1. Ana Sayfa
  2. Gayrimenkul Makaleleri

Miri Arazi Nedir? Miri Arazinin Özellikleri Nelerdir?


Miri arazi, Osmanlı İmparatorluğunda toprakların büyük bir kısmını oluşturmaktaydı. Miri topraklar olarak da adlandırılan bu toprakların özellikleri oldukça farklıdır. Üstelik sanılanın aksine miri arazi türleri, tek bir tane değildir. Miri toprakların türleri oldukça fazladır.

a) Miri Arazi Ne Demek? Miri Toprak Nedir?

Mir kelimesi amir kelimesinin kısaltılmışıdır ve mir unvanı da amir unvanı gibi hükümdarı ifade etmek amacı ile kullanılmıştır. Osmanlı sisteminde padişah dışında bir devlet tüzel kişiliği olmadığı için mirî araziyi devlete ait arazi olarak ifade etmek mümkündür.

Miri arazi kuru mülkiyeti (rekabesi) Devlete ait olup yaralanma hakkı (intifa hakkı) belli bir bedel karşılığında süresiz olarak kişilere tevfiz olunan arazidir. Bu arazinin tanımı Arazi Kanunnamesi’nin 3. maddesinde yapılmıştır. Arazi Kanununun 3. maddesine göre mirî arazi, kuru mülkiyeti (rekabesi) Devlete ait olup, hukukî tasarrufiyesi (yararlanma hakkı) ihale veya tefviz yolu ile belli kimselere verilmiş olan arazidir. Devletin miri arazi üzerindeki hakkı, mülkiyet hakkıdır. Tanzimattan sonra tımar sisteminin kaldırılmasına rağmen miri toprakların mülkiyetinin devlete bırakılması da bunu doğrulamaktadır (Cin, 1966: 765).

b) Miri Arazinin Kaynağı Nedir?

Bir arazi aşağıdaki nedenlerle mirî arazi vasıf ve niteliği kazanır (Cin, 1966: 754; Mardin, 1947: 19):

a) Fetih esnasında, Devletin fethedilen araziyi gayrimüslim ahalisine temlik veya savaşa katılan kişilere dağıtmayarak kendisinde alıkoyması,

Aslında Kanuni dönemine kadar fethedilen araziler hakkında öşri ve haraci arazi muamelesi yapıldığı bilinmektedir. Ancak Kanunî döneminin meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendinin “Osmanlı Devletinin ülkesinin tamamı mirî arazidir, öşrî ve haracî arazi yoktur” şeklinde fetva vermesi nedeni ile Suriye ve Irak dışındaki vilayet ve eyaletlerin tamamı hakkında mirî arazi işlemi yapılmış, daha sonraları bu iki vilayet arazisi de mirî arazi hükmünü kazanmıştır (Öner, 2005: 78).

Bazı yazarlar Osmanlı Devletinde haraci ve öşri arazi bulunmamasını Ebussuud Efendi tarafından verilen fetvaya değil, Ebussuud Efendi tarafından hazırlandığı ileri sürülen Kanunnameye bağlamaktadırlar. Söz konusu Kanunnamede Osmanlı Devletinin tamamının mirî arazi olması ve öşrî/haracî arazi bulunmaması hususları şu şekilde ifade edilmiştir: “Arazi-i merkûme ne öşriye ne haraciyedir, arz-i memleketdir ne hîn-i fethinde ganimine taksim olunub öşriye kılınmıştır ne eshabına temlik olunup haraciye sarf kılınmıştır. Belki rekabe-i arz beyt ül-malindir ifraz olunub mutasarrıf olanlara icâre tarîkıyla kiraya verilmiştir, ziraat ve hiraset idüb harac-i muvazzafını ve harac-ı mukasemesini virüb tasarruf ideler.”

