Kamu Zararının Tahsili İstemiyle Açılacak Davalarda Zamanaşımı Süreleri

Suat ŞİMŞEK

1. Giriş

Kamu mali yönetimimiz, 2003 yılında yürürlüğe konulan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile köklü değişikliklere uğramıştır. Bunlardan bir tanesi de kamu zararı ile ilgili hususların 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu’na göre daha açık bir şekilde düzenlenmesidir.

 Kamu zararının tahsilinde zamanaşımı süresi, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 74. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre kamu zararının meydana geldiği yılı izleyen mali yılın başından başlamak üzere, zamanaşımını kesen ve durduran genel hükümler saklı kalmak kaydıyla, onuncu yılın sonuna kadar tespit ve tahsil edilemeyen kamu zararları zamanaşımına uğrar. Görüldüğü üzere 5018 sayılı Kanun, yalnızca 10 yıllık süreye yer vermiştir.

Ancak Yargıtay uygulamasında, kamu görevlileri tarafından devlete verilen zararların tazminine ilişkin (eylemin niteliği, sorumluluğun şartları, sorumluluğun niteliği, faizin başlangıcı, zamanaşımı süreleri vb.) hususlarda Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri kıyasen uygulanmaktadır[1]. Bu durumda karşımıza 5018 sayılı Kanun’un 74. maddesinde yer alan on yıllık zamanaşımı süresinin yanı sıra, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde yer alan iki yıllık (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde yer alan bir yıllık) zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı sorunu çıkacaktır.

Bu çalışma, bu soruya cevap bulma amacını taşımaktadır. Çalışmada kamu zararının tahsilinde uygulanması gereken zamanaşımı süreleri; 5018 sayılı Kanun’un 74. maddesi, 818 sayılı Kanun’un 60. maddesi ve 6098 sayılı Kanun’un 72. maddesi dikkate alınarak irdelenmiştir.

2. Kamu Zararı Nedir?

Kamu menfaatinin ihlali ya da kamu menfaatinin korunmaması olarak da ifade edilen kamu zararı kavramı, 5018 sayılı Kanun’la gündemimize girmiştir (Güngör, 2006: 3). 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesine göre kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır. Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ise kamu zararını mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıyla doğan zarar olarak tanımlamıştır. Bu tanım çerçevesinde; kamu görevlilerinin varlığı, mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemlerin bulunması, mevzuata aykırılığın kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmalleri sonucu ortaya çıkması ve kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması kamu zararının unsurları olarak sayılabilir (Kuluçlu, 2011: 58; Demirel ve Keleş, 2010: 181).

Kanun’un 71. maddesi kamu zararını tanımlamakla kalmamış, zarar olarak kabul edilebilecek durumları da belirtmiştir. Bu madde hükmüne göre kamu zararının belirlenmesinde;

– İş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması,

– Mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması,

– Transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması,

– İş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması,

– İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

– Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması,

Esas alınır.

Madde metninde yer alan “Kamu kaynakları ile yükümlülüklerinin yönetilmesinde, değerlendirilmesinde, korunmasında veya kullanılmasında gerekli önlemlerin alınmaması veya özenin gösterilmemesi suretiyle öz kaynağın azalmasına sebebiyet verilmesi” ifadesi, 5436 sayılı Kanun’la yürürlükten çıkarılmıştır.

Ayrıca Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, Kanun’da sayılanların yanı sıra “kamu idarelerine ait malların kiraya verilmesi, tahsisi, yönetimi, kullanımı ve elden çıkarılması işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmamasını; görevlilere teslim edilen taşınırların zarara uğramasını ve kamu idaresinin yükümlülüklerinin mevzuatına uygun bir şekilde yerine getirilmemesi nedeniyle kamu idaresine faiz, tazminat, gecikme zammı, para cezası gibi ek malî külfet getirilmesini” kamu zararı olarak nitelendirmektedir.

3. Kamu Zararında Zamanaşımı

Kamu zararının tahsili konusunda uygulanması gereken zamanaşımı süresi, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 74. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre kamu zararının meydana geldiği yılı izleyen mali yılın başından başlamak üzere zamanaşımını kesen ve durduran genel hükümler saklı kalmak kaydıyla onuncu yılın sonuna kadar tespit ve tahsil edilemeyen kamu zararları ile para cezaları zamanaşımına uğrar.

