AİHM’nin Tapu Siciline Güven İlkesine Yaklaşımı

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesine göre tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunmaktadır.

Ancak Yargıtay’ın kamu malı niteliğindeki taşınmazlarda tapu siciline güven ilkesinin geçerli olmayacağı yönünde istikrarlı kararları mevcuttur. Yargıtay’a göre tescile tabi olmayan (özel mülkiyete konu edilemeyecek) bir taşınmaz hakkında her nasılsa sicil oluşturulması bu yerin hukuksal durumunu ve kamu malı niteliğini değiştiremez. Bu gibi yerler için alınan tapu kayıtları hukuken değer taşımazlar. Bu kayıtlar yok hükmündedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27.2.1980, E: 1980/1-967, K: 1980/1365). 

Dolayısıyla bu gibi yerler için tapu siciline güven ilkesi geçerli olmamaktadır. Tapu sicilinde yapılan devir veya satıştan sonra bu alanların kamu malı olduğu anlaşılırsa, edinen kişi iyi niyetli olsa bile taşınmazın tapusu iptal edilmektedir. Böyle bir durumda, tapusu iptal edilen kişiler, taşınmazın kamu malı olduğunu bilmediklerini ileri sürememektedirler (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 13.5.2003, E: 2003/1718, K: 2003/5965).

Ancak bu kişilerin, Medeni Kanun’un 1007. maddesine dayanarak dava açma hakları bulunmaktadır. 1007. madde hükmüne göre “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” Taşınmazlarına ait tapular, kamu malı olduğu gerekçesi ile iptal edilen kimseler 1007. maddeye dayanarak dava açabilmektedirler. Çünkü aslında kamu malı olan taşınmazlar Devlet tarafından tapu siciline tescil edilmektedir. Bu nedenle, Devlet, hatalı olarak yapılan tescilden sorumlu olmalıdır.

AİHM’nin bu konudaki görüşü ise Yargıtay’ın görüşü oldukça farklıdır. AİHM, taşınmaz maliki iyi niyetli olduğu sürece, taşınmazın bedel ödenmeksizin tapusunun iptal edilmesinin mülkiyet hakkına aykırı bulmaktadır. Özellikle, orman ve 2/B olan alanların tapularının iptal edilmesi, AİHM tarafından mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir.

Bu konuda iki güzel örnek Turgut ve Diğerleri/Türkiye ve Devecioğlu/Türkiye davasıdır. Her iki davada da kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazların tapuları, orman oldukları gerekçesi ile iptal edilmiş ve taşınmazlar Hazine adına tescil edilmiştir.

AİHM, taşınmazların tapularının orman olmaları nedeni ile iptal edilmelerinin kamu yararına uygun olduğunu vurgulamakla beraber iptal edilen tapulara karşı herhangi bir tazminat ödenmemesini mülkiyet hakkına aykırı bulmuştur. Mahkeme, tapusu iptal edilen kişilerin iyi niyetli olduklarını, Devlet tarafından verilen tapulara dayanarak mülkiyet hakkı sahibi olduklarını vurgulamıştır. Mahkemeye göre, Devlet tarafından verilen bu tapuların, sonradan geçersiz olduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir. İç hukuk ve uygulamaya göre, mülkiyete ve taşınmazın niteliğine ilişkin bu tip bir kısıtlamanın (taşınmazın orman ya da 2/b alanı olduğunun) tapu sicili kayıtlarına girmesi gerektiğini vurgulayan Mahkeme, tapu sicilinde yer almayan hususların kişilerin iyi niyetini etkilemeyeceğine karar vermiştir. Başka bir anlatımla Mahkeme, kamu malları konusunda tapu siciline güven ilkesinin geçerli olmayacağına ilişkin Türk içtihadının tam aksine karar vermiştir.

Yukarıda bu şekilde tapusu iptal edilen kişilerin, tapu sicilinin tutulmasından dolayı Devletin sorumluluğuna dayanarak dava açabileceği ifade edilmişti. Ancak AİHM, Turgut ve Diğerleri/Türkiye davasında Türk Hükümeti tarafından yapılan iç hukuk yollarının tüketilmediği yolundaki ilk itirazı, bu konuda etkin bir iç hukuk yolu olmadığı gerekçesi ile reddetmiştir. Mahkeme, Hükümetin itirazını reddederken şu hususlara dikkat çekmiştir:

– Hükümet tarafından sunulan itirazlar tapuya tescil kaydının kanunsuz olarak iptaline ilişkindir, oysa ki mevcut başvuruda, kadastro mahkemesi ormanlık arazilerin özel mülkiyet teşkil edemeyeceği yönünde yürürlükte bulunan orman yasası hükümlerine uygun olarak başvuranların tapularını iptal etmiştir. AİHM, Hükümet tarafından sunulan kararlarda, ulusal mahkemelerin, bir kamu görevlisinin kusurundan kaynaklanmasa bile iyi niyetli tapu sahiplerinde zarara neden olan tapu kayıtlarının, “bir hatanın” ardından yapıldığı değerlendirmesinde bulunduklarını not etmektedir; oysa ki bu başvuruda hiçbir şey, başvuranların tapularının bir hata ya da kusur nedeniyle iptal edildiğini göstermemektedir.

– İç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin yükümlülük; gerçek anlamıyla normal yolla, yeterli ve kabul edilebilir başvuru şekilleri ile sınırlıdır. AİHS işlenen ihlale ilişkin, uygun ve müsait başvuru yollarının tüketilmesini öngörmektedir. Bu başvuru yolları sadece teoride değil uygulamada da yeterli düzeyde emniyeti hasıl olmalıdır, aksi takdirde arzu edilen etkililik ve ulaşılabilirlikten uzak kalırlar.

AİHM, orman alanı içerisinde yer alan veya orman alanı içindeyken orman özelliğini yitirmiş bir taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca edinimini yasaklayan iç hukuk hükümleri göz önüne alındığında, Hükümet’in söz konusu yöntemin hangi ölçüde etkili, yeterli ve ulaşılabilir olduğunu hiçbir şekilde belirtmediği kanaatindedir.

à Türk Yüksek Mahkemelerindeki yargılamaların sonucuna ilişkin olarak yorumda bulunmayan AİHM, bu davada, söz konusu taşınmazın niteliği hakkındaki kararı yıllardır bekleyen başvuranlara, tazminat elde edebilmek için yeniden dava açmalarını istemenin uygun olmadığı kanaatindedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.