişi incelemesi yapılacak ise bu hususlar açıkça yazılmalıdır; keşif gün ve saati duruşmada taraflara bildirilirse artık taraflara ayrıca davetiye gönderilmesine gerek yoktur.

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 21.4.1998 gününde verilen dilekçe ile meraya vaki elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.6.2004 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı ve müdahil vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Dava, meraya elatmanın önlemesi isteğine ilişkindir. Davacı köy muhtarlığı dava konusu meranın aslında kendi köyleri idari sınırı içerisinde kaldığı halde davalı köyün kadastro sınırları içerisinde tespit gördüğünü belirterek davalı köyün meraya elatmasının önlenmesini ve “köy orta malı” ibaresinin iptalini istemiştir.

Davalı K: Köyü ile müdahil Y. Köyü ise söz konusu meranın kendi köylerine ait olduğunu savunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı ve müdahil vekilleri temyize getirmiştir.

30.5.2002 tarihli ara kararında 23.7.2002 tarihinde keşif yapılmasına, tarafların tanıklarını keşif günü hazır ettiklerinde dinlenmelerine karar verilmiş taraflarca müracaatta bulunulmadığından keşfin yapılamadığına dair tutanak düzenlenmiştir. Takip eden 19.9.2002 tarihli oturumda 25.10.2002 günü keşif yapılmasına, keşfe ilişkin önceki ara kararının aynı şekilde yerine getirilmesine karar verilmiştir. Davalı ve müdahil vekillerince 25.10.2002 tarihinde, mahalli bilirkişilere ve tanıklara keşif için tebligat yapılmadığı ve güvenlik önlemi alınmadığı gerekçesi ile keşfin ileri bir tarihe ertelenmesine ilişkin mazeret dilekçeleri  verilmiş ise de, belirtilen günde mahkemece keşif  yapılmıştır.

HUMK:  nun 363. maddesi hükmünce keşif re’sen veya taraflardan birinin talebi üzerine çekişmeli yerin incelenmesidir. Keşif kararına keşif giderlerini neler olduğu ve bu giderlerin hangi tarafça yatırılması gerektiği, keşifte tanık dinlenecek ve bilirkişi incelemesi yapılacak ise bu hususlar açıkça yazılmalıdır. Keşif gün ve saati duruşmada taraflara bildirilirse artık taraflara ayrıca davetiye gönderilmesine gerek yoktur. Taraflar gelirse keşif huzurlarında yapılır. Bir taraf gelir diğer taraf gelmezse keşif gelmeyen tarafın gıyabında yapılır. Bilirkişi ve tanıkların keşif yerine çağırılması hakkında HUMK: nun 258. maddesinde belirtilen mahkemeye çağırmaya ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar davetiye tebliğ edilmeden de gösterdiği tanıkları keşifte hazır bulundurabilir. Fakat buna zorlanamazlar. Bilirkişi ve tanıkların davetiye masrafları ile tespit edilecek yollukları ilgililerden alınarak keşif gün ve saati, davet edilmelidir. Somut olayda, mahkemenin bu  kuralın dışına çıkarak, tarafların tanıkların bizzat keşifte  hazır bulundurulmaları şeklinde ki ara kararı usul hükümlerine aykırıdır. Tarafların savunma hakları kısıtlanmıştır. Bu nedenle mahkemece az yukarıda sözü edilen  usul hükümlerine uyularak mahallinde yeniden keşif yapılmalı edinilen kanaat diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre  bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde  karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, 9.2.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/5580 K: 2005/5949 T.20.6.2005

Köy ve belediye sınırları içinde arazisi olmakla birlikte tahsis kararı kapsamına girmeyen çiftçi aileleri, o köy veya belediyeye tahsis edilen mera, yayı ak ve kışlaktan yararlanamaz

