Türkiye’de Kamulaştırmasız El Atma Uygulamaları: Kamulaştırma Kanunu’nun 38. Maddesi

Makalemizi paylaşır mısınız?

Bilindiği üzere kamu idarelerinin kamu hizmetlerinin yürütülmesi için ihtiyaç duydukları taşınmazlar 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında kamulaştırılarak kamu idarelerinin mülkiyetine geçirilmektedir. Buna karşılık, bazı durumlarda Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri kamu yararının gerektirdiği bazı durumlarda, özel mülkiyete konu olan taşınmazları kamulaştırma işlemini tamamlamadan veya hiçbir kamulaştırma işlemi yapmadan kamu hizmetine tahsis edebilmektedir.

Kamulaştırmasız el atma veya bedelsiz kamulaştırma; idarenin, kamulaştırma işlemi tamamlanmadan veya hiçbir suretle kamulaştırma işlemi yapılmadan kişinin malına el konulması ve o mal üzerinde malikin gereği gibi tasarrufta bulunmasının önlemesi olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’de zaman zaman çıkarılan kanunlar ile, kamulaştırma yapılmaksızın el konulan taşınmazların mülkiyetlerinin kamu idaresine geçmesi öngörülmüştür.

Örneğin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 38. maddesi, kamu idareleri tarafından kamulaştırmasız el atılan taşınmazların mülkiyetinin, belirli şartların gerçekleşmesi halinde, bedel ödenmeksizin kamu idaresine geçmesini öngörmekteydi. 38. maddeye göre idarenin el koyarak taşınmazı kamu hizmetine özgülemesi ve bir tesis yaptırması eyleminin üzerinden yirmi yıl geçmiş ise, artık sahibinin tapuda malik olarak görünse bile, her türlü dava hakkı düşmekteydi.

Fakat bu maddenin uygulanması mülkiyet hakkının korunması bakımından önemli sakıncaları da beraberinde getirmektedir. Her ne kadar madde, Anayasa Mahkemesi tarafından 10.04.2003 tarihli ve E: 2002/112, K: 2003/33 sayılı kararla iptal edilmişse de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen 25.05.2005 tarihli ve E: 2005/5-288, K: 2005/352 tarihli karar nedeniyle 38. madde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildikten sonra da uygulama alanı bulmuştur.

Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararına göre, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı tarihine kadar 20 yıllık süre dolmuş ise kamu idareleri, maddenin iptalinden sonra da 38. maddeye dayanarak cebri tescil davası açabilmektedirler. Bu şekilde, taşınmazın mülkiyetinin bedelsiz olarak kamu idaresine geçmesi ise Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tazminat ödemeye mahkum edilmesine neden olmaktadır.

38. Maddenin Kapsamı

Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesine göre kamu idareleri tarafından kamulaştırmasız olarak el atılan taşınmazlar hakkında el koyma tarihinden itibaren yirmi yıl geçmiş ise malikin ve mirasçıların her türlü dava hakkı düşmektedir. Bu taşınmazlar, kamu idaresinin açacağı cebri tescil davası sonucu, bedelsiz olarak kamu idaresi adına tescil edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen madde, şu hükmü ihtiva etmekteydi: “Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz malın malik zilyed veya mirasçılarının bu taşınmaz mal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz mala elkoyma tarihinden başlar.”

Bu madde uyarınca kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan veya hiç yapılmadan kamu hizmetine tahsis edilerek, üzerinde tesis yapılan taşınmazın malik ve zilyedinin her türlü dava hakkı (tapuda malik bile olsa) 20 yıl geçmekle düşmekte ve bunun karşılığında el atmanın kapsamı ile sınırlı olarak idare lehine ayni hak doğmaktadır. Dolayısıyla bu hak düşürücü süre dolduktan sonra, mal sahibinin ne malı geri alıp tasarrufunu sağlayıcı (el atmanın önlenmesi, taşınmaz malın teslimi gibi) bir dava açabilmesi, ne de mal varlığındaki eksilmeyi önleyici/zararını karşılayıcı (yerin bedelinin ödenmesi, ecrimisil veya tazminat) davaları açabilmesi olanaklı değildir.           Kamu idareleri de, kamu hizmetine tahsis ederek üzerine tesis yaptırdığı taşınmazın, Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen koşulların oluşması halinde, tapuda kendi adlarına tescilini isteyebilmektedir. Her ne kadar 38. madde metninde bu yolda bir hüküm bulunmamakta ise de, bu maddenin gerekçesinde; “Medeni Kanunumuzun 638, 639 ve 897’nci maddeleri dikkate alınarak mülk edinmedeki kazandırıcı zamanaşımı süresinin mülkiyetin kaybedilmesinde de idarelerin menfaatleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir” denildiği için 20 yıllık süre dolduktan sonra taşınmazın mülkiyetinin kamu idaresine geçtiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda eğer el atma taşınmazın tamamının kullanılması niteliğinde ise 38. madde kapsamında taşınmazın idare adına tescil edilmesi; el koyma taşınmazın yüzeyini değil, yüzeyin altını veya üstünü kapsıyorsa idare adına idari irtifak kurulması gerekmektedir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 03.11.1997, E: 1997/9009, K: 1997/10088).2942 

2942 sayılı Kanun’un 38. Maddesinin Şartları

38. maddenin uygulanabilmesi açısından ilk şart; bir kamu idaresi tarafından taşınmazın kamulaştırma işlemi tamamlanmaksızın veya hiç kamulaştırma yapılmaksızın kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir amaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılmasıdır.

