Kıyılarda Kazanılmış Haklar: 1982 Anayasası Hazırlık Çalışmaları Özünde Bir Değerlendirme

Makalemizi paylaşır mısınız?

1982 Anayasasının Danışma Meclisinde yapılan görüşmeleri esnasında Anayasa Komisyonu Başkanı Orhan Aldıkaçtı kıyıda, daha önceden kurulmuş bulunan mülkiyet haklarının korunması gerektiğini, bu mülklerin kıyı olarak kullanılması isteniyorsa kamulaştırılması gerektiğini açıkça vurgulamıştır.[1]

Maddenin Milli Güvenlik Konseyinde yapılan görüşmelerinde de gerek Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Başkanı ve gerekse Milli Güvenlik Konseyi üyelerince, kıyıda daha önceden kazanılan mülkiyetin saklı kaldığına ilişkin beyanlarda bulunulmuştur. Örneğin Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Başkanı “Zaten, orada olsaydı da, olmasaydı da, tapuda o kıyının sahibi tescil edilmiş ise, onun hakkıdır, zaten ona dokunulmaz” ifadelerini kullanmıştır (Milli Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, Cilt: 7, Sayfa: 350).

Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ise Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu Başkanının bu ifadeleri üzerine “Yani zapta geçmesi bakımından açıkladınız. Çünkü, dediğiniz gibi, vaktiyle bunu normal usullerle yaptırmış, mülkiyet hakkına sahip tapusunu almış, müsaadesini almış yaptırmış ise, zaten o hak onundur, kanunen. Ancak, istimlak edilebilir, kamu yararına.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Anayasa’nın bu maddesinin tüm fıkraları, hazırlık çalışmaları ile birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa koyucunun, kıyıda devletin sahip olduğu yetkilere karşılık, kişilerin de bazı haklarının bulunduğu gerçeğini göz önünde tutarak, kamu yararı ile kişi haklarını, bağdaştırmaya çalıştığı ve netice itibariyle bu madde ile ulaşılmak istenen amacın, kıyıda Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden önce hukuka uygun olarak kazanılmış hakları korumak ve kıyıları kamuya açık tutmak ve herkesin bu yerlerden yararlanması imkan ve şartlarının mevcut olduğu alanlar haline getirmek olduğu görülmektedir.

Fakat bu kazanılmış hak konusu sadece mevzuata uygun olarak kazanılan haklar için geçerlidir. Mevzuata aykırı olarak yapılan yapıların kazanılmış hak olarak görülmesi hem kazanılmış hak kavramının doğasına, hem de Anayasa’nın 43. maddesine aykırıdır.

Anayasa Mahkemesi’nin kazanılmış hak konusuna genel yaklaşımı ise Anayasa’ya aykırılığı kesin hükme bağlanmış maddelere dayanılarak kazanılan hakların, kazanılmış hak olarak nitelendirilemeyeceği yönündedir. Mahkeme 12.12.1989 tarihli ve E: 1989/11, K: 1989/48 sayılı kararında “Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla Anayasa’ya aykırılığı saptanan bir yasaya dayanılarak ileriye yönelik hak kazanılması ve kazanılmış bir haktan söz edilmesi olanaksızdır.” şeklinde karar vermiştir. Mahkeme gerek 1961 Anayasası ve gerekse 1982 Anayasası döneminde kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğuna ve bu nedenle bu dönemde oluşan mülkiyetin kazanılmış hak teşkil etmesinin mümkün olmadığına karar vermektedir.

Anayasa Mahkemesi 3086 sayılı Kıyı Kanunu’nun 1972 yılından önce kıyıda doğmuş bulunan özel mülkiyete konu yapıları kazanılmış hak olarak gören geçici 2. maddesini[2] 43. maddeye aykırı bulmuştur. Anayasa Mahkemesine göre kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu belirleyen hükmü karşısında, özel mülkiyete konu olamayan kıyıda, 1972 yılından önce mevzuata aykırı olarak yapılan yapılar yönünden “kazanılmış hakların saklı tutulacağı kuralı uygulanamaz. Çünkü yasalara aykırı durumlara dayanılarak kazanılmış hak iddiasında bulunulamayacağı, hukukun temel ilkelerinden birini teşkil etmektedir.

 Anayasa Mahkemesinde göre maddenin birinci fıkrasında yer alan “…bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.” biçimindeki kural ile kazanılmış haklar saklı tutulmuş, ikinci ve üçüncü fıkralardaki hükümlerde de, kazanılmış bir kısım haklar dikkate alınarak, bazı koşulların mevcudiyeti halinde ilgililere bu yapı ve tesislerden yararlanma imkanının idarece verilebileceği kabul edilmiştir. Geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan “1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile…” biçimindeki ibarenin kıyıda, mevzuata aykırı olarak yapılan yapılar için 3086 sayılı Kanun’un uygulanmayacağı belirtilmek suretiyle kazanılmış hakların korunacağı kuralından yararlanmaları olanağı bulunmayan yapılar için bu hakkın tanınmış olması Anayasa’nın 43. maddesine aykırı düşmektedir.

Mahkeme 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesinin (d) bendinde yer alan “(b) bendinde tespit edilen alan, belediye ve mücavir alan sınırları dışında ve köy yerleşik alanı içinde, daha önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun yapıların bulunduğu meskûn alanlarda, 10.11.1985 tarihinden önce köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlar tarafından, konut olarak yapılacak yapılar için mevcut teşekkülde dikkate alınarak sahil şeridi yatak olarak en az 10 metreye düşürülebilir.” hükmünü de, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış bir kurala dayanılarak hak kazanılamayacağı gerekçesiyle 43. maddeye aykırı bulmuştur.

[1] Komisyon Başkanı bu konuda şunları ifade etmiştir (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 8, Sayfa: 454): “(Y)ani deniz göl ve nehir kıyılarında Devletin hüküm ve tasarrufu altında herkese açık olan doğal kaynaklarda, zamanında kanuna uygun olarak, hukuka uygun olarak yaptırılmış binalar, yaptırılmış tesisler ne olacak? Soru burada açıkta kalmaktadır. Sorunun çözüm yolu, kanunun makable şamil olup olmamasıdır. Kanun makable şamil olabilir. Olabilir; ama ancak bu kamulaştırma aracılığı ile halledilebilir. Yoksa, bunlar kanun gereğince, bugünkü yapılacak kanun gereğince “Kanun dışıdır.” diyerek buralara hodbehot el konulamaz. Hukuk devletinin temel kuralı bunu gerektirir.”

[2] Geçici 2. madde “1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Birinci fıkrada sözü edilen yapılara eklenti yapılamaz. Ancak bu yapıların herhangi bir sebeple yıkılması halinde 6 ncı madde hükümlerine göre yapılanmaya izin verilir.

Kıyı ve sahil şeridinde Hazineye ait arazi ve arsalar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler üzerinde gerçek ve tüzel kişiler tarafından 1 Ekim 1983 tarihinden önce izinsiz ve kaçak olarak inşa edilen liman, iskele, rıhtım, balıkçı barınağı ve dayanma duvarları gibi kıyıda bulunması zorunlu tesisler ile sanayi ve turizm tesislerinden ilgili Bakanlıklarca millî ekonomiye katkısı veya kamu yararı olduğu kararlaştırılanlar hakkında 12 nci madde hükümleri uygulanır. Bu arsa ve araziler, Maliye ve Gümrük Bakanlığınca, kullananlara veya tesis sahiplerine kiraya verilebilir.”

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.