Davacı köy tüzel kişiliği vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.11.2001 gününde verilen dilekçe ile meraya el atmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; İ., M. ve R. aleyhine açılan davanın kabulüne dair verilen 23.6.2004 günlü hükmün Yargıtay’ca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 24.5.2005 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili avukat ET. ile karşı taraftan davacı vekili avukat S.E:  geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı E:  Köyü muhtarı, davalıların çok sayıda hayvanları ile 1995 yılından beri köy merasını kullandıklarını, mera üzerinde hiçbir haklarının bulunmadığını ileri sürereK:  el atmaların önlenmesini ve her bir davalının 3.500.- YTL ecrimisil ödemelerini talep etmiştir. Davalılar, E:  Köyünde ikamet ettiklerini, meradan yararlanma haklarının olduğunu savunmuşlardır. Mahkemece, davalıların dava konusu köye hayvan otlatmak için geldikleri belirtilerek meraya el atmalarının önlenmesine ve ecrimisil isteminin de kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalılar İ., M. ve R. temyiz etmiştir.

Dava, meraya el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir. 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 22. maddesine dayanılarak, davalıların meraya el atmalarının önlenmesi istenmiştir. Anılan maddede, “Çiftçi ailelerinin bir mera, yaylak ve kışlaktan yararlanabilmeleri için, bu yerin bulunduğu köy veya belediye sınırları içinde tahsisin yapıldığı tarihte en az altı aydan beri ikamet ediyor olmaları gerekir.

Ancak, Devletçe naklen yerleştirilenler için bu şart aranmaz. Köy ve belediye sınırları içinde arazisi olmakla birlikte tahsis kararı kapsamına girmeyen çiftçi aileleri, o köy veya belediyeye tahsis edilen mera, yayı ak ve kışlaktan yararlanamaz ‘ denmektedir.

Mahkemece, öncelikle, köyde 4342 sayılı Yasa uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığının. davalıların köyde resmi ikametgahlarının bulunup bulunmadığının kesin olarak saptanması ve bu saptamalardan sonra yukarıda anılan madde uyarınca bir karar verilmesi gerekir. Açıklanan yönler üzerinde durulmadan eksik inceleme ile karar verilmesi doğru değildir.

Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.6.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E: 2004/1136, K: 2004/1887 (Meraya el atmanın önlenmesi davasında yetkili mahkeme)

MERAYA ELATMANIN ÖNLENMESİ DAVASINDA, TARAF KÖYLERİN BAĞLI BULUNDUKLARI YARGI MERCİİLERİ DEĞİŞİK İLÇELERDEDİR; DAVA KONUSU MERA HANGİ İLÇENİN SINIRLARI İÇİNDE KALIYORSA O İLÇE MAHKEMELERİ YETKİLİDİR.

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 2.6.2003 gününde verilen dilekçe ile meraya müdahalenin men-i istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; mahkemenin yetkisizliğine dair verilen 24.12.2003 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Dava, meraya elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Mahkeme, niza konusu meranın B. İlçesi sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiş, hükmü davacı vekili dava konusu yerin Ç. İlçesi sınırları içinde kaldığı, mahkemenin yetkili mahkemeyi belirlemek için yeterli araştırmayı yapmadığı gerekçesiyle temyize getirmiştir.

HUMK: nun 13. maddesi uyarınca taşınmaz malın aynına ilişkin davalara, taşınmazın idari sınırları içerisinde bulunduğu ilçe adli yargı yerinde bakılması gerekir. Bu kural kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece resen göz önünde tutulmalıdır. Bunun içinde öncelikle mülki sınırlar tespit edilerek, tereddüte yer vermeyecek şekilde yetkili mahkemenin belirlenmesi gerekir.

Somut olayda davacı köy Ç., davalı Köyler ise B. ilçesi sınırları içinde kalmaktadır. Yani taraf köylerin bağlı bulundukları yargı merciileri değişik ilçelerdedir. Dava konusu mera hangi ilçenin sınırları içinde kalıyorsa o ilçe mahkemeleri yetkilidir. Bunun içinde her iki ilçenin sınırnameleri varsa krokileri ve her iki ilçenin sınırlarını belirlemeye elverişli diğer belgeler ilgili yerlerden getirtilerek mahallinde yaşlı, tarafsız yerel bilirkişi ve uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılarak nizalı meranın hangi ilçe sınırları içinde kaldığı kesin olarak saptandıktan sonra yetki konusunda karar vermek gerekirken hiçbir inceleme yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, 15.3.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E: 2003/9234, K: 2004/401 (Mahkemece meraların özel sicile yazılmasına karar verilmesi gerektiği)