Nedeni ne olursa olsun Osmanlılar, Anadolu’da ve Rumeli’de fethettikleri yerlerin (kilise ve manastırlara ait vakıfların mülkiyetinde bulunan araziler hariç olmak üzere) hemen tamamında arazileri mirî arazi olarak kaydetmişlerdir. Mirî arazi uygulamasından sadece Hicaz vilayeti muaf tutulmuştur.

b) Rekabesi (kuru mülkiyeti) Devlete ve yararlanma hakkı ihya edene ait olmak üzere, mevat arazinin, Mecelle’nin 1272. ve Arazi Kanunu’nun 103. maddesi kapsamında ihya edilmesi,

c) Mülk araziyi Devletin tevarüs etmesi, yani mülk arazinin miras yoluyla Devlete intikali,

d) Fetih esnasında, arazinin nasıl bir muameleye tâbi tutulacağının tespit edilememiş olması,

e) Mülk arazi sahibinin kimliğinin bilinememesi.

c) Miri Arazinin Özellikleri Nelerdir?

Mirî arazinin özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

a) Mirî arazinin kuru mülkiyeti Devlete aittir. Kanuni devrinin meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendi’nin, yeni fethedilen Macaristan topraklarıyla ilgili fetvalarının birinde şöyle denilmiştir: “Tarım topraklarının rakabesi, imparatorluğun diğer yerlerinde olduğu gibi Beytülmale aittir. Yani bu topraklar, arazi-i memlekettendir. Yalnız köylünün tasarrufuna bırakılmıştır.”

b) Bu arazi, işletilmek üzere tapu bedeli karşılığında reayaya tevfiz edilmekte idi. Bundan dolayı bu arazinin yararlanmak hakkı reayaya aittir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; mirî arazi üzerinde dirlik sistemi dışında da çeşitli uygulamalar vardı. Mirî arazi, dirlik sistemi dışında paşmaklık, arpalık, malikâne, tekaüt tımarı, derbendci tımarı, yurtluk ve ocaklık olarak da tasarruf edilebilir ve tahsisat olarak gayrisahih vakıflara tahsis edilebilir.

c) Mirî arazi, Devleti temsil eden memurlar (ilk zamanlarda dirlik sahipleri, sonraları mültezim ve muhassıllar, daha sonraları ise mal memurları ve Defter-i Hakanî memurları) tarafından tevfiz edilmekte idi.

d) Miri Arazinin Türleri Nelerdir? Miri Arazi Çeşitleri Nelerdir?

Mirî arazi; mirî tapulu arazi ve mirî mukataalı arazi olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Mirî mukataalı arazi, belirli bir kira bedeli karşılığında doğrudan Devlet tarafından kişilere kiraya verilen arazidir. Bu tür arazilerde mirî arazideki tapu rejimi kuralları uygulanmaz.

Çünkü hukukî açıdan mukataa tam bir kiraya vermedir ve kiradan elde edilen gelir doğrudan Devlet hazinesine girmektedir. Burada kiraya verme işlemi bizzat merkezî devlet tarafından yapılmakta ve kiraya vermeden elde edilen gelir de doğrudan merkezî hazineye girmekte idi[1]. Mirî tapulu arazi ise tımar sistemine göre, kişilere tahsis edilen arazidir ki bu arazinin tabi olduğu esaslar, tımar sistemi ile ilgili bölümde izah edilecektir.

Bu ayrıma ilaveten Ebu’l Ula Mardin miri arazi konusunda bir başka ayrım daha vurgulamaktadır. Yazar’a göre miri arazi arazi-i emiriye-i sırfa ve arazi-i emiriye-i mevkufe olmak üzere ikiye ayrılır (Mardin, 1947: 19). Bunlardan arazi-i emiriye-i sırfa tımar sistemi kapsamında kullanılan arazilerdir. Arazi-i emiriye-i mevkufe ise bazen yararlanma hakkı, bazen geliri ve bazen de her ikisi birden bir hayır cihetine tahsis edilen yerlerdir. Bu yerlere aynı zaman da gayri sahih vakıf da denilmektedir.

e) Miri Arazi, Tımar Sistemi ve İşleyişi

Miri arazinin büyük bir kısmı tımar sistemi çerçevesinde kullanılmıştır. Tımar sistemi konusunda bilgi almak için şu yazımıza bakınız: Osmanlı Hukukunda Tımar Sistemi ve İşleyişi

f) Miri Arazinin Miras Yoluyla İntikali

Miri arazi, başlangıçta olmasa da belirli bir evrimden miras yoluyla mirasçılara geçebilmiştir. 

