Miri Arazi Nedir? Miri Arazinin Özellikleri Nelerdir?

Miri arazi, Osmanlı İmparatorluğunda toprakların büyük bir kısmını oluşturmaktaydı. Miri topraklar olarak da adlandırılan bu toprakların özellikleri oldukça farklıdır. Üstelik sanılanın aksine miri arazi türleri, tek bir tane değildir. Miri toprakların türleri oldukça fazladır.

Miri Arazi Ne Demek? Miri Toprak Nedir?

Mir kelimesi amir kelimesinin kısaltılmışıdır ve mir unvanı da amir unvanı gibi hükümdarı ifade etmek amacı ile kullanılmıştır. Osmanlı sisteminde padişah dışında bir devlet tüzel kişiliği olmadığı için mirî araziyi devlete ait arazi olarak ifade etmek mümkündür.

Miri arazi kuru mülkiyeti (rekabesi) Devlete ait olup yaralanma hakkı (intifa hakkı) belli bir bedel karşılığında süresiz olarak kişilere tevfiz olunan arazidir. Bu arazinin tanımı Arazi Kanunnamesi’nin 3. maddesinde yapılmıştır. Arazi Kanununun 3. maddesine göre mirî arazi, kuru mülkiyeti (rekabesi) Devlete ait olup, hukukî tasarrufiyesi (yararlanma hakkı) ihale veya tefviz yolu ile belli kimselere verilmiş olan arazidir. Devletin miri arazi üzerindeki hakkı, mülkiyet hakkıdır. Tanzimattan sonra tımar sisteminin kaldırılmasına rağmen miri toprakların mülkiyetinin devlete bırakılması da bunu doğrulamaktadır (Cin, 1966: 765).

Miri Arazinin Kaynağı       

Bir arazi aşağıdaki nedenlerle mirî arazi vasıf ve niteliği kazanır (Cin, 1966: 754; Mardin, 1947: 19):

a) Fetih esnasında, Devletin fethedilen araziyi gayrimüslim ahalisine temlik veya savaşa katılan kişilere dağıtmayarak kendisinde alıkoyması,

Aslında Kanuni dönemine kadar fethedilen araziler hakkında öşri ve haraci arazi muamelesi yapıldığı bilinmektedir. Ancak Kanunî döneminin meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendinin “Osmanlı Devletinin ülkesinin tamamı mirî arazidir, öşrî ve haracî arazi yoktur” şeklinde fetva vermesi nedeni ile Suriye ve Irak dışındaki vilayet ve eyaletlerin tamamı hakkında mirî arazi işlemi yapılmış, daha sonraları bu iki vilayet arazisi de mirî arazi hükmünü kazanmıştır (Öner, 2005: 78). Bazı yazarlar Osmanlı Devletinde haraci ve öşri arazi bulunmamasını Ebussuud Efendi tarafından verilen fetvaya değil, Ebussuud Efendi tarafından hazırlandığı ileri sürülen Kanunnameye bağlamaktadırlar. Söz konusu Kanunnamede Osmanlı Devletinin tamamının mirî arazi olması ve öşrî/haracî arazi bulunmaması hususları şu şekilde ifade edilmiştir: “Arazi-i merkûme ne öşriye ne haraciyedir, arz-i memleketdir ne hîn-i fethinde ganimine taksim olunub öşriye kılınmıştır ne eshabına temlik olunup haraciye sarf kılınmıştır. Belki rekabe-i arz beyt ül-malindir ifraz olunub mutasarrıf olanlara icâre tarîkıyla kiraya verilmiştir, ziraat ve hiraset idüb harac-i muvazzafını ve harac-ı mukasemesini virüb tasarruf ideler.” Nedeni ne olursa olsun Osmanlılar, Anadolu’da ve Rumeli’de fethettikleri yerlerin (kilise ve manastırlara ait vakıfların mülkiyetinde bulunan araziler hariç olmak üzere) hemen tamamında arazileri mirî arazi olarak kaydetmişlerdir. Mirî arazi uygulamasından sadece Hicaz vilayeti muaf tutulmuştur.

b) Rekabesi (kuru mülkiyeti) Devlete ve yararlanma hakkı ihya edene ait olmak üzere, mevat arazinin, Mecelle’nin 1272. ve Arazi Kanunu’nun 103. maddesi kapsamında ihya edilmesi,

c) Mülk araziyi Devletin tevarüs etmesi, yani mülk arazinin miras yoluyla Devlete intikali,

d) Fetih esnasında, arazinin nasıl bir muameleye tâbi tutulacağının tespit edilememiş olması,

e) Mülk arazi sahibinin kimliğinin bilinememesi.