KADASTRO GÖREN YERLER, KADASTRO KANUNUN 16. MADDESİNİN (B) FIKRASINA GÖRE DÜZENLENEN ÖZEL SİCİLİNE KAYDEDİLİR, HÜKMÜ GETİRİLMEKLE; MAHKEMECE BU DOĞRULTUDA DAVA KONUSU TAŞINMAZIN TAPU KAYDININ İPTALİ VE MERA OLARAK SINIRLANDIRILMASINA AYRICA ÖZEL SİCİLİNE KAYDEDİLMESİNE KARAR VERMEK GEREKİRKEN -TAPU İPTALİ İLE HAZİNE ADINA MERA OLARAK SINIRLANDIRILMASINA- ŞEKLİNDE HÜKÜM KURULMASI EKSİK HÜKÜM NİTELİĞİNDE OLUP BU EKSİKLİĞİN GİDERİLMESİ BOZMAYI VE YENİDEN YARGILAMAYI GEREKTİRMEZ.

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.6.2003 gününde verilen dilekçe ile U. 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.3.1998 tarihli 1995/840 Esas 1998/169 Karar sayılı kararının tavzihi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tavzih talebinin reddine dair verilen 14.10.2003 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı Hazine’nin 1995/840 esas sayılı dosyada Ç. Köyü tüzel kişiliği aleyhine açtığı davada davalı köy adına tapuda kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılması istenmiş, mahkemece davanın kabulüne, tapu kaydının iptali ile Hazine adına mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmiştir. Taraflarca temyiz edilmemesi üzerine hüküm kesinleşmiştir.

Davacı Hazine vekili bu davada tavzih isteyerek “tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma” sözcüklerine ilaveten taşınmazın “özel siciline kaydedilmesi” sözcüklerinin yazılmasını istemiştir.

4342 sayılı Mera Kanunun 10 maddesinin 2.fıkrasında “Kadastro gören yerler, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 16. maddesinin (B) fıkrasına göre düzenlenen özel siciline kaydedilir” hükmü getirilmiştir. Mahkemece anılan yasa hükmü doğrultusunda dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ve mera olarak sınırlandırılmasına ayrıca özel siciline kaydedilmesine karar vermek gerekirken mahkemece; “Tapu iptali ile Hazine adına mera olarak sınırlandırılmasına” şeklinde hüküm kurulması eksik hüküm niteliğinde olup bu eksikliğin giderilmesi bozmayı ve yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının 1 numaralı bendindeki “taşınmazın tapusunun iptali ile Hazine adına mera olarak sınırlandırılmasına” sözcüklerinden sonra “ve özel siciline kaydedilmesine” sözcüklerinin yazılmasına, hüküm fıkrasının bu şekilde DÜZELTİLMESİNE ve düzeltişmiş şekli ile ONANMASINA, 22.1.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Uyuşmazlık Mahkemesi, E: 2006/156, K: 2006/218 (Meralık vasfının kaldırılmasına ilişkin karara karşı idari yargıda dava açılması)

ÖZET: Mera alanındaki taşınmazın tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

OLAY: Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunca; 03.09.2004 tarih ve 182/4 sayı ile; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2  lik kısmının tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık yeri olarak ayrılmasının uygun olduğuna  karar verilmiştir.

Komisyon Başkanının 16.9.2004 tarih ve 37-1096 sayılı uygun görüşlü yazısı üzerine, 4342 sayılı Kanun’un 14 (c ) bendi uyarınca Vali imzasıyla işleme Olur verilmiştir.