(Ancak, burada şu hususu yinelemekte fayda vardır. Mirasçılara intikal eden sadece taşınmazın intifa hakkıdır, taşınmazın kuru mülkiyeti daima devlete aittir. Mülk arazinin miras yoluyla intikali feraiz kaidelerine göre cereyan etmesine karşılık miri arazinin miras yoluyla intikali adi intikal suretiyle gerçekleşmekteydi.) 

Miri arazinin intifa hakkının mirasçılara intikali sistemi belirli bir evrimden geçmiştir. Bu evrimin ilk dönemi 1567 yılına kadar olan süreçtir. Bu dönemde miri arazinin mirasçılara intikali konusunda iki farklı görüş söz konusudur. Bir kısım yazarlara (Ansay, 1954: 222) göre bu dönem uygulamasında taşınmazı kullanan kişinin (mutasarrıf) vefat etmesi durumunda, bu yerler kişinin mirasçılarına intikal etmeyerek Hazineye kalıyor, ancak yeniden yapılan tahsislerde ölen mutasarrıfın mirasçılarına öncelik tanınıyordu.

Bir kısım yazarlar (Cin, 1966: 778; Barkan, 1980: 345) ise mutasarrıfı ölen taşınmazın tasarruf hakkının tapu bedeli ödemeksizin erkek çocuklarına ve tapu bedeli ödeyerek kız çocuklarına intikal ettiği görüşünü savunmuştur.

Ancak Erdost, kız çocuklara miras hakkının 1858 tarihli Arazi Kanunnamesiyle verildiğini ifade etmektedir. Bkz. Erdost, M. İ. (2010) “Demokratikleşme Açısından Toprak Reformu”, Toprak Mülkiyeti Sempozyumu Bildirileri Kitabı, Memleket Yayınları, Ankara, 2010, s: 21

1567 yılında çıkarılan bir fermanla mutasarrıfın vefat etmesi halinde miri arazinin erkek ve kız evlatlara, bunlar yoksa arazi üzerindeki ağaçların ya da binaların maliklerine; bunlar yoksa arazi üzerinde geçiş, su almak gibi hakkı olanlar ile arazinin ortaklarına; bunlar da yoksa o köy halkından araziye ihtiyacı olanlara tapu misli ile intikal edebilmesi esası kabul edilmiştir. Eğer mutasarrıfın birden fazla mirasçısı varsa topraklar bu kişiler arasında “muşa ve müşterek” olarak tasarruf edilmekteydi (Erdost, 2010: 21).

1847 yılında çıkarılan bir ferman ile mutasarrıfın vefat etmesi halinde miri arazinin erkek ve kız çocuklarına bedelsiz ve eşit olarak intikal etmesi öngörülmüştür (Cin, 1966: 779; Kenanoğlu, 2006: 1 13).