Burada yer alan kamu idaresi ibaresinin, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümleri dikkate alınarak yorumlanması gerekir. 5018 sayılı Kanun, kamu idaresi kavramını genel yönetim çatısı altında toplamış ve genel yönetimin; merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idarelerden oluşacağını öngörmüştür. Merkezi yönetim ise; genel bütçeli kuruluşlar, özel bütçeli kuruluşlar ile düzenleyici ve denetleyici kurumlar olarak sınıflandırılmıştır. İşte, 38. maddenin uygulanabilmesi için el koyan kamu idaresinin 5018 sayılı Kanun’da sayılan kamu idareleri arasında yer alması gerekmektedir. Bundan dolayı kamu iktisadi teşebbüsleri tarafından el konulan taşınmazların 38. madde kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Konu hakkında Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından verilen 16.10.1997 tarihli ve E: 1997/11037, K: 1997/15316 sayılı kararda bir kamu tüzel kişisi olan anonim ortaklık tarafından taşınmaza el atılmış olmasının taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesi veya kamu hizmetine ayrılması olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Bunun yanı sıra taşınmazın kamu hizmetine ayrılarak veya kamu yararına yönelik bir amaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılması gerekir. Bir başka ifadeyle, 38. maddedeki hak düşürücü sürenin başlayabilmesi için idarenin eylemi sonucu taşınmazın kamu hizmetine ayrılması veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmesi ve üzerinde tesis yapılması şarttır.

Ayrıca el konulan taşınmazın kamu idaresi tarafından fiilen kullanılması gerekir. Fiilen kullanılmayan taşınmazlar için 38. maddenin uygulanması mümkün değildir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 14.10.1996, E: 1996/8150, K: 1996/8853). Üstelik taşınmazın tapu kaydı üzerine Kamulaştırma Kanunu’nun 7. maddesine göre konulan kamulaştırma şerhi de fiili el atma olarak kabul edilmez ve fiili el atmayı başlatmaz (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 12.11.2002, E: 2002/17955, K: 2002/20473).

38. maddenin uygulanması açısından taşınmazın kamu idaresince kullanılması yeterli olup, taşınmaza el atan kamu idaresinin iyi niyetli olması ya da zilyetliğin; Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinde olduğu gibi, davasız ve aralıksız devam etme şartı aranmamaktadır (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 23.12.1993, E: 1993/16231, K: 1993/25006).

İkinci şart taşınmazın niteliği ile ilgilidir. 38. madde kapsamında taşınmazın idare adına tesciline karar verilebilmesi için, el konulan taşınmazların, nitelikleri gereği özel mülkiyete konu olabilecek taşınmazlardan olması gerekir. Niteliği gereği özel mülkiyete konu olamayacak kamu mallarının 38. madde kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir başka ifadeyle orman, mera, yaylak, kışlak gibi kamu mallarının kamulaştırılmaları mümkün olmadığı gibi, 38. madde kapsamında el konularak kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı da mümkün değildir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 24.02.1998, E: 1998/1652, K: 1998/1986).

Bir diğer şart ise 20 yıllık sürenin dolmasıdır. 38. maddede bahsedilen 20 yıllık süre, mülkiyetin otomatik olarak kamu idaresine geçmesini sağlamamakta, sadece bu süre geçtikten sonra malikin mülkiyet hakkından doğan tüm yetkilerini kullanmasını engellemektedir. Bundan dolayı 20 yıllık süre zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süredir. Bu süre, fiilen el koyma tarihinden itibaren başlar ve zamanaşımı sürelerinden farklı olarak kesilmesi ya da durması söz konusu değildir. Ayrıca hak düşürücü sürelerin doğal nitelikleri gereği hakim tarafından resen dikkate alınması gerekir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 25.12.1990, E: 1990/3964, K: 1990/11449). Ancak taşınmaz maliki el koyan idareden ecrimisil olarak tazminat almış ise 20 yıllık süre şartı gerçekleşmeyecektir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 02.04.2002, E: 2002/4716, K: 2002/7834). 20 yıllık süre boyunca kamu idaresince fiilen kullanılan taşınmazların tapudaki maliklerinin hükmen ya da diğer yollarla değişmesi 20 yıllık sürenin kesilmesine neden olmaz. Örneğin tapu iptali ve tescil davası neticesinde taşınmaz malikinin değişmesinin 20 yıllık süre açısından etkisi yoktur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 30.09.1991, E: 1991/10032, K: 1991/9345). Ancak maliki henüz belli olmayan ve üzerinde mülkiyet uyuşmazlığı bulunan taşınmazlar açısından 20 yıllık süre, mülkiyet uyuşmazlığının çözümlendiği ve taşınmazın malik adına tescil edildiği tarihte başlar (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.02.2001, E: 2000/5-68, K: 2000/81). Bunun temel nedeni taşınmaz malikinin dava açma ehliyetini, ancak taşınmaz tapu sicilinde kendi adına tescil edildiğinde kazanmasıdır (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 15.05.2003, E: 2003/4065, K: 2003/7030).

2942 sayılı Kanun’un 38. Maddesinin Anayasa Mahkemesi Tarafından İptal Edilmesi

Bu konuda şu yazılarımıza bakabilirsiniz: Kamulaştırmasız El Atma ve Anayasa Mahkemesi: Kamulaştırma Kanunu’nun 38. Maddesinin İptali

Kamulaştırma Kanunu’nun 38. Maddesinin Anayasa Mahkemesinin İptal Kararından Sonra da Uygulanabileceğine Dair Hukuk Genel Kurulu Kararının Değerlendirilmesi

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.