Bu çalışmada haksız inşaat/haksız yapı konusundaki Yargıtay kararlarını derledik. Haksız inşaatın ne olduğu, haksız yapının şartları ve dava koşulları hakkında bilgi almak için şu yazımıza bakınız: Haksız İnşaat Nedir? Haksız Yapı Nedir? Nasıl Dava Açılır?
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2003/5516 K: 2003/8408
Medeni Kanunun 724. maddesinde bu kuralın istisnalarından biri düzenlenmiş olup, zemin ile üzerindeki yapı arasındaki bağlantı kesilmiş ve madde hükmünde belirlenen koşulların oluşması halinde yapı sahibine üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. Medeni Kanunun 724. maddesinde bahsedilen yapının bina niteliğinde haiz olması gerekir. Yasada bahsedilen binadan amaç, temelli ve devamlı kalması maksadıyla yapılan barınılan içinde çalışılan az çok kapalı tesislerdir. Devamını Oku
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2003/3453 K: 2003/4228
El atmanın önlenmesi ve yıkım talepli davada, yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir. Somut olayda, taşınmazı cebri icra yoluyla satın alan karşı davalı sadece zemini değil üzerindeki yapılarla birlikte satın almış olup, davacılar ve miras bırakanın yapılaşma tarihinde iyi niyetli oldukları varsayılsa bile araya giren cebri icra işlemi karşısında iyi niyetin yeni malike yönetilmesine olanak yoktur, bu durumda karşı davanın kabulüne temliken tescil isteğinin reddine karar verilmesi gerekir. Devamını Oku
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2003/2321 K: 2003/2547
Yasada “yıkımda aşırı zarar kavramı” tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 722/2 maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın gözardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki binanın davacı arsa sahibi yönünden de değerlendirilmesi ve hak dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir. Kural olarak yıkımın fahiş zarar doğurup doğurmayacağının taktiri hakime aittir. Hâkim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (fahiş zarar doğup doğmayacağı yönünden) hâkimi bağlamaz. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2002/7747 K: 2002/8020
Malzeme sahibi arsanın başkasına ait olduğunu bilse veya bilmesi gerekse bile inşaatı arsa sahibinin onayına dayanarak yapmış ise yine iyiniyetli sayılır. Davacının iyiniyetle hareket ettiğini kabul edebilmesi için; inşaatı, annesinin muvafakatı ile yapmış olması gerekir. Bu muvafakat; taşınmaz sahibinin, ileride taşınmazın inşaat yapılan kesiminde levazım sahibini malik kılma iradesini taşıdığını ve dolayısıyla ona bu taşınmazda dilediğince tasarruf etme imkanını bahşettiğini gösterecek biçimde olmalıdır. Arazi sahibi davalı annenin böyle bir muvafakatı bulunduğu kanıtlanamamıştır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2002/5724 K: 2002/6857
Malzeme sahibinin mülkiyetin kendisine geçirilmesine ilişkin talebi, şahsi bir hak ve talep niteliğindedir. Bu nedenle, malzeme sahibinin, arsa malikine karşı haiz olduğu dava hakkı, bu konu üzerinde dava açılmadan ve karar alınmadan arsanın mülkiyetinin başkasına geçmesi halinde yeni malike karşı ileri sürülemez. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/11235 K: 2006/1093
Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmü gereğince temliken tescil davasının kabul edilebilmesi için tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olmalıdır. Bundan muhdesat arz ile sıkı sıkıya bağlı ve ondan parçalanmadan ayrılmayacak nitelikteki binalardır. Somut olayda davalıya ait taşınmaz üzerine yapılan ise cam seradır. Dairemizin uygulamasına göre bu nitelikli yerin bina kavramı içinde düşünülme olanağı yoktur. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/10655 K: 2006/684
Temliken tescil davasının kabul edilebilmesi için aranan koşullardan birisi tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu taşınmaz üzerinde yapılacak yapının temelli kalması amacıyla yapılmış bir yapı olmasıdır. Somut olayda krokide A ve B harfli yerler üzerine yapılan yapının arzla temelli bağlantısı olmayan prefabrik nitelikte olduğu saptandığından buna bağlı olarak temliken tescil talebinde bulunulamaz. O nedenle mahkemenin davayı yazılı olduğu şekilde sonuçlandırmasında yasaya aykırılık yoktur. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/10155 K: 2006/129
Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca tescile hak kazanabilmek için 5.7.1944 tarih 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi binayı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması ve mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi (subjektif koşul), yapının dava tarihine göre hesaplanacak değerinin zemin değerinden fazla olası (objektif koşul) gerekir. Davacının dayanağı harici satış senedi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine uygun düzenlenmiş olup, satış bu belge ile kanıtlanmıştır. Davacı, bu satış sözleşmesinden sonra binayı yapmış ve davalılar bina yapımına itiraz etmemiş, davacı o tarihten beri de binayı mesken olarak kullanmıştır. Tüm bu anlatımlardan sonra, davacının mülkiyetin ileride kendisine devredileceği inancıyla binayı yaptığı ve inşaatın başından bitimine kadar iyi niyetli olduğu ve subjektif koşulun gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/11564 K: 2006/61
Ferağa icbar davalarında davanın kanıtlanması halinde mahkemece yapılacak olan binanın bulunduğu taşınmaz mülkiyetinin davacılar adına tesciline karar vermek olacaktır. Böyle bir davanın dinlenebilmesi için kayıt maliki olan kişilerin davada yer alması yeterlidir. Mevcut tapu kaydının önceki hali itibariyle çok paydaşlı ve daha büyük bir parselden ifrazen gelmiş olması ana taşınmazın önceki maliklerinin tümünün bu davada yer almasını gerektirmez. Yukarıda da vurgulandığı üzere bu tür davalarda husumet son kayıt kayıt malikine yöneltilir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/5944 K: 2005/8709
Davacı, kendi arsası üzerine davalılarca yapılan yapıların kal’ini isteyebilmesi için bu yapıların sökülüp götürülebilir olması gerekir. Zeminin ayrılmaz parçası haline gelmiş ve mesken nitelikli kullanıldığı anlaşılan yapılar sökülüp götürülebilir yapılardan değildir. Bu nedenle Medeni Kanunun 723. maddesinin 3.fıkrası gereğince yapıların imalinde kullanılan malzemenin en az değeri dosyada toplanan deliller ve sunulan bilirkişi raporlarında Medeni Kanunun 723/13 maddelerine uygun biçimde düzenlenmiş asgari levazım bedeline ilişkin yeterli rapor mevcut olmadığından teknik bilirkişiye hesap ettirilip bu bedelin davacı tarafça yatırılması koşuluyla kal’e ilişkin isteminde hüküm altına alınması gerekir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/8100 K: 2005/8297
Dava, Medeni Kanunun 724.maddesi (önceki Medeni Kanunun 650 maddesi) uyarınca açılmış temliken tescil davasıdır. 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesi uyarınca kadastro tutanaklarında belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak itiraz olunamaz. Dava konusu taşınmazın kadastrosu 27.6.1991 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı kadastrodan önceki nedenlere dayandığından 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/10840 K: 2006/1124
Olayda temliken tescil iddiası ile açılmış bir dava bulunduğu sırada taşınmazını Tapu Sicil Müdürlüğüne başvurarak ifraz ettiren, böylece yeni bir ifraz imkanını ortadan kaldıran ve davacının ifrazen tescil hakkını bertaraf eden davalının hakkını açıkça kötüye kullandığı durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermediğinde hiç şüphe yoktur. Devamını Oku
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2005/7730 K: 2005/8312
Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin 14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir. Uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa, iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Maddedeki (muhik tazminat)sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre, Medeni Kanunun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel (asgari levazım bedeli) ise, taşınmaz maliki yönünden yapının subjektif (öznel)olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır. Devamını Oku
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2004/11238 K: 2004/12056
Aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa, iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Maddedeki (muhik tazminat)sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre, Medeni Kanunun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel (asgari levazım bedeli) ise, taşınmaz maliki yönünden yapının subjektiff (öznel)olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/318 K: 2005/1146