Görüldüğü üzere madde metninde sadece 10 yıllık zamanaşımına yer verilmiştir. Ancak Yargıtay uygulamasında kamu zararının tahsilinde, sadece 5018 sayılı Kanun’un maddeleri değil, Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri de dikkate alınmaktadır. Örneğin Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.12.2006 tarihli ve E:2005/14080, K:2006/14335 sayılı bozma kararında, kamu görevlilerinin, görevleri nedeniyle idareye verdikleri zarar için Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde sözü edilen bir ve on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı ifade edilmiş, bu karar yerel mahkemenin direnmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2008 tarihli ve E:2008/4-248, K:2008/240 sayılı kararı ile onanmıştır.

Bu durumda karşımıza Borçlar Kanunu’nda hâksiz fiile ilişkin olarak yer alan zamanaşımı sürelerinin, kamu görevlilerinin sebep oldukları kamu zararı konusunda uygulanıp uygulanmayacağı sorunu çıkacaktır. Her ne kadar bu konuda 5018 sayılı Kanun özel hüküm niteliğinde ise de, Yargıtay uygulamasında kamu zararının, haksız fiil olarak nitelendirildiği ve Borçlar Kanunu’nda haksız fiile ilişkin olarak yer alan zamanaşımı hükümlerinin de dikkate alındığı görülmektedir. Yargıtay uygulamasına ilişkin olarak yukarıda vermiş olduğumuz iki karar, kamu görevlilerinin sebep oldukları Hazine zararı konusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde[2] yer alan iki yıllık sürenin (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde[3] yer alan bir yıllık sürenin) de uygulanması gerektiğini düşündürmektedir. Bundan dolayı kamu görevlilerinin idareye verdikleri zararının (kamu zararının) tahsilinde, on yıllık sürenin yanı sıra iki yıllık (818 sayılı Kanun’a göre bir yıllık) sürenin de uygulanması gerekir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde, haksız fiil sorumluluğunda zamanaşımı, 818 sayılı Kanun’a paralel olarak düzenlenmiştir. Yalnızca 818 sayılı Kanun’un 60. maddesinde yer alan bir yıllık süre, 6098 sayılı Kanun’da iki yıl olarak düzenlenmiştir. Buna göre bir zararın tazmini istemiyle açılacak davalar, zarara uğrayan tarafın zararı ve zarar vereni öğrenmesinden itibaren iki yıl (818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre bir yıl) ve her durumda fiilin gerçekleşmesinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

5018 ve 818 sayılı Kanunlar arasında on yıllık süre açısından ciddi bir fark söz konusu değildir. Buna karşılık 6098 sayılı Kanun’un 72. maddesinde, 5018 sayılı Kanun’dan farklı olarak iki yıllık zamanaşımı da söz konusudur. Bu nedenle kamu zararının tahsili açısından zamanaşımı sürelerini iki yıllık kısa süre ve on yıllık uzun süre olmak üzere iki kısımda değerlendirmek gerekir.

3.1. İki Yıllık Süre ve Başlangıcı

Yukarıda açıklandığı üzere, kamu zararının tahsili açısından 6098 sayılı Kanun’un 72. maddesinde yer alan iki yıllık (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde yer alan bir yıllık) sürenin de uygulanması gerekir. 72. maddeye göre iki yıllık zamanaşımı süresi “zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği” tarihte başlayacaktır. Bu maddenin nasıl uygulanacağının açıklanabilmesi için üç hususun izah edilmesi gerekir. Zarar, fail ve zarar gören.

Açıklanması gereken ilk husus, zararın öğrenilmesidir. Yargıtay uygulamasına göre zararın öğrenilmesi demek, sadece zarar verici fiilin öğrenilmesi demek değildir. Zararın öğrenilmesi, zararın mahiyeti ve esasları konusunda bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartların öğrenilmesi anlamına gelmektedir.[4] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.07.2003 tarihli ve E:2003/4-463, K:2003/471 sayılı kararında, zararın öğrenilmesi açısından asıl önemli olanın zarar gören kişinin, zarar veren olayın sonuçlarını, gidişatını, kesinleşen durumunu bilmesi olduğu ifade edilmiştir. Bu durumda iki yıllık zamanaşımı süresi, idarede dava açmaya ya da bu konuda emir vermeye yetkili birimin, zararın esaslı unsurlar hakkında tam bir bilgiye sahip olduğu tarihte başlayacaktır.

İkinci husus, failin öğrenilmesidir. Sadece zararın öğrenilmesi, iki yıllık süre için yeterli değildir. Kamu zararına neden olan kamu görevlisinin/görevlilerinin de tam olarak bilinmesi gerekmektedir. Kamu zararına neden olan birimin öğrenilmesi de yeterli olmamaktadır. Bu birimde çalışan hangi personelin, kamu zararına neden olduğu tam olarak tespit edilmelidir.

