Osmanlı Hukukunda Tımar Sistemi ve İşleyişi

Linkedin

Suat ŞİMŞEK- Daire Başkanı, Milli Emlak Genel Müdürlüğü

Mirî tapulu arazi tımar sistemi kapsamında askerî veya idarî bir hizmet karşılığında has, zeamet veya tımar olarak bir kamu görevlisine tahsis edilen ve bu kamu görevlisi tarafından özel bir rejime tâbi olarak kişilere intifa hakkı[1] verilen arazilerdir. Bizans ve Sasani uygulamasından da bir ölçüde etkilendiği ifade edilen  (Barkan, 1980: 815; Hatemi, 1977: 207) bu sistemde, devlet askerî veya idarî bir görev karşılığında maaş ödemek durumunda olduğu kamu görevlisine maaş ödemeyerek has, zeamet veya tımar olarak belirlenen taşınmazları tahsis etmekte idi.

a) Arazinin Tımar Sahibine Verilmesi

Tımar sisteminin ilk aşaması miri arazilerin sipahilere ve diğer tımar sahiplerine tevcih edilmesidir. Bu sistemde devlet topraktan alması gereken vergiyi doğrudan kendisi toplamamakta, devlete hizmeti olan kişilere ödenecek maaş karşılığında bu vergileri toplama yetkisi verilmekte ve bu kişilere taşınmaz tahsis edilmektedir. Devletin, tespit ettiği bu esasları uygulamak için bugünkü anlamda bir tarım, vergi ve millî emlâk memurluğu görevlerini yapmakta olan memurları yani sipahiler vardı. Devlet miri araziyi gördüğü hizmetlere ya da beslediği askerlere karşılık olarak bu kişilere tevcih etmektedir. Zaten bu nedenle, tımar tevcihi işlemi bir nevi vergi toplama işinin havalesi olarak yorumlanmıştır.[2]

Mirî tapulu arazi, dirlik sistemi kapsamında has, zeamet ve tımar olmak üzere üç şekilde tahsis edilebilmekteydi: Haslar; padişah hassı (havass-ı hümayun) ve vezirler hassı (havass-ı vüzera) olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Mirî araziden padişah hassı olarak ayrılan kısmın geliri padişah hazinesine (hazine-i hassa) girmekteydi. Vezirler hassı (havass-ı vüzera) ise yıllık geliri 100 bin akçenin üstünde olup, merkezde görevli vezirler, Divan-ı Hümayun üyeleri, eyalet beylerbeyi ile sancak beylerine görev süreleri ile sınırlı olmak üzere verilirdi. Görevden alınmaları veya vefat etmeleri durumunda tahsis edilen taşınmazlar geri alınmaktaydı.

Yıllık geliri 20 bin ile 100 bin akçe arasında olup, eyalet merkezlerinde bulunan hazine ve tımar defterdarlarına, zeamet kethüdalarına, sancaktaki alaybeylerine, kale dizdarlarına, divan kâtiplerine, defterhane ve Hazine-i Amire kâtiplerine verilen dirlikler ise zeamet olarak adlandırılmaktadır. Zeamet şeklinde verilen tımarlar görev ile sınırlı olmayıp miras yolu ile babadan oğla geçmekteydi.

Tımar ise yıllık geliri 3 bin akçe ile 20 bin akçe arasında değişen ve karşılığında Anadolu’da her üç bin akçe için 1, Rumeli’de her 5 bin akçe için 1 asker yetiştirmek üzere tahsis edilen sipahi dirliğidir. Tımarlı sipahi ölünce yerine oğlu geçmekteydi. Kendilerine miri arazi tahsis edilmiş kamu görevlileri, bu arazinin mülkiyetine değil, sadece gelirine sahip olmaktadır (Cin, 1966: 756). Padişahın bu araziler üzerinde her zaman tasarrufta bulunma imkanı vardı.

b) Arazinin Tımar Sahibi Tarafından Köylüye Tefviz Edilmesi

Tımar sisteminin ikinci aşaması, tımar sahiplerine tevcih edilen arazinin, halka dağıtılmasıdır ki bu işleme tefviz denilmektedir. Kendisine taşınmaz tahsis edilen kamu görevlileri bu taşınmazları önceden belirlenmiş kurallar dâhilinde köylüye dağıtırlardı. Sipahiler mirî araziyi kurallara uygun şekilde dağıtmak zorunda idiler. Sipahi, kendisine tevcih edilen araziyi kendisi işlemek hakkına sahip değildir, bu araziyi reayaya tefviz etmek mecburiyetindedir (Tuncay, 1984: 66). Sipahi ile köylü arasındaki bu tefviz işlemi, bugünkü anlamda sözleşme serbestisine dayanmamaktadır.

