Harcamalara Katılma Paylarına Nasıl İtiraz Edilir, Nasıl Dava Açılır?

Suat ŞİMŞEK- Daire Başkanı, Milli Emlak Genel Müdürlüğü

Harcamalara katılma payları ile ilgili itirazlar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre çözümlenir.

Harcamalara katılma paylarının tahsiline ilişkin işlemler, idari işlem oldukları için idari yargı denetimine tabidir. Uyuşmazlık Mahkemesi de 11.10.1993 tarihli ve E: 1993/39, K:1993/38 sayılı kararında fuzulen ödendiği iddia edilen harcamalara katılma payının tahsili istemiyle açılacak davaların idari yargıda görülmesi gerektiğine karar vermiştir.

İdari yargı açısından ise vergi mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’a göre yol, kanalizasyon ve su hizmetlerinden yararlanan taşınmaz sahiplerinden alınan harcamalara katılma payı, borçluları bakımından vergi benzeri mali bir yükümlülük niteliği taşımaktadır.

Belediye Gelirleri Kanununun 86. ve devamı maddelerinde, belediyeler tarafından yol, kanalizasyon ve su tesislerinin yapımı nedeniyle yapılan harcamaların bir bölümünün, hizmetlerden yararlananlardan tahsil edileceği öngörülmüştür.

Aynı konu, 2464 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan 5237 sayılı (mülga) Belediye Gelirleri Kanununun 13. maddesinde de düzenlenmişti. Diğer taraftan 277 sayılı “5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu ile Diğer Kanunlarla Belediyelere Verilen Payların Belediye Vergi ve Resimleri Hükmünde Olduğuna Dair Kanun”un 1. maddesinde 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu ile belediyelere tahsil yetkisi verilmekte olan her çeşit payların belediye vergi ve resimleri hükmünde olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bu madde hükmünde belirtilen “Belediye Gelirleri Kanunu ile belediyelere tahsil yetkisi verilen paylar” ibaresi, 5237 sayılı Kanunun 13. maddesinde yer alan “yol, lağım ve su tesislerinin masraflarına iştirak payını da” kapsamaktadır.  

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda da aynı katılma paylarının tahsiline devam edildiğine göre, 277 sayılı Kanunun 1. maddesi hükmü geçerliliğini korumaktadır. Nitekim, 2464 sayılı Kanunun 98. maddesinde vergi, harç ve katılma payları hakkında 213 ve 6183 sayılı Kanun, ek ve tadillerinin uygulanacağının belirtilmiş olması, “katılma paylarının” da vergi ve harç gibi kabul edildiğini göstermektedir.

Bu nedenle, katılma payına karşı açılacak davaların vergi mahkemelerinde açılması gerekir. Bir başka ifadeyle, harcamalara katılma payları, vergi ve harç olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, harcamalara katılma payına karşı açılacak davaların vergi mahkemelerinde açılması gerekir.[1]

Daha önce ifade edildiği üzere, harcamalara katılma payları, İmar Kanunu’nun 23. maddesi gereğince alınan teknik alt yapı bedelinden farklı bir uygulamadır. Teknik alt yapı bedeli, vergi niteliğinde olmadığı için buna ilişkin uyuşmazlıkların idare mahkemelerinde görülmesi gerekir. Konuyla ilgili olarak Danıştay 9. Dairesinin 19.12.2000 tarihli ve E:1999/4900, K:2000/4047 sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir: 3194 sayılı İmar Kanununun 23. maddesinde, iskan hudutları içinde olup da, imar planının beldenin inkişafına ayrılmış bulunan sahalarda parselasyon planları tasdik edilmiş olmakla beraber yolu, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik altyapı henüz yapılmamış olan yerlerde, ilgili idarenin izni halinde ve ilgili idarece hazırlanacak projeye uygun olarak yaptıranlara veya parselleri hizasına rastlayan ve yönetmelikte belirtildiği şekilde hissesine düşen teknik altyapı bedelini, %25 peşin ödeyip geri kalan %75’ini altyapı hizmetinin ilgili idaresince tamamlanacağı tarihten en geç altı ay içinde ödemeyi taahhüt edenlere yapı ruhsatı verileceği hükme bağlanmıştır. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilgili ilk derecede Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarını, tam yargı davalarını, genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, diğer Kanunlarla verilen işleri çözümleyeceği hükme bağlanmıştır. İdari yargıda açılan davalarda uyuşmazlığın çözümü için yapılan incelemenin başında “görev” konusu yer almaktadır. Olayda 3194 sayılı Kanunun 23. madde hükmüne göre davacıya ait inşaat nedeniyle ruhsat verilmesi aşamasında 3194 sayılı Kanunun 23. maddesi uyarınca yol teknik alt yapı bedeli istendiği anlaşıldığından uyuşmazlık yukarıda yer alan madde gereğince vergi mahkemesinin görev alanına girmemektedir.”