Taşınmaz köy yerinde bulunmaktadır. Yapı kavramı kapsamının tayininde taşınmazın bulunduğu yerin yerel özelliklerinin de etkili olacağı kuşkusuzdur. Bu bakımdan, mahkemece; 7.7.2003 günlü raporu düzenleyen bilirkişi kurulana yerel özellikleri hakkında beyanda bulunacak mahalli bilirkişide katmak suretiyle bu raporda sözü edilen davalıya ait zemin üzerindeki davacının yaptığı yerlerin temelli kalmak üzere yapılmış bina tarifine uygun yerler olup olmadığının sorulup saptanmalı, böylelikle davanın kabulünde aranan objektif unsur hakkında da yeterli kanaate ulaşarak sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/27 K: 2005/2567
Toplanan deliller ve tekmil dosya kapsamına göre davacının dava dilekçesinde ileriye sürdüğü olguların tümünün gerçekleştiği ve böylece 5.7.1944 tarih 12/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulanan öğelerin davacı yararına tamamlandığı anlaşılmakta olup davacı tarafta var olması gereken iyiniyet unsurunun gerçekleştiği açık ise de; satışa konu 509 parsel numaralı taşınmaz kırsal alanda olup, bu bölgelerde ana taşınmazların ifrazının yapılış biçimini belirleyen “palansız alanlar İmar Yönetmeliği”nin 62.maddesindeki koşulların somut olay için de gerçekleşmiş olması gerekir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2004/3398 K: 2004/5223
Başkasına ait taşınmaz üzerine yapı inşa etmiş olan kişinin taşınmaza sahip olabilmesi için; özel mülkiyete konu olan bir taşınmaz üzerine temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olması,’bu yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, yapının dava tarihine göre hesaplanacak olan değerinin zemin değerinden açıkça fazla olması gereklidir. Bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da külli haleşerine karşı ileri sürülebilir. Söz konusu hakkın gerçekleşebilmesi için, iptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmelidir. İptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2004/3501 K: 2004/5788
Uyuşmazlık duvara ilişkin olup temliken tescil davasına konu olamaz. Ayrıca davalıya ait taşınmaz imar parseli olduğundan subjektif unsurun varlığından da söz edilemez. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı bazı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır. Devamını Oku
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2004/6856 K: 2004/9891
Her davada hakim muhik tazminat olarak salt temlik edilecek arsanın bedelini değil, gerektiğinde taşınmazının bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişiden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa taşınmaz malikinin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Medeni Kanunun 4, Borçlar Kanunun 42. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi de önleyecek biçimde en uygun bedeli tayin ve takdir etmeli, bu bedel karşılığında tecavüzün şekline, taşkın yapının ve taşınmazların niteliğine göre, taşılan yerin mülkiyetinin devrine veya üzerinde irtifak hakkı kurulmasına karar vermelidir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2004/1885 K: 2004/3774
Medeni Kanunu’nun 724. maddesi gereğince tescil isteme olanağı doğrudan kendi malzemesi ile başkasına ait taşınmaz üzerine iyi niyetle bina yapan kişiye tanınmıştır. Davacı ise binayı dava dışı üçüncü kişiden satın aldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Kaldı ki, binayı yapan kişi de taşınmazdan yararlanma hakkına dayanarak bina yaptığından onunda temliken tescil isteme olanağı bulunmamaktadır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/1019 K: 2008/1509
Üzerine inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir. Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakatı ile yapan malzeme sahibi de iyiniyetli sayılır. Türk Medeni Kanunu’nun 722/3 maddesince arazi maliki malzemenin sökülme gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere malzemenin sökülerek arsanın yapıdan evvelki haline getirilmesini talep edebilir. Ancak bunun için arazi üzerinde onunla sıkı sıkıya bağlı bir inşaatın bulunması, yapının arazi sahibinin rızası dışında yapılmış olması, inşaatın sökülmesinin aşırı bir zarara sebebiyet vermemesi, arazi malikinin de malzemenin sökülerek arsanın inşaattan evvelki haline getirilmesini istemesi gerekir. Bunun dışında arazi malikinin haksız inşaattan dolayı uğramış olduğu zararlar varsa haksız fiile dayanarak bunların da malzeme malikinden istenmesi olanaklıdır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/957 K: 2008/1031