Üçüncü husus, zarar görendir. 72. maddeye göre zararın ve failin, zarar gören tarafından öğrenilmiş olması gerekir. Kamu zararı açısından zarar gören bir bütün olarak kamu idaresidir. Bir başka ifadeyle, iki yıllık sürenin başlayabilmesi için zararın ve failin/faillerin idare tarafından bilinmesi gerekir. Ancak kamu idareleri, merkez ve taşra teşkilatı olarak pek çok kişiden, birimden ve makamdan oluşmaktadır. Bu durumda karşımıza, iki yıllık sürenin başlayabilmesi için, zararın ve failin hangi makam tarafından öğrenilmesi gerektiği sorunu ortaya çıkacaktır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 19.12.2006 tarihli ve E:2005/14080, K:2006/14335 sayılı kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2008 tarihli ve E:2008/4-248, K:2008/240 sayılı kararına göre bu iki yıllık süre, ancak idarede kamu zararının tahsili istemiyle davayı açmaya ya da bu konuda emir vermeye yetkili makamın, zararı ve faili/failleri öğrenme gününden itibaren başlayacaktır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 03.11.2009 tarihli ve E:2009/2530, K:2009/4905 sayılı kararında kamu idareleri açısından davayı açmaya ya da bu konuda emir vermeye yetkili makamın ilgili genel müdürlükler olduğu vurgulanmıştır.

3.2. On Yıllık Süre ve Başlangıcı

Gerek 818 ve gerekse 6098 sayılı Kanun’a göre on yıllık süre, kamu zararına neden olan fiilin işlendiği tarihte başlamaktadır. 5018 sayılı Kanun’un 74. maddesine göre ise kamu zararının meydana geldiği yılı izleyen mali yılın başından başlamak üzere, zamanaşımını kesen ve durduran genel hükümler saklı kalmak kaydıyla, onuncu yılın sonuna kadar tespit ve tahsil edilemeyen kamu zararları zamanaşımına uğramaktadır.

Bu durumda, on yıllık zamanaşımı süresinin başlaması için gereken şart açısından, 5018 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Kanun arasında önemli bir fark söz konusu olduğu görülmektedir. Gerek 818 ve gerekse 6098 sayılı Kanun’a göre zamanaşımı, fiilin işlendiği tarihte başlamaktadır. Buna karşılık 5018 sayılı Kanun’a göre on yıllık zamanaşımı süresinin hesaplanmasında, zararın meydana geldiği tarih dikkate alınmaktadır. Bu durumda kamu zararının başlangıcında hangi hususun dikkate alınacağı sorusu gündeme gelecektir. 5018 sayılı Kanun, 6098 sayılı Kanun’a göre özel kanun hükmünde olduğundan, bu konuda 5018 sayılı Kanun’un uygulanması daha doğru olacaktır. Bu durumda kamu zararı, fiil işlendikten daha sonraki bir tarihte meydana gelmiş ise zamanaşımı, kamu zararının meydana geldiği tarih dikkate alınmalıdır.

Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, bazı kamu zararları açısından zararın gerçekleştiği durumlar ayrıca belirlemiştir. Yönetmeliğin 17. maddesine göre kamu zararı;

a) Vezne ve ambar açıkları ile diğer muhasebe yetkilisi mutemetlerinin açıklarında, açığın meydana geldiği tarihte, bu tarihin bilinmediği durumlarda olayın tespit edildiği tarihte,

b) İş, mal veya hizmet karşılığı olarak ilgili mevzuatında belirlenen veya mevzuatında öngörülen karar, onay ya da sözleşmesinde belirlenen tutardan fazla yapılan ödemeler ile transfer niteliğindeki giderlerde yapılan yersiz ve fazla ödemelerde, ödemenin yapıldığı tarihte,

c) Kayıtlı olsun veya olmasın, kamu idaresinin yönetim ve kullanımında olan ya da kullanıcılarına teslim edilen taşınırların kaybedilmesi, çalınması veya zarar görmesi hallerinde olayın meydana geldiği tarihte; bu tarihin bilinmediği durumlarda olayın tespit edildiği tarihte,

ç) İş yaptırılmadan, mal veya hizmet alınmadan ya da mevzuatında öngörülmediği halde yapılan yersiz ödemelerde, ödemenin yapıldığı tarihte,

d) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması hallerinde, söz konusu işlemin zaman aşımına uğradığı tarihte,

e) Hakedişlerden kesinti suretiyle yapılan gelir tahsilatının eksik yapılması hallerinde, tahsilat tutarının gelir kaydedilmesi gerektiği tarihte,

Oluşmuş kabul edilir.