Belediye Gelirleri Kanununun 89. maddesinde “katılma paylarına karşı dava açılabilmesi için, katılma paylarının yarısının önceden belediyelere ödenmesi” hükmü yer almaktaydı. Ancak, bu hüküm Anayasa Mahkemesinin 28.03.2002 tarihli ve E:2001/5, K:2002/42 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi; “katılma paylarına karşı dava açılabilmesi için, katılma paylarının yarısının önceden belediyelere ödenmesi” hükmünün Anayasanın 36. maddesi ile getirilen hak arama özgürlüğüne aykırı olmasıdır.

Anayasa Mahkemesine göre Anayasanın 36. maddesi hükmüyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisini oluşturmakta olup karşılaştığı bir suçlamaya karşı kişinin, kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanılabilmesidir. Anayasa Mahkemesi 36. maddede, ilgili hakkın sınırlandırılması konusunda özel bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olması nedeniyle “katılma paylarına karşı dava açılabilmesi için, katılma paylarının yarısının önceden belediyelere ödenmesi” yolundaki hükmü, Anayasanın 36. maddesine aykırı bulmuştur.

Danıştay da Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra verdiği kararlarında “iptal kararından sonra dava açılabilmesi için, payın yarısının yatırılma zorunluluğu bulunmadığına” karar vermiştir.

Örneğin Danıştay 9. Dairesinin 17.10.2002 tarihli ve E:2001/513, K:2002/4257 sayılı kararında 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 89. maddesinin (a) fıkrasının 4. bendinde düzenlenen katılma paylarına karşı dava açılabilmesi için katılma payının yarısının önceden belediyelere ödenmesi şartının Anayasa Mahkemesi’nin 28.03.2002 tarihli ve E:2001/5, K:2002/42 sayılı kararıyla ortadan kalktığından bahsedilerek, dava açılması için katılma payının yarısının önceden belediyelere ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.

[1] Danıştay 9. Daire E:1987/529, K:1987/827:

2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 6. maddesinde Vergi Mahkemesinin görevleri genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunlara ilişkin zam ve cezalar ile tarife uyuşmazlıklarının, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların ve diğer kanunlarla verilen işlerin çözümlenmesi olarak sayılmıştır.

Bu hükme göre, belediyelere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar vergi mahkemelerinin ana görevlerinden birini oluşturmaktadır. Belediyeler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilen mali yükümler ise oldukça çok ve çeşitlidir. Bunların büyük bölümü 26.5.1991 gün ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda düzenlenmiştir. Uygulamada uyuşmazlığa yol açan konular daha çok “benzeri mali yükümler” deyiminin kapsamını belirleme noktasından doğmaktadır. Türk mali sisteminde, genel bütçeye giren dairelerle mahalli idareler dışında kalan diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca vergi, resim ve harç alınması mümkün değildir.

Vergi mahkemelerinin görevleri arasında sayılan “Benzeri mali yükümler”in en tipik örnekleri ise, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer almaktadır. Anılan yasanın 86.-94. maddelerinde düzenlenen harcamalara katılma payları ile 97. maddesinde öngörülen ve ilgililerin isteği üzerine yapılan hizmetler karşılığı alınan ücretlerin “benzeri mali yükümler” den olduğu kuşkusuzdur. Nasıl ki, bir vergi, resim, harç olmayan, ancak köy bütçesine giren “salma”nın, benzeri mali yüküm olduğu tartışmasız ise, belediyelerce de Belediye Gelirleri Kanunu uyarınca alınan hizmet karşılığı ücretlerin de benzeri mali yükümler kapsamında olduğunu kabul etmek gerekmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.