Türk Medeni Kanunun 724. maddesi kapsamındaki yapı asıl şeyden ayrı sökülüp götürülmesi mümkün olmayan ve yasanın 684. maddesinde tanımı yapılan bütünleyici parçadır. Bütünleyici parçadan maksat ise, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değişmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. Davacı tarafından yapıldığı anlaşılan yapılardan ev niteliğindeki yapı bu tür yapılardan olduğundan asgari levazım değerinin davalılar tarafından ödenmesine karar verilmesi doğrudur. Ne var ki, basit yapı niteliğindeki depo kiler ve ahır vasfındaki yapılar muhkem yapı olmadığından bütünleyici parça olarak kabul edilemez, taşınmaz malikinin mamelekinde de sebepsiz zenginleşme de meydana getirmezler. Bu nedenle, bu yapıların da asgari levazım bedellerini davalıların ödenmesine karar verilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/12061 K: 2008/53
Kötü niyet sahibi üçüncü kişi Türk Medeni Kanunun 724. maddesinden yararlanarak yapının değerinin açıkça arazi değerinden fazla olduğunu ileri sürüp uygun bir bedel karşılığında yapı nedeniyle arazi mülkiyetinin geçirilmesini isteyemez. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/6033 K: 2007/10333
Türk Medeni Kanununun 723. maddesi uyarınca ödenecek olan tazminatın tutarı malzeme malikinin iyiniyetli olup olmamasına göre değişir. Üzerine inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen ve bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir. Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakati ile yapan malzeme sahibide iyiniyetli sayılır. Buna karşılık üzerinde inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilen veya bilmesi gereken kişi kötüniyetlidir. Malzeme sahibi kötüniyetli ise arsa sahibi malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri öder. Bu değer inşaat nedeniyle taşınmazda meydana gelen objektif değer artışı oranı olamayacağından burada her olayın özelliğine göre hakimin Türk Medeni Kanununun 4. maddesinin kendisine tanıdığı takdir yetkisini kullanması, somut olayın ve tarafların özellikleri ile dava konusu taşınmazın bulunduğu yerel özellikler ve özellikle tarafların yarar ve zarar dengelerini dikkate alarak davacıya ödenmesi gereken tazminatı takdir etmesi gerekir. Bir başka anlatımla, mülkiyet hakkı sahibinin malzeme malikine ödemesi gereken tazminat levazımın en az kıymeti yani arazi malikinin mülkiyetindeki arsa üzerine yapılan binanın malik için arz ettiği “sübjektif değerdir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/4924 K: 2007/8128
MK.nun 724. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, zemin ile yapı arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, yapı sahibine üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. TMK.nun 724. maddesine dayanarak malzeme sahibinin talep edebileceği zemin binanın inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanından ibarettir. Zira malzeme sahibi araziye bina sebebiyle hak kazanır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/15389 K: 2007/749
Her şeyden önce bina yapan malzeme malikinin taşınmaz mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi diğer bir anlatımla, iyiniyetli olması gerekir. Davacı yapıyı yaparken paydaş olan baba ve kardeşlerinin taşınmaz mülkiyetini kendisine devredeceğine dair vaadlerinin olduğunu kanıtlayamamıştır. Ayrıca, davacı taşınmazda paydaş olup, zeminde diğer paydaşların da hakkı olması nedeniyle iyiniyetli olduğunu kabule olanak yoktur. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/15365 K: 2007/975
Başkasının arsası üzerine kendi malzemesi ile inşaat yapan veya kendisine ait fidanları başkasının arazisine diken malzeme malikinin Türk Medeni Kanunun 723. maddesine dayanılarak arazi malikinden uygun bir tazminat isteme hakkı varsa da bunun için arsa sahibinin yapılan binanın ve dikilen ağaçların kaldırılmasını istememesi veya bu isteği fahiş zarara yol açacağı için reddedilmiş olması gerekir. Çünkü bu gibi durumlarda arazi sahibi arazisi üzerine yapılan bina ve dikilen ağaçlar nedeniyle haklı bir sebep olmaksızın nedensiz zenginleşecektir. Somut uyuşmazlıkta arsa sahibi olan davalılar mülkiyet hakkına dayanarak açtıkları davada da “kal” talebinde bulunup bu istekleri yerinde görülerek hüküm altına alındığından sonradan açılan bu davada malzeme maliklerinin Türk Medeni Kanununun 723. maddesi gereğince tazminat istemeleri olanaksızdır. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/175 K: 2007/1134