1858 yılında yürürlüğe konulan Arazi Kanunnamesi’nin 54, 55 ve 56. maddeleri miri arazinin miras yoluyla intikalini düzenlemiştir. 54. madde hükmüne göre[2] miri arazinin mutasarrıfının ya da mutasarrıflardan birinin vefat etmesi durumunda arazi erkek ve kız çocuklarına eşit olarak ve bedelsiz şekilde intikal eder. Mutasarrıfın yalnızca erkek ya da yalnızca kız çocuğunun olması durumunda da arazi eşit ve bedelsiz olarak bunlara intikal eder. Eğer vefat eden mutasarrıfın eşi hamile ise arazinin intikali, doğuma kadar bekletilir. 55. maddeye göre[3] mutasarrıfın erkek ya da kız çocuğu yok ise miri arazinin tasarruf hakkı babasına, babası yok ise annesine, 54. maddede yazılı şartlara göre intikal etmektedir. Kanunname’nin 56. maddesine[4] göre çocuklardan bir ya da bir kısmı gaip ise miri arazi, hazır bulunan çocukları arasında taksim edilir. Eğer gaip olanlardan herhangi biri mutasarrıfın vefatı tarihinden itibaren üç yıl içinde bulunur ise mirastan hissesini alır.

1867 yılında çıkarılan Arazi-i Miriye ve Mevkufenin Tevsi-i İntikaline Dair Kanun, Arazi Kanunnamesi’nin miras yoluyla intikal hükümleri olan 54, 55 ve 56. maddelerini yürürlükten kaldırarak miri arazinin intikalinde yeni kurallar ihdas etmiştir.  Kanun, intikal hakkı olanları sekiz dereceye kadar genişletmiştir (Kenanoğlu, 2006: 113).

Buna göre mutasarrıfın ölmesi durumunda miri arazi şu sıraya göre intikal etmekteydi (Cin, 1966: 780): 1) Erkek ve kız evlât, 2) Ahfat (Erkek ve kız çocukların oğulları ve kızları), 3) Baba ve ana, 4) Ana baba bir ve yalnız baba bir erkek kardeşler, 5) Ana baba bir ye yalnız baba bir kız kardeşler, 6) Ana bir erkek kardeş, 7) Ana bir kız kardeş, 8) Eş (Kocadan karıya, karıdan kocaya). 1912 yılında yürürlüğe konulan İntikalat Kanun-u Muvakkati ise miri arazinin intikalinde hak sahiplerini şu şekilde sıralamıştır: Füru (evlât ve ahfadı); ana, baba ve onların füruğu; büyük ana ve büyük baba ve onların füruğu; sağ kalan eş.

Kanunname’nin maddeleri şu şekildedir:

1) Bir kimse vefat ettikte uhdesinde bulunan arazii emiriyye ve mevkufe atizzikr derecat üzerine bir veya müteaddid eşhasa intikal eder ve onlara da eshabı intikal denir.

2) Eshabı intikalin birinci derecesi müteveffanın füruû, yani; evlâd ve ahfadıdır. Bu derecede hakkı intikal evvel emirde evlâda ve badehu anlara halef olmak üzere ahfada ve evlâdının ahfadına aiddir. Binaenaleyh müteveffanın hini vefatında berhayat bulunan her nevi evlâdı kendi vasıtasiyle müteveffaya ittisal kesb eden fer’ileri hakkı intikal­den ıskat eder. Müteveffadan evvel vefat etmiş olan fer’in fürûu kendi makamına kaim olurlar, yani ana intikal edecek hisseyi ahz ederler. Müteveffanın müteaddid evlâdları olub da cümlesi evvelce vefat etmiş bulunur ise her birinin hissesi kendi vasıtasiyle müteveffaya ittisal kesb eden fürua intikal eder, evlâddan bazısı bilâ feri’ vefat ettiği takdirde hakkı intikal münhasıran diğer evlâda veya anların füruûna kalır.

Batınlar teaddüd ettikçe hep bu usul üzere muamele olunur, evlâd ve ahfadın zükûr ve inası hakki intikalde müsavidir.

3) Eshabı intikalin ikinci derecesi müteveffanın ebeveyni ile anların füruudür. Ebeveynin ikisi de müsavat üzere hakkı intikale nail olurlar, bunlardan biri evvelce vefat etmiş bulunur ise anın füruu birinci derecede muharrer ahkâma tevfikan aledderecat makamına kaim olurlar. Füruu bulunmadığı surette hayatta bulunan peder veya valide münhasıran hakkı intikale nail olur.