Hem 5018 sayılı Kanun’a, hem de Borçlar Kanunu’na göre zamanaşımı süresi on yıl olmakla birlikte, zamanaşımının başlangıç tarihleri açısından her iki Kanun arasında önemli bir fark daha söz konusudur. Gerek 818 ve gerekse 6098 sayılı Kanun’a göre zamanaşımı, fiilin işlendiği tarihte başlamaktadır. Buna karşılık 5018 sayılı Kanun’un 74. maddesine göre ise kamu zararının meydana geldiği yılı izleyen mali yılın başından başlamaktadır. Yönetmeliğin 19. maddesi de benzer bir hüküm ihtiva etmektedir. Buna göre zamanaşımı süresi, kamu zararının oluştuğu kabul edilen tarihi takip eden malî yılın başında işlemeye başlar. 5018 sayılı Kanun, 6098 sayılı Kanun’a göre özel kanun hükmünde olduğundan, bu konuda 5018 sayılı Kanun’un uygulanması daha doğru olacaktır. Bu durumda on yıllık süre, kamu zararının meydana geldiği yılı izleyen mali yılın başından itibaren hesaplanacaktır. Örneğin 05.02.2012 tarihinde meydana gelen kamu zararının tahsili açısından on yıllık süre, 05.02.2012 tarihinden itibaren değil, 01.01.2013 tarihinden itibaren hesaplanacaktır.

3.3. Ceza Davasını Gerektiren Filer Nedeniyle Ortaya Çıkan Zararda Zamanaşımı

Gerek 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi ve gerekse 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi tazminat isteminin, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması durumunda, tazminat davasına ilişkin zamanaşımında bu sürenin dikkate alınması gerektiğini hüküm altına almıştır.

Bundan dolayı kamu zararına neden olan fiil aynı zamanda ceza gerektiren bir fiilse ve bu fiile uygulanacak zamanaşımı daha uzun ise tazminat isteminde bu sürenin dikkate alınması gerekmektedir. Örneğin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun zimmet suçunu düzenleyen 247. maddesine göre görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türk Ceza Kanunu’nun dava zamanaşımını düzenleyen 66/d. maddesine göre de Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yıl geçmesiyle düşer. Zimmet suçu da bu kapsama girdiğine göre bu suçlarda dava zamanaşımı on beş yıl olacaktır. Bu durumda, herhangi bir kamu görevlisinin zimmet niteliği taşıyan bir fiille kamu zararına neden olması durumunda zamanaşımı süresi on beş yıl olarak uygulanacaktır.

4. Zamanaşımının Durması ve Kesilmesi

Gerek 5018 sayılı Kanun’un 74. maddesine ve gerekse Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre, zamanaşımı sürelerinin durması ve kesilmesi mümkündür. Zamanaşımının durduğu ve kesildiği durumlar konusunda 5018 sayılı Kanun’da özel bir hüküm bulunmadığı için Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, durma ve kesilme konularında Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağını hüküm altına almıştır. Zamanaşımının kesilmesi ve durması, birbirinden oldukça farklı sonuçlar doğurduğu için, bunların ayrı ayrı açıklanması uygun olacaktır.

4.1. Zamanaşımının Durması

Zamanaşımı süresinin durması demek, başlamış olan zamanaşımı süresinin işlememesi, buna karşılık zamanaşımını durduran neden ortadan kalktığında kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Yönetmeliğin 20. maddesine göre zamanaşımının durmasına neden olan durum ortadan kalktığında zamanaşımı, kaldığı yerden işlemeye devam eder. 6098 sayılı Kanun’un 153. maddesinin son fıkrasına göre de zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür.

Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin yaptığı atıf nedeniyle, zamanaşımını durduran sebepler konusunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153. maddesi uygulanır. Söz konusu madde hükmüne göre aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:

  1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için.
  2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için.
  3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için.
  4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için.
  5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece.
  6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece.
  7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.

Ancak dikkat edilirse bu durumlardan hemen hiçbirinin kamu zararı konusunda uygulanabilir olmadığı görülmektedir.

4.2. Zamanaşımının Kesilmesi

Zamanaşımının kesildiği durumlarda, kesilme tarihine kadar geçen süre sıfırlanmakta ve kesilme tarihinden itibaren yeni zamanaşımı süresi işlemeye başlamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 156. maddesine göre zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar.

Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin yaptığı atıf nedeniyle, zamanaşımını kesen sebepler konusunda da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun uygulanması gerekir. 6098 sayılı Kanun’un 154. maddesine göre zamanaşımı aşağıdaki hallerde kesilir:

  1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse.
  2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa.

6098 sayılı Kanun’un 155. maddesine göre zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur. Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.

6098 sayılı Kanun’un 156. ve 157. maddeleri de kesilmenin sonuçlarını düzenlemektedir. Buna göre zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar. Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır. Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı, iflas masasına başvurma sebebiyle kesilmişse, iflasa ilişkin hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan itibaren yeniden işlemeye başlar.

5. Sonuç

Her ne kadar kamu zararının tahsilinde zamanaşımı süresi 5018 sayılı Kanun’un 74. maddesinde on yıl olarak öngörülmüş ise de Yargıtay uygulamaları dolayısıyla, zamanaşımında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde yer alan zamanaşımı sürelerinin de uygulanması gerekir. Bundan dolayı on yıllık zamanaşımı süresinin yanında, 6098 sayılı Kanun’un 72. maddesinde yer alan iki yıllık sürenin de dikkate alınması gerekir.

Bu iki yıllık süre zararın ve failin öğrenildiği tarihte başlar. Zararın öğrenilmesi, zararın mahiyeti ve esasları konusunda bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartların öğrenilmesi anlamına gelmektedir. Failin öğrenilmesi ise, kamu zararına neden olan kamu görevlisinin, net olarak tespit edilmesi anlamına gelir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesine göre zararı ve faili, zarar görenin öğrenmesi gerekir. Yargıtay uygulamasına göre 72. maddede geçen zarar gören ifadesi, kamu zararının tahsili amacıyla dava açmaya ya da bu konuda emir vermeye yetkili makamı ifade etmektedir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 03.11.2009 tarihli ve E: 2009/2530, K: 2009/4905 sayılı kararına göre de, kamu idareleri açısından davayı açmaya ya da bu konuda emir vermeye yetkili makam, ilgili genel müdürlüklerdir.

On yıllık sürenin başlangıcında dikkate alınacak unsur konusunda 5018 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Kanun arasında önemli bir fark söz konusudur. Ancak 5018 sayılı Kanun bu konuda özel kanun hükmünde olduğundan, on yıllık sürenin başlangıcının 6098 sayılı Kanun’da geçen “fiilin işlendiği tarih” değil, 5018 sayılı Kanun’da geçen “zararın meydana geldiği tarih” dikkate alınarak hesaplanması gerekir. 5018 sayılı Kanun’un özel kanun olmasının gerektirdiği bir diğer husus ise zamanaşımı süresinin, 6098 sayılı Kanun’da geçen “fiilin işlendiği tarih” değil, “kamu zararının meydana geldiği yılı izleyen mali yılın başı” dikkate alınarak hesaplanmasıdır.

Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin yaptığı atıf nedeniyle, kamu zararının tahsilinde zamanaşımı süreleri, Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan durumlarda durur ve kesilir. Kesilme durumunda süre, kesilmeye neden olan fiilden itibaren sıfırdan tekrar işlemeye başlar. Durma durumunda ise durmaya neden olan durumun ortadan kalkmasından itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar.

Kaynakça

Demirel, Salim ve Keleş, Cengiz (2010) “5018 Sayılı KMYK Kanunu’na Göre Kamu Zararı”, Dış Denetim Dergisi, Yıl: 2010, Sayı: 1

Güngör, Hayrettin (2006) “İl Özel İdareleri ve Belediyelerde Kamu Zararı”, Yerel Yönetim ve Denetim Dergisi, Yıl: 2006, Cilt: 11, Sayı: 11

Kuluçlu, Erdal (2011) “Sayıştay’ın Denetim, Yargılama ve Raporlama Görevleri Açısından Kamu Zararı Kavramı” Sayıştay Dergisi, Yıl: 2011, Sayı: 82

[1] Örneğin Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 05.05.2003, E:2003/810, K:2003/5856; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 21.10.2004, E:2004/6488, K:2004/23688

[2] Haksız fiilde zamanaşımı konusu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi ile düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.”

[3] 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi haksız fiil sorumluluğunda zamanaşımı süresini düzenlemekteydi. Madde hükmü aşağıdaki gibiydi:

“Madde 60- Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.

Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.”

[4] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 26.01.1987, E:1987/7582, K:1987/485

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.