Miri Arazinin Özellikleri

Mirî arazinin özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

a) Mirî arazinin kuru mülkiyeti Devlete aittir. Kanuni devrinin meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendi’nin, yeni fethedilen Macaristan topraklarıyla ilgili fetvalarının birinde şöyle denilmiştir: “Tarım topraklarının rakabesi, imparatorluğun diğer yerlerinde olduğu gibi Beytülmale aittir. Yani bu topraklar, arazi-i memlekettendir. Yalnız köylünün tasarrufuna bırakılmıştır.”

b) Bu arazi, işletilmek üzere tapu bedeli karşılığında reayaya tevfiz edilmekte idi. Bundan dolayı bu arazinin yararlanmak hakkı reayaya aittir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki; mirî arazi üzerinde dirlik sistemi dışında da çeşitli uygulamalar vardı. Mirî arazi, dirlik sistemi dışında paşmaklık, arpalık, malikâne, tekaüt tımarı, derbendci tımarı, yurtluk ve ocaklık olarak da tasarruf edilebilir ve tahsisat olarak gayrisahih vakıflara tahsis edilebilir.

c) Mirî arazi, Devleti temsil eden memurlar (ilk zamanlarda dirlik sahipleri, sonraları mültezim ve muhassıllar, daha sonraları ise mal memurları ve Defter-i Hakanî memurları) tarafından tevfiz edilmekte idi.

Miri Arazinin Türleri, Miri Arazi Çeşitleri

Mirî arazi; mirî tapulu arazi ve mirî mukataalı arazi olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Mirî mukataalı arazi, belirli bir kira bedeli karşılığında doğrudan Devlet tarafından kişilere kiraya verilen arazidir. Bu tür arazilerde mirî arazideki tapu rejimi kuralları uygulanmaz. Çünkü hukukî açıdan mukataa tam bir kiraya vermedir ve kiradan elde edilen gelir doğrudan Devlet hazinesine girmektedir. Burada kiraya verme işlemi bizzat merkezî devlet tarafından yapılmakta ve kiraya vermeden elde edilen gelir de doğrudan merkezî hazineye girmekte idi.[1] Mirî tapulu arazi ise tımar sistemine göre, kişilere tahsis edilen arazidir ki bu arazinin tabi olduğu esaslar, tımar sistemi ile ilgili bölümde izah edilecektir.

Bu ayrıma ilaveten Ebu’l Ula Mardin miri arazi konusunda bir başka ayrım daha vurgulamaktadır. Yazar’a göre miri arazi arazi-i emiriye-i sırfa ve arazi-i emiriye-i mevkufe olmak üzere ikiye ayrılır (Mardin, 1947: 19). Bunlardan arazi-i emiriye-i sırfa tımar sistemi kapsamında kullanılan arazilerdir. Arazi-i emiriye-i mevkufe ise bazen yararlanma hakkı, bazen geliri ve bazen de her ikisi birden bir hayır cihetine tahsis edilen yerlerdir. Bu yerlere aynı zaman da gayri sahih vakıf da denilmektedir.

Bu konuyla ilgili ayrıca şu yazılara göz atabilirsiniz:

Tımar Sistemi ve İşleyişi: Selçuklulardaki İkta Sisteminin Ormanlı İmparatorluğunda Tımar Sistemine Dönüşümü

Osmanlı Hukukunda Tımar Sistemi ve İşleyişi

Köylünün Tımarlı Arazi Üzerindeki Hakkının Niteliği: Osmanlı Hukukunda Miri Arazi Rejiminde Köylünün Arazi Üzerindeki Hakkının Niteliği

Miri arazi, başlangıçta olmasa da belirli bir evrimden miras yoluyla mirasçılara geçebilmiştir. Miri arazinin intifa hakkının mirasçılara intikali sistemi belirli bir evrimden geçmiştir.