Ebeveynin ikisi de evvelce vefat etmiş bulunur ise pederin hissesi ken­di füruuna ve validenin hissesi de kendi füruuna aledderecat intikal eder, şayed birinin füruu yoğise anın hissesi de diğerin füruuna kalır.» Bir kaç misal:

4) Eshabı intikalin üçüncü derecesi müteveffanın ced ve ceddeleriyîe anların füruudür. Ana ve baba tarafından ced ve ceddeler hep berhayat iseler müsavat üzere hakkı intikale naip olurlar. Bunlardan biri evvelce vefat etmiş bulunur ise füruu aledderecat anın makamına kaim olur, füru yoğise berhayat-bulunub anın zevci veya zevcesi olan ced veya cedt deye intikal eder, bu da berhayat değilse anın füruuna intikal eder.

5) Birinci ve ikinci ve üçüncü derecedeki fürudan hangisi müteaddid cihetlerden hakkı intikale nail olur ise cümlesini ahz eder.

6) Mevaddı sabıkada muharrer derecattan mukaddemi mevcud iken muahharı hakkı intikale nail olamaz. Şu kadar ki müteveffanın evlâd ve ahfadı olduğu halde anası ve babası veya bunlardan biri mevcud ise südüs hisse bunlara intikal eder.

7) Müteveffanın zevç veya zevcesi birinci derecedeki hakkı intikal eshabiyle içtima ettikte rubu hisseye ve ikinci derecedeki hakkı intikal eshabiyle veya ced ve cedde ile içtima etdikde nısıf hisseye nail olur. Ve eğer dördüncü madde mucebince ced ve cedde ile beraber anların füruu da hakkı intikale nail olmak icab ediyorsa işbu fürua isabet edecek hisseyi dahi seve veya zevce ahz eder. Birinci ve ikinci derecedeki eshabı intikalden veya ced ve ceddeden hiç biri bulunmaz ise zevç veya zevce münhasıran hakkı intikale nail olur. Bir kaç misal: ve icarei vâhidei kadimeli müsakkafat ve müstagaliâtı vakfiyye iîc mukataaı kadimeli müslegallât hakkında dahi caridir.

g) Miri Arazinin Cumhuriyete İntikali

1) Tımar Sistemin Bozulmasından Sonra Mültezim ve Muhassıllara Geçiş

Özellikle 17. yüzyıldan itibaren tımar sisteminin bozulması üzerine tımar ve zeamet sahiplerinin mirî arazi üzerindeki yetkileri kaldırılmış ve bu yetki mültezimlere verilmiştir. İltizam usulü olarak adlandırılan bu sistemde devlet, belirli bir bölgede topraktan alması gereken vergileri götürü usulle ve peşin bir bedelle mültezimlere vermiştir. Mültezimler ise eskinden tımar sahiplerinin taptığı şekilde, bu araziyi kişilere tahsis ederek vergileri toplamıştır.

Mültezim: Bir köy veya kasabanın veya belli bir bölgenin aşar ve rüsum adı altındaki gelirlerini üstüne alan, buna karşılık Devlete belirli miktarda peşin para ödeyen kimse.

Muhassıl: Bir kaza veya sancağın veyahut vilayetin güvenliğini sağlayan ve Devlet gelirini elde etmeye yetkili kılınmış görevli.