Davaya konu edilen parselin kadastro yoluyla düzenlenen tutanağının 24.8.1990 tarihinde kesinleştiği de açıktır. 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesi uyarınca tutanağın düzenlenme tarihinden önceki hukuki sebeplere dayalı davalar için öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğu da diğer bir hukuki gerçek olarak ortadadır. Davacı 16.3.2005 tarihinde dava açmakla 10 yıllık süreyi geçirmiş bulunduğundan Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı işbu davanın hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddi gerekir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/1251 K: 2007/2725
Bilirkişi tarafından düzenlenen raporda dava konusu yapılan arazi parçası üzerinde bahçede bulunan yemek odası, lavabo, tuvalet ve duş yerinin bulunduğu yazılmış, bu bölümün davacılara ait 1042 parselin müştemilatı olarak kullanıldığı bildirilmiştir. Belirlenen nitelikteki yerlerin araziye sıkı sıkı bağlı ve ondan ayrılmaz parça niteliğinde olmadığı ve yapı değeri taşımadığı açıktır. Diğer yandan, dava dilekçesinde bu yerlerin 1966 yılında yapıldığı belirtilmektedir. 1041 parselin o tarihteki malikleri davalılar olmadığı gibi davanın açılmasından sonra arazinin mülkiyeti 4.4.2005 tarihinde davaya dahil edilen K O’ya geçmiştir. Şahsi hakkın muhatabı olmayan kişilerden temliken tescil talebinde de bulunulamaz. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/2321 K: 2007/3401
Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı davalarda dava konusu olan temliken tescili istenen arz (arazi) parçasıdır. Yapı zaten bu talepte bulunan kişi tarafından yapıldığından müddeabihe dahil değildir. Bilirkişilerce dava tarihindeki zemin bedeli 1986.00 YTL hesaplandığından avukatlık ücreti ve yargılama giderleri ile dava harçlarının bu değer üzerinden dağıtılması gerekirken arazi üzerindeki bina da dava konusu imiş gibi müddeabihe dahil edilerek avukatlık ücretinin arazi ve bina değeri toplamı üzerinden hesap ve takdiri doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/1175 K: 2007/3478
Temliken tescil davalarında davanın kabulünde aranan diğer bir koşulda, yapıyı yapanın (malzeme malikinin) taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Mevcut uyuşmazlıkta davacı davalılara ait arazi üzerine yaptığı evin oturduğu alan ile bunun zorunlu kullanma alanının tescilini isteyebileceğinden, arsanın yüzölçümü bulunarak bunun dava tarihindeki rayicide arazi sahiplerine ödenmelidir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/2532 K: 2007/3515
14.02.1951 tarih 17/1 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunma olanağı yoktur. Çünkü bu gibi durumlarda kötü niyet karşı tarafın ayrıca ispatı gerekmeksizin belirlenmiş olur. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/3164 K: 2007/4042
Somut olayda, davalı ve karşı davacının davacıya ait parsel üzerindeki yapıyı ve ağaçları taşınmazın çapa bağlanmasından sonra yapıp diktiği dosya kapsamı ile sabit olduğundan, malzeme sahibi davalının iyiniyetli olarak kabulüne olanak yoktur. Diğer taraftan, parsel üzerindeki motor evi yasanın tamamlayıcı parça olarak kabul ettiği sürekli, esaslı yapı niteliğinde olmadığından buna dayanılarak Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi uyarınca tescil talebinde bulunamaz. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/1243 K: 2007/4792
Paylı mülkiyete konu bir taşınmazda maliklerden her birinin, müşterek mülkiyete konu taşınmaza elatılması halinde, bu elatmanın önlenmesini tek başına istemesi mümkün ise de; Hukuk Genel Kurulu’nun 13.06.1984 gün ve 1982/14358 Esas, 1984/710 Karar sayılı kararı doğrultusunda elatmanın yanı sıra kal isteminin de söz konusu olduğu hallerde tüm müşterek maliklerin birlikte dava açmaları gereklidir. Kaldı ki, eldeki dava ile birleştirilen davada davacı, Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuş olup, verilecek karar tapuda malik olarak yer alan tüm paydaşların hukuki durumunu etkileyeceğinden, davada yer almaları gereklidir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/2861 K: 2006/4422