Bu evrimin ilk dönemi 1567 yılına kadar olan süreçtir. Bu dönemde miri arazinin mirasçılara intikali konusunda iki farklı görüş söz konusudur. Bir kısım yazarlara (Ansay, 1954: 222) göre bu dönem uygulamasında taşınmazı kullanan kişinin (mutasarrıf) vefat etmesi durumunda, bu yerler kişinin mirasçılarına intikal etmeyerek Hazineye kalıyor, ancak yeniden yapılan tahsislerde ölen mutasarrıfın mirasçılarına öncelik tanınıyordu. Bir kısım yazarlar (Cin, 1966: 778; Barkan, 1980: 345) ise mutasarrıfı ölen taşınmazın tasarruf hakkının tapu bedeli ödemeksizin erkek çocuklarına ve tapu bedeli ödeyerek kız çocuklarına intikal ettiği görüşünü savunmuştur. [1]

1567 yılında çıkarılan bir fermanla mutasarrıfın vefat etmesi halinde miri arazinin erkek ve kız evlatlara, bunlar yoksa arazi üzerindeki ağaçların ya da binaların maliklerine; bunlar yoksa arazi üzerinde geçiş, su almak gibi hakkı olanlar ile arazinin ortaklarına; bunlar da yoksa o köy halkından araziye ihtiyacı olanlara tapu misli ile intikal edebilmesi esası kabul edilmiştir. Eğer mutasarrıfın birden fazla mirasçısı varsa topraklar bu kişiler arasında “muşa ve müşterek” olarak tasarruf edilmekteydi (Erdost, 2010: 21).

1847 yılında çıkarılan bir ferman ile mutasarrıfın vefat etmesi halinde miri arazinin erkek ve kız çocuklarına bedelsiz ve eşit olarak intikal etmesi öngörülmüştür (Cin, 1966: 779; Kenanoğlu, 2006: 1 13).

1858 yılında yürürlüğe konulan Arazi Kanunnamesi’nin 54, 55 ve 56. maddeleri miri arazinin miras yoluyla intikalini düzenlemiştir. 54. madde hükmüne göre[2] miri arazinin mutasarrıfının ya da mutasarrıflardan birinin vefat etmesi durumunda arazi erkek ve kız çocuklarına eşit olarak ve bedelsiz şekilde intikal eder. Mutasarrıfın yalnızca erkek ya da yalnızca kız çocuğunun olması durumunda da arazi eşit ve bedelsiz olarak bunlara intikal eder. Eğer vefat eden mutasarrıfın eşi hamile ise arazinin intikali, doğuma kadar bekletilir. 55. maddeye göre [3] mutasarrıfın erkek ya da kız çocuğu yok ise miri arazinin tasarruf hakkı babasına, babası yok ise annesine, 54. maddede yazılı şartlara göre intikal etmektedir. Kanunname’nin 56. maddesine[4] göre çocuklardan bir ya da bir kısmı gaip ise miri arazi, hazır bulunan çocukları arasında taksim edilir. Eğer gaip olanlardan herhangi biri mutasarrıfın vefatı tarihinden itibaren üç yıl içinde bulunur ise mirastan hissesini alır.

1867 yılında çıkarılan Arazi-i Miriye ve Mevkufenin Tevsi-i İntikaline Dair Kanun, Arazi Kanunnamesi’nin miras yoluyla intikal hükümleri olan 54, 55 ve 56. maddelerini yürürlükten kaldırarak miri arazinin intikalinde yeni kurallar ihdas etmiştir.

Konu hakkında detaylı bilgi için şu yazıya bakabilirsiniz: Miri Arazinin Miras Yoluyla İntikali

Miri Arazinin Cumhuriyete İntikali: Miri Arazinin Cumhuriyet Döneminde Mülkiyete Dönüşü

[1] Bu görüşe karşılık Erdost, Osmanlı İmparatorluğunda tüm tarımsal toprakların tımar sistemi kapsamında olduğunu vurgulamaktadır. (Bkz. Erdost, M. İ. (2010) “Demokratikleşme Açısından Toprak Reformu”, Toprak Mülkiyeti Sempozyumu Bildirileri, Memleket Yayınları, 2010, s: 20) Ancak doğrudan devlet tarafında kiraya verilen ve kira gelirleri doğrudan Hazineye gelir kaydedilen taşınmazların varlığı bilindiğine göre bu görüşe hak vermek mümkün görünmemektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.