Mirî arazi üzerindeki yetkiler 1847 yılına kadar tımar ve zeamet sahipleri ile mültezim ve muhassıllar tarafından kullanılmış, bu tarihten sonra ise sadece mültezim ve muhassıllar tarafından kullanılmıştır. 1847 yılında yayımlanan Tapu Hakkında İcra Olunacak Nizamname ile mirî araziden boş olanların tamamının mülkiyeti ile ferağ ve intikal harçlarının Maliye Hazinesine ait olması kabul edildi. Bu tarihten sonra tapu senetlerinin mühürlenerek Defterhane-i Amire kaleminden verilmesi kararlaştırıldı. Böylece mirî araziden mahlûl (boş) olanların mülkiyetinin Hazineye ait olacağı kabul edilerek Hazine özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile özel mülkiyette bulunan taşınmazların sınırları belirlenmeye başlanmıştır. Ayrıca tapu senetlerinin alelade kâğıtlar yerine tuğralı ve matbu olması ve mirî araziye tasarruf edenlerin tasarruf hakkını Defterhane-i Amire Emini huzurunda devretmeleri esasları benimsenmiştir.

Özetlemek gerekirse mirî araziden yararlanma hakkının Devleti temsilen bir kimseye tefviz edilmesi işlemi, 1255 (1839) tarihine kadar sadece tımar ve zeamet sahiplerine (dirlik sahiplerine), 1255 (1839)- 1263 (1847) yılları arasında kısmen tımar ve zeamet, kısmen de mültezimlere, 1263 (1847) tarihinden Arazi Kanununun yürürlüğe girdiği 1274 (1858) tarihine kadar kısmen mültezimlere[1] ve kısmen de muhassıllara[2], 1274 (1858) tarihinden tapu teşkilâtının kurulduğu 1290 (1878) tarihine kadar malmüdürlerine, 1874 tarihinden sonrada tapu memurlarına verilmiştir (Mardin, 1947: 25).

2) Miri Arazinin Miri Mukataalı Hale Getirilmesi

18. yüzyıldan itibaren sistemin giderek bozulması üzerine tımar alanları mirî mukataa haline getirilerek tımardan elde edilen gelirin doğrudan merkezî hazineye girmesi sağlanmıştır. Tımarların mirî mukataa haline getirilerek bizzat devlet tarafından kiraya verilmesi ve gelirinin de devlet tarafından toplanmasına tımarların mukataalaşması denilmektedir.

3) Cumhuriyet Döneminde Medeni Kanun ve Arazi Kanunnamesi

Cumhuriyet kurulduktan sonra 1926 yılında kabul edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi, Arazi Kanunnamesi’ni açıkça yürürlükten kaldırmamışsa da taşınmaz mülkiyeti konusunda önemli yenilikler getirmiştir. Bundan dolayı Medeni Kanun’un kabulünden sonra Arazi Kanunnamesi’nin yürürlükten kalkıp kalkmadığı önemli bir tartışma konusu olmuştur. Üstelik bu dönemde miri arazinin otomatik bir şekilde mülk arazi haline dönüştüğü de savunulmuştur.

4) Cumhuriyet Döneminde Miri Arazinin Akıbeti

Kanaatimizce miri arazi kendiliğinden mülk arazi haline gelmemiştir. Ancak Cumhuriyet döneminde çıkarılan kanunlarla miri arazinin, bunları kullanan kişiler adına tescil edilmesine imkan tanınmıştır. Örneğin Medeni Kanun yürürlüğe girmesinden önce çıkarılan 810 sayılı Hakkı Karar ve Senetsiz Tasarrufat ve Tashihi Kayıt Muamelatının Sureti İcrasına Dair Kanun ile tapuda kayıtlı olmayan veya tapuda kayıtlı olmakla beraber kayıt malikinden başkası tarafından kullanılan gayrimenkullerin idari yoldan zilyetleri adına tesciline olanak sağlanmıştır. Bu Kanun’un 1. ve 4. maddeleri hakkı karardan ve senetsiz tasarrufattan bulunmasına mebnî tapu senedine raptı talep olunan emvali gayrimenkulenin tapuda zilyedi adına tesciline imkan tanınmıştır.

743 sayılı Medeni Kanun’un 639. maddesiyle tapuda kayıtlı olan ya da olmayan taşınmazların zilyetleri adına tesciline imkan tanınmıştır.