Davacı vekilleri; Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunun 03.09.2004 tarih ve 182/4 sayılı Kararının iptali istemiyle 30.11.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

TEKİRDAĞ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;19.10.2005 gün ve E.2004/713, K:2005/547 Sayı ile, davacı vekilinin mahkemelerine verdiği dava dilekçesi ile: Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mera Komisyonu Başkanlığı’nın 3.9.2004 tarih ve 182/4 sayılı kararı ile Tekirdağ ili, Kayı Köyü, mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı Kayı köyüne ait mera vasıflı iki yüz bin metre kare (200.000. m2) taşınmazın haksız olarak tahsis amacı değişikliği yapılarak Tekirdağ Belediyesine mezarlık olarak kullanılmak üzere tahsisi ile hazine adına tescil edilmesi hakkında verilen kararın iptaline karar verilmesini talep ettiği; açılan davanın Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Mera Komisyonu Başkanlığının  Kayı köyü mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı mera vasıflı taşınmazın 4342 sayılı mera kanununun 5178 sayılı yasa ile değişik 14. maddesi c bendi uyarınca yapılan tahsis değişikliğine dair işlemin iptaline yönelik olduğu, bu işlemin idari bir işlem olduğu nedenle davaya bakmanın idare mahkemesinin görevine girdiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı aynı istekle, 4.1.2006  gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

EDİRNE İDARE MAHKEMESİ;30.1.2006 gün ve E.2006/131, K.2006/85 sayı ile, 4342 sayılı Mera Yasasının 13. maddesinde, komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise, Kadastro Mahkemesine dava açılacağı, 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 14. maddesinin (c) bendinde ise: Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise vakıf adına yaptırılacağının hüküm altına alındığı, dava dosyasının incelenmesinden; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2  lik kısmının Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonu Başkanlığı’nın 03.09.2004 tarihli, 182/4 sayılı kararı ile 4342 sayılı Kanun’un 14 (c) bendi uyarınca tahsis amacı değiştirilerek mezarlık yeri olarak ayrıldığının anlaşıldığı; bu durumda, dava konusu edilen işlemin İl Mera Komisyonunun 4342 sayılı Yasa uyarınca mer’a tespitine ve sınırlarının belirlenmesine yönelik olduğundan davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı yeri olduğunun  açık bulunduğu belirtildikten sonra;  2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinden bahisle, davanın görev yönünden reddine ve uyuşmazlığı çözmeye görevli merciin belirlenmesi için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada; adli yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, asliye hukuk mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan  bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, idari yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da içermesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması durumunda her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma istencini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme oranla daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, idari yargı yerince, öncelikle davada adli yargının görevli olduğu belirtilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için dosyanın esas kaydı kapatılarak re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Edirne İdare Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine, gerekse Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada  idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü; Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada  adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava Tekirdağ İli, Kayı Köyü sınırları içerisinde yer alan 79 parsel sayılı mera alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonunun 03.09.2004 günlü, 182/4 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

25/2/1998 tarih, 4342  sayılı Mera Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.maddesinde, “Bu Kanunun amacı; daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini, kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır.” denilmiş,

Komisyon ve Teknik Ekipler başlıklı 6. maddesinde, “Mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin görevlendireceği bir vali yardımcısı başkanlığında; Bakanlık il müdürü, Bakanlık il müdürlüğünden konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri il müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, defterdarlıktan veya bulunamaması halinde vali tarafından görevlendirilecek bir hukukçu, Milli Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Ziraat Odası Başkanlığından bir temsilci olmak üzere sekiz kişiden oluşan bir komisyon  kurulur.  Ayrıca  orman  içi, orman kenarı ve orman üst sınırında bulunan mera, yaylak  ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında, ilgili orman teşkilatından bir orman mühendisi, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu uyarınca reform bölgesi ilan edilen alanlarda bulunan mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi bu komisyonlarda üye olarak görevlendirilir.

Komisyonlar valilik onayı ile oluşturulur. Vali yardımcısının bulunmadığı durumlarda komisyona Bakanlık il müdürü veya görevlendireceği konu uzmanı bir ziraat mühendisi başkanlık eder.

Mera, yaylak ve kışlak varlığı ile hayvancılık potansiyeli dikkate alınarak ihtiyaç duyulan il merkezi ve ilçelerde komisyona bağlı olarak çalışacak ve tespit, ölçme, harita yapma ve yer gösterme çalışmalarını yapmak üzere “Teknik Ekipler” oluşturulur.