Bu ilişkinin kuralları, kamu hukuku düzenlemesi olarak kabul edilebilecek ferman ve fetvalarla önceden belirlenmiştir. Örneğin Arazi Kanunnamesi’nin 8. maddesine[3] göre bir köy ya da kasaba arazisi ne toptan ahalinin tümüne, ne de içlerinden bir kaçına verilemez. Arazi Kanunnamesi’nin 130. maddesi de bir köyün topraklarının çiftlik haline getirilerek bir ya da birkaç kişiye dağıtılamayacağını hüküm altına almıştır. [4] Bu maddeye göre bir köy ancak köy ahalisinin toptan kaybolması ve buraya yeniden ahali getirmek suretiyle iskan edilmezse çiftlik haline getirilerek bir ya da birkaç kişiye tevfiz edilebilir (Cin, 1966: 759). Her şahsa belirli bir arazi parçasının verilmesi ve verilen bu araziyi gösterir tapu senetlerinin düzenlenmesi gerekmekteydi. Ayrıca dağıtım esnasında pazarlık veya açık artırma yapılması mümkün değildi. Miri arazi mutasarrıfı kendisine tefviz edilen araziyi kullandıkça, bu arazinin elinden alınması mümkün değildir. Tımar sahibi ile mutasarrıf arasındaki hukuki ilişki süresiz olarak devam eder.

Tımarlı sipahi, köylüye dağıttığı toprağın karşılığında kişilerin Devlete ödemesi gereken vergileri toplama ve mirî arazinin intikali esnasında alınması gereken tapu harcını alma hakkı elde ederlerdi. Dolayısıyla tımar sahiplerinin tımarlı arazi üzerinde iki temel hakkı söz konusudur. Bunlardan ilki, ikinci bir tahsis (veya tevfiz) diyebileceğimiz taşınmazın kullanımın tapu senedi verilmek suretiyle tımar sahibi tarafından kişilere bırakılması, taşınmaz boş kaldığında başkalarına tahsis etmek, ferağ ve intikal gerektiğinde belli miktardaki harcını alarak tapu senedi verme hakkıdır. Tımar ve zeamet sahipleri, kendilerine tahsis edilen mirî araziyi önceden belirlenmiş kurallar dâhilinde kişilere tefviz ederler ve yapılan ilk tefviz karşılığında bu kimselerden tapu resmî adı altında bir miktar para alırlardı. Tımar sahipleri tarafından kendilerine taşınmaz tevfiz edilen kişilere yararlanma haklarını göstermek üzere sipahi senedi veya temessük senedi denilen bir tasarruf belgesi verilirdi. İşte buna tapu senedi verme hakkı denilmiştir.

Tapu senedi verme hakkı, esas itibarı ile devlete aittir ancak yukarda da belirttiğimiz gibi Devlet bu hakkını sosyal, idarî veya askerî bir hizmet (genellikle belli sayıda tımarlı sipahi beslemek, gerektiğinde bu sipahilerle beraber savaşa katılmak) karşılığında has, zeamet veya tımar olarak kişilere vermiştir. İkinci olarak köylünün, elde ettiği üründen devlete vermesi gereken vergi de sipahiye ödenmektedir. Kendisine tımar sahibi tarafından arazi verilen reaya bu toprağı ekip biçer, bunun karşılığında ödemesi gereken vergiyi Devlete değil tımar sahibine (sahib-i arz) öderdi.