Yasada 724. maddeye dayanılarak açılan davaların belli bir zamanaşımı süresine tabi tutulduğuna dair hüküm yoktur. Denilebilir ki bu tür davalarda Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmünce 10 yıllık zamanaşımına tabidir ve bu hak kullanılmazsa karşı koyulması halinde ileri sürülemez. Ancak unutulmamalıdır ki Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanılarak açılan temliken tescil davasının dinlenebilmesi için bir kimsenin başkasına ait arazi üzerine bir yapı yapması, yapı değerinin açıkça arazi değerinden fazla olması subjektif koşul olarak da iyiniyetli olması gerekir. Başkasına ait arazi üzerine yapı yapıldıktan sonra bu hak hemen kullanılabileceği gibi, yapı başkasının arazisinde kaldığı sürece 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş olsa bile yapının varlığı sebebiyle bu süre biter bitmez yeni bir talep ve dava hakkı doğacağından 10 yılın geçmesinden sonra da ileri sürülebilir. Dolayısıyla arazideki bina 12 yaşında olsa bile 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmasından sonra yeni bir zamanaşımı süresi başlayacağından davalı ve davacıların Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı hakları zamanaşımına uğramaz. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/3985 K: 2006/5195
Davacının iyiniyetle bina yapma iddiasına dayalı tescil istemine gelince; tapulu taşınmazların malikleri tarafından mülkiyetlerinin sonradan aktarılacağı inancı ile haricen satışları ve bu satış ile taşınmazı teslim alanların, üzerine bina yapmalarının alıcıya mülkiyet kazandırabilmesi için yapı değerinin arsa değerinden yüksek olmasının yanında yapı arsasının alıcıya mülkiyet sahiplerinin tamamı tarafından bağışlanıp ya da satılması koşuluda gerçekleşmelidir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/4009 K: 2006/5198
Elbirliği mülkiyeti birlikte mülkiyetin bir türü olup müstakil mülkiyet dışındaki hallerde paydaşlardan birinin Türk Medeni Kanununun 724 maddesine dayanarak diğerlerine ait payları bunların yazılı rızaları olmadığı sürece temellük etme hakları bulunmamaktadır. Davacı diğer paydaşları olan davalılar ve murislerinin 2 ve 3 numaralı parsellerin üzerine davacı tarafça bina yapılması ve buna bağlı olarak mülkiyetin davacıya aktarılacağı hususunda yazılı bir delile dayanmamaktadır. Belirtilen nedenlerle davacının Türk Medeni Kanunun 724. maddesine ilişkin davasının reddine karar verilecek yerde, yasaya uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kabulü doğru görülmemiştir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/11094 K: 2006/861
Dava, Türk Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca açılan temliken tescil istemine ilişkindir. Anılan bu hüküm ile, zemin ve üzerindeki yapı arasında bağlantı kesilmekte ve bazı koşulların yerine getirilmesi halinde yapı sahibine üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmaktadır. Ne var ki, bu istemin kabulü için aranan en önemli unsur yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaat başından bitimine kadar iyiniyetli olması, değişik bir anlatımla binayı yaptığı zeminin kendisine ait olduğunu veya 5.7.1944 tarih 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesidir. Uygulama ve doktirinde buna “subjektif koşul” denilmektedir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/5697 K: 2006/6997
Dava, Türk Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca tescil, bu istemin mümkün bulunmaması halinde arsa üzerine yapılan binanın dava tarihi itibariyle hesap edilecek bedelinin tazminen tahsili istemine ilişkindir. Davalılardan birine yöneltilen davanın husumet sebebiyle reddi halinde Avukatlık Yasası ve Asgari ücret tarifesi gereğince sözkonusu taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Devamını Oku
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/5763 K: 2006/7250
Türk Medeni Kanunun 724. maddesinde getirilen düzenleme ile zemin ve üzerindeki yapı arasında bağlantı kesilmiş, bazı koşulların gerçekleşmesi halinde yapı sahibine taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. Burada diğer koşulların yanında aranması gereken unsurlardan en önemlisi yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaatın bitimine kadar iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 05.07.1944 tarih 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı üzere mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesidir. Uygulama ve doktrinde buna temliken tescil davasının kabulünde aranan “Subjektif Unsur” denilmektedir. Devamını Oku