(Değişik dördüncü fıkra: 27/5/2004-5178/1 md.) Bu ekipler; Bakanlık il veya ilçe müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden bir ziraat mühendisi veya teknik eleman, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Millî Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırı meraları ile ilgili olarak bir orman mühendisi, 22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun uygulama alanlarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi ile meradan yararlanan köy ise köyün muhtarı, belediye ise belediye temsilcisi ile komisyonun teklifi ve valinin onayı ile seçilen iki mahallî bilirkişiden oluşur.

Teknik ekipler ilçelerde kaymakamın, illerde komisyonun teklifi ve valinin onayı ile oluşturulur.

Komisyon ve teknik ekiplerin çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.”;

Tahsis Kararı başlıklı 12. maddesindeKomisyon, 11 inci maddeye göre belirlenen ihtiyacı karşılayacak miktarda mera, yaylak ve kışlaklar ile bunlarla ilgili sulama ve geçit yeri olarak tespit edilen alanları halkın ortak olarak yararlanmaları amacıyla, o köy veya belediye tüzel kişiliğine tahsis eder ve tahsis kararı valiliğin onayına sunulur. Bu kararda, tahsis edilen yerin niteliği, miktarı, sınırları, hayvan sulama ve geçit yerleri, tahsis amacı, otlatma kapasitesi, aile işletmelerinin büyükbaş hayvan birimi üzerinden otlatma hakkı ve otlatabilecekleri hayvan sayısı da belirtilir. İhtiyaçtan fazla çıkan kısım ise, ihtiyaç içinde bulunan çevre köy veya belediyelerle hayvancılık yapan özel veya tüzel kişilere kiralanabilir. Ancak kiralama durumu tahsis edilen köy ve belediyelerin hayvan sayısına göre her 5 yılda yeniden değerlendirilir.

Ayrıca bu Kanun kapsamına alınmakla birlikte, ancak ıslah edilmek suretiyle mera olarak kullanılabilecek alanlar, gerekli ıslah işlemlerini taahhüt eden özel ve tüzel kişilere kiralanabilir.

Kiralama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.”;

Tahsis Kararının Tebliği, İlanı, İtirazı ve Kütüğe Kayıt başlıklı  13. maddesinde” Teknik ekiplerce yapılan çalışmaların sonuçları komisyonca ilgili köy ve belediyelerin ilan yerlerinde 30 gün süre ile askıda kalır.

Teknik ekiplerin tespit ve tahdit sonuçlarına karşı askı ilanı süresi içinde komisyona itiraz edilebilir.

Komisyon yapılan itirazları 60 gün içinde karara bağlar.

Komisyonun itirazları inceleyerek aldığı kararlar ile tahsis kararları, o yerin köy muhtarlığı ile belediye başkanlığına, defterdarlık veya mal müdürlüğüne, ilgili orman müdürlüğüne ve Tarım Reformu Teşkilatına tebliğ edilir. Ayrıca köy ve belediyelerde ve bunların bağlı olduğu ilçelerde alışılmış araçlarla ilan edilir ve bu konuda tutanaklar ve haritalar eklenecek 30 gün süre ile askıya çıkartılır.

Komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir.

Dava konusu mera, yaylak ve kışlakların kadastro çalışma alanı dışında kalması halinde kadastro mahkemelerinin yetkisi bu alanlarla ilgili davaları da kapsar.

30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava açılmayan kararlar kesinleşir ve tapu sicil müdürlüğüne gönderilerek özel sicile kaydedilir.” denilmiştir.

Yasanın 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 14. maddesinin (c) bendinde ise;  Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan yerlerin,  ilgili  müdürlüğün  talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise vakıf adına yaptırılacağı öngörülmüştür.

Bu düzenlemelere göre;  meralarla ilgili olarak oluşturulan Komisyon Kararlarına  karşı asliye hukuk, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemelerinde dava açılabileceği; ancak,  Komisyonun uygun görüşü üzerine tahsis amacının değiştirilmesine  yönelik ve Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazanan işlemlere karşı ise, idare mahkemelerinde dava açılabilecektir.

Olayda; davacı vekillerince, mera alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin “Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonu” kararının iptalinin istenildiği, anılan kararın Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazandığı, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde ise,  2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesi uyarınca idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen 30.1.2006 gün ve E:2006/131, K:2006/85 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

Yorum Yap