Kendisine arazi tahsis edilen köylü, bu arazide ziraat yapma hakkını elde etmektedir. Mirî arazinin ne şekilde tasarruf edileceği konusunda Şeyhülislam Ebussuud Efendinin, 1541 yılında yapılan Budin Sancağı tahriri sonucu düzenlenen tahrir defterinin mukaddeme (başlangıç) kısmında yer alan şu yazısı yol gösterici niteliktedir:

“ve ziraat ve hiraset idegeldükleri tarlaları dahi ellerinde mukarrer ola. Lâkin zikrolunan malları gibi mülkleri olmayub belki sair memâlik-i mahmiyyede arz-ı mîrî dimekle ma‘ruf olan arazi-i memleket gibi rekabe-i arz beyt ül-mâl-i müslimînin olub âriyyet tarikiyle reâyâ tasarrufunda olub envaî hububdan ve sâir mezru‘atdan her ne dilerler ise eküb biçüb öşür adına olan harâc-ı mukasemesin ve sâir hukukun edâ idüb nice dilerler ise istiglâl iderler. Mâdam ki arz-i ta‘til itmeyüb kemâyenbagi ziraat ve hiraset ve ta‘mir ideler ve bî kusur hukukîn edâ ideler kimesne dahl ve te‘aruz eylemeye. Fevt oluncaya degin tasarruf ideler fevt oldukda oğulları kendiler makamına kaim olub tafsîl -i mezkûr üzerine tasarruf ideler. Oğulları kalmaz ise sair memâlik-i ma‘mure arazisi üslûbu üzerine hariçden ta‘mire kadir kimesnelere ücret-i mu‘accelesi alinub tapuya virile. Anlar dahi tafsil-i sâbık üzerine tasarruf ideler”.

Bunu günümüz Türkçesine şu şekilde çevirmek mümkündür: “ve ziraat edegeldikleri tarlalarının onların ellerinde (kullanımlarında) kalması uygun görülmüştür. Ancak bu araziler, onların özel mülkleri gibi olmayıp, mirî arazi olarak adlandırılan ve rekabesi (kuru mülkiyeti) Hazineye ait bulunan arazi niteliğindedir. Bu araziler ariyet (ödünç verme) yolu ile reayanın tasarrufundadır ve bunlar tahıl çeşitlerinden ve diğer ekilebilir şeylerden istediklerin ekip dikebilir, vergisini ödeyerek diledikleri gibi yaralanabilirler. Taşınmazı usulüne uygun olarak ekip biçerler ve görevlerini kusursuz olarak yerine getirirler ise onlara kimse dokunamaz ve müdahale edemez. Ölünceye değin tasarruf ederler, ölünce oğulları yerlerine geçer ve yukarıda yazılan şekilde tasarruf ederler. Oğulları kalmaz ise ekip dikmeye ehil kimselere ücreti alınarak tapuları verilir. Onlar da yukarda açıklanan şekilde tasarruf ederler.”

Ayrıca miri arazinin mutasarrıfı araziye dilediği şeyi ekme ve dikme hakkına sahiptir. Arazi Kanunnamesi’nin 9. maddesi de bu yerlerde her türlü ürünün yetiştirilebileceğini hüküm altına almıştır. Mutasarrıf toprağın malikiymişçesine toprağa dilediği ürünü ekme hakkına sahiptir (Kenanoplu, 2006: 111). Buna karşılık mutasarrıfın kendisine tahsis edilen toprağı ekip biçerek kullanmak yükümlülüğü bulunmaktadır. Geçerli bir sebep olmadıkça miri arazinin boş bırakılmaması gerekmektedir. Bu anlamda ekip biçme mutasarrıf açısından sadece bir hak değil aynı zamanda bir yükümlülük niteliğindedir. Nadas ya da kabul edilebilir başka bir mazeret olmaksızın üç yıl boyunca ekilmeyen miri arazi, malikin elinden alınarak başka birine kiraya verilirdi (Barkan, 1980: 128). Üstelik bu kişiler çift bozan ya da levendlik akçesi denilen bir tazminat ödemeye mecbur tutulurlardı (Barkan, 1980: 136).

Arazi Kanunnamesi’nin 35. maddesine göre[5] mutasarrıf, kendisine verilen arazi üzerine başkalarının bina yapması ya da ağaç vb şeyler dikmesi durumunda bunların kaldırılmasını isteyebilir. Buna karşılık bir başkasının tasarrufunda bulunan miri araziye iyi niyetli olarak yapılan yapıların kıymeti, arazinin kıymetinden daha fazla olur ise arazinin değeri mutasarrıfına ödenerek arazi yapı sahibinin tasarrufuna bırakılır.