1929 yılında çıkarılan 1515 sayılı Tapu Kayıtlarından Hukuki Kıymetlerini Kaybetmiş Olanların Tasfiyesine Dair Kanun ile tapuda kayıtlı olup tapı dışı yollarla başkasının mülkiyetine geçen arazinin idari yoldan zilyedi adına tesciline imkan tanınmıştır.

1934 yılında çıkarılan 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile miri arazinin zilyetleri adına tesciline imkan tanınmıştır. Kanun’un 22. maddesine göre tefevvüz veya tedavül yoluyla alınıp satılarak tasarruf edildiği, belgelerle yahut bilirkişinin sözleriyle anlaşılan taşınmazlar tapu senedine bağlı olup olmadığına ve tasarruf müddetinin zamanaşımı süresine varıp varmadığına bakılmaksızın sahibi namına kaydolunur. Devletin özel mülkiyetinde bulunmayıp Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis olunmayan ham topraklar, iskan haddini geçmemek kaydıyla, zilyetleri adına tescil edilir.

Ayrıca 766 sayılı Tapulama Kanunu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu mutasarrıfların zilyetliğinde bulunan taşınmazların bu kişiler adına tespit ve tescil edilmesini öngörmüştür. Örneğin 766 sayılı Kanun’un 33. maddesine göre zilyetliğin tasdikli irade suretleri ve fermanlar, muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senedi, kayıtları bulunmayan tapu ve mülga Hazine-i hassa senedi veya muvakkat tasarruf ilmühaberi, gayri musaddak tapu yoklama kayıtları, mülkname, muhasebatı atıka kalemi kayıtları, mübayaa istihkam ve ihbar ücretleri gibi belgelere dayandırılması halinde miktar sınırlaması gözetilmeksizin zilyetler adına tescili öngörmektedir. Benzer bir hüküm de 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinde yer almıştır.

[1] Bu görüşe karşılık Erdost, Osmanlı İmparatorluğunda tüm tarımsal toprakların tımar sistemi kapsamında olduğunu vurgulamaktadır. (Bkz. Erdost, M. İ. (2010) “Demokratikleşme Açısından Toprak Reformu”, Toprak Mülkiyeti Sempozyumu Bildirileri, Memleket Yayınları, 2010, s: 20) Ancak doğrudan devlet tarafında kiraya verilen ve kira gelirleri doğrudan Hazineye gelir kaydedilen taşınmazların varlığı bilindiğine göre bu görüşe hak vermek mümkün görünmemektedir.

[2] Madde 54- Arazii miriye ve mevkufe mutasarrıf ve mutasarrıflarından biri fevt oldukta uhdesinde olan arazi erkek ve kız evladına gerek arazinin olduğu mahalde bulunsunlar ve gerek diyarı aharda olsunlar meccanen ve bila bedel mütesaviyen intikal eyler. Yalnız erkek veyahut yalnız kız evladı olur ise kezalik bila bedel müstakillen intikal eder. Arazi mutasarrıflarından biri fevt olup da zevcesi hamile bulunduğu halde ol arazi hamlin zuhuruna kadar tevkif olunur.

[3] Madde 55 – Arazii miriye ve mevkufe mutasarrıf ve mutasarrıfalarından bila velet vefat edenlerin arazisi babası var ise ana, yoksa validesine berminvali sabık meccanen intikal eder.

[4] Madde 56 – Müteveffa ve müteveffatın bazı evladı hazır ve mevcut ve bazı evladı gaybeti münkatıa ile gaip ve mefkut olduğu halde arazisi hazır ve mevcut olanlara verilir. Ancak gaip olan babasının veya anasının vefatı tarihinden itibaren 3 sene müddet zarfında zuhur eder ise yahut hayatta olduğu mütehakkak olur ise ol araziden hissesini alır. Baba ve ana hakkında dahi hüküm bu veçhiledir.

Miri-Arazi
Miri Arazi Nedir? Miri Arazinin Özellikleri Nelerdir?

Yorum Yap