Köylünün miri arazi üzerindeki hakkının niteliği için şu yazıya bakınız: Osmanlı Hukukunda Miri Arazi Rejiminde Köylünün Arazi Üzerindeki Hakkının Niteliği

[1] Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki burada kullanılan intifa hakkı ifadesi, günümüz Türk Medeni Kanunundaki intifa hakkından nitelik olarak farklıdır.

[2] İnalcık’a göre “muayyen bir arazinin tevcihi veya araziye ait bazı hakların verilmesinden ziyade bazı vergilerin havalesinden ibarettir. Başka deyimle, havale sisteminin bir hususi tatbik şeklidir. Vergi kanunları muayyen kanunlara göre merkezi idare tarafından mahallinde yapılan, nüfus ve gelir tespiti ile hususi tabiri ile tahrir ile belli olmuş, sonra hizmet ve hak sahiplerine bu vergiden muayyen bir kısmı tahsis edilmiş vergi gelirini hangi vergiler olarak hangi şahıslardan toplayacağı defterlerde (icmâl defteri) ayrı ayrı tayin edilmiştir. Görülüyor ki tımar bir tahsis ve havaledir. Padişahın verdiği tımar tevcih vesikası, devlete ait muayyen bir geliri toplama salahiyetini veren bir nevi havale vesikasıdır.” (İnalcık, 1959: 43)

[3] Madde 8 – Bir kariye ve kasabanın bütün arazisi toptan olarak ahalisinin heyeti mecmuasına veyahut içlerinden bilintihap bir veya iki üç şahsa ihale ve tefviz olunmayıp ahaliden her şahsa başka başka arazi ihale olunarak keyfiyeti tasarruflarını mübeyyin yetlerine tapu senetleri ita olunur.

[4] Madde 130 – Ahalisi mevcut olan bir kariye çiftlik ittihaziyle arazisi müstakillen bir şahsın uhdesine ihale olunamaz. Fakat 72 inci maddede beyan olunduğu veçhile bir kariyenin ahalii müştemilası dağıtılıpta arazisi tapuya kesbi istikak eylediği halde müceddededen erbabı ziraat getirilerek iskan ve uhdelerine başka başka arazi tefviz olunarak ol kariye heyeti asliyesine irca edilmek mümkün olamaz ise ol kariye çiftlik ittihaz olunmak üzere arazisi toptan bir veya iki şahsın uhdesine ihale olunabilir.

[5] Madde 35 – Bir kimsenin sahihen mutasarrıf olduğu arazisi üzerinde diğer bir şahıs fuzulen ebniye ihdas veya gürum ve eşcar garseylese arazi mutasarrıfının ol ebniye ve gürum ve eşcarı memuru marifetiyle hedim ve kal’ ettirmeğe selahiyeti vardır. Biliştirak tasarruf olunan arazinin mecmuu üzerine müştereklerden biri diğerinin izni bulunmaksızın fuzulen ebniye ve eşcar ihdas ve garsederse diğer şerikin hissesi hakkında yine bu muamele olunur. Ancak bir kimse ahardan teferruğ veyahut mahlül zanniyle canibi miriden tefevvüz veya baba ve anasından intikal gibi esbabı tasarruftan bir sebep ile yedinde mamulünbih senet bulunduğu halde mutasarrıf olduğu arazisi üzerinde ebniye veya eşcar mahalline müstahik çıkarak ol mahalde hakkı tasarrufu tebeyyün ve tahakkuk eylediği surette ebniye ve eşcarın maktuan kıymeti ol mahallin kıymetinden ziyade ise mahalli mezkurun kıymeti sahihası müstahik çıkan şahsa verilerek ol mahal ebniye eşcar sahibinin yedinde ipka olunur ve eğer ol mahallin kıymeti ebniye ve eşcarın kıymetinden ezyed ise ol ebniye ve eşcarın müstahikulkal’ olduğu halde olan kıymeti sahibine verilerek ebniye ve eşcar şahsı mezbure verilir. Ve biliştirak tasarruf olunan arazinin bazı mahalli üzerinde şerikinin izni bulunmaksızın diğeri ebniye veya eşcar ihdas ve garseylediği surette 15 inci maddede beyan olunan veçhile ol arazi taksim olunup ebniye veya eşcar mahalli şerikinin hissesine isabet ederse yine bu muamele icra olunur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*