1. Anasayfa
  2. Gayrimenkul Makaleleri

AİHM’de Açılacak Davalarda Tazminat Taleplerinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar


Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 41. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM/Mahkeme), açılan davalar neticesinde Sözleşme’nin ve buna ekli protokollerin ihlal edildiğine karar vermesi durumunda, adil tazmine karar verebileceğini öngörmektedir. 41. maddeye göre Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve sorumlu devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.

Ancak Mahkeme tarafından verilen ihlal kararları (Sözleşme ile korunan bir hakkın sorumlu devlet tarafından ihlal edildiğine dair kararlar), otomatikman tazminata hükmedilmesini gerektiren bir neden değildir. Mahkeme’nin tazminat hükmedebilmesi için öncelikle bu yönde bir talep olması, sonrasında bu talebin gereken şartları taşıması ve Mahkeme’nin de tazminat ödenmesini gerekli ve hakkaniyete uygun görmesi gerekmektedir. Bu çalışmada AİHM nezdinde açılan davalarda yapılacak tazminat taleplerinde dikkat edilmesi gereken hususlar ile Mahkeme tarafından tazminata hükmedilmesi için gereken şartlar irdelenecektir.

Genel Olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının Yerine Getirilmesi

AİHM kararlarının etkin şekilde uygulanması, hem Sözleşme’nin temel hedefi olan insan haklarının korunması yönünde önemli faydalar sağlamakta, hem de Mahkeme’nin iş yükünün artmasını önlemektedir. Ancak, Sözleşmeye taraf devletlerde kesin hüküm kavramı yerleşmiş olduğundan Mahkeme’nin kesinleşmiş kararları, ulusal mahkemeler tarafından verilen kararları ya da ulusal makamlar tarafından yapılan işlemleri kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Zaten Sözleşme’nin 41. maddesinde “Mahkeme’nin Sözleşme’nin ihlal edildiğini tespit etmesinden” bahsedildiği için Mahkeme’nin kararlarının, iç hukukta doğrudan etki doğurmaması normaldir.

Mahkeme’nin kararları, ancak sorumlu devlet tarafından uygulandığında sonuç doğurabilmektedir. Sözleşmenin 46. maddesine göre Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin kesinleşmiş[1] kararlarına uymayı taahhüt ederler. Bu anlamda sorumlu devlet Mahkeme kararının gereğini yerine getirmek zorundadır.

Bu kararların uygulanmasını denetlemek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin görevidir. Bundan dolayı Mahkeme’nin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilmektedir. Bakanlar Komitesi, Mahkeme kararını yerine getirilmesi amacıyla davalı devlete bir bildirimde bulunmakta; ancak bu bildirimde, kararın nasıl yerine getirileceğine ilişkin herhangi bir öneride bulunmamaktadır (Akkan, 2010: 7). Aynı şekilde Mahkeme de kararlarında sadece ihlale ve tazminata hükmetmekte, kararının ne şekilde uygulanacağı konusunda ayrıntılı ifadelere yer vermemektedir. Mahkemenin kesinleşmiş kararlarının ne şekilde uygulanacağı sorumlu devletin takdirindedir. Bir başka ifade ile Sözleşmeci devletle Mahkemenin ihlale hükmettiği kararı yerine getirecekleri vasıtaları seçmekte özgürdürler. Mahkeme kararının yerine getirilmesi açısından, eski halin iadesi, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat olmak üzere üç yol söz konusudur. Bu çalışmada tazminat konusu irdelenecektir.

AİHM’de Açılacak Davalarda Tazminat Taleplerinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Sözleşmenin 41. maddesi, ihlaller nedeni ile zarar gören tarafa ödenmesi gereken tazminatı düzenlemektedir. 41. maddeye göre Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve sorumlu devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder. Mahkemenin tazminata hükmetmesinin amacı bir ihlalin gerçek zararlı sonuçları nedeniyle başvurucuyu tazmin etmektir. Tazminat sorumlu olan Sözleşmeci Devleti cezalandırmayı amaçlamamaktadır.

Mahkeme’nin tazminata hükmedebilmesi için, dava konusu ihlalden zarar gören mağdurun tazminat talebinde bulunması gerekir. Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesine göre Sözleşme ile korunan haklarına dair bir ihlalin Mahkeme tarafından tespiti ihtimaline binaen Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun tazminat talebinde bulunmak isteyen bir başvurucu, bu mealde bir talepte bulunmak zorundadır. Mahkeme 05.04.2011 tarihli Yıldırır/Türkiye davasında, başvurucunun yargılama gideri ve masraf talep etmemesini dikkate alarak bu konuda karar vermeye gerek olmadığını ifade etmiştir.

Bu talepte zarar ile ilgili olarak tüm unsurların ayrıntılı olarak belirtilmesi gerekmektedir. Çünkü Mahkeme tazminat kararı verirken başvurucuların talepleri ile sınırlı olarak inceleme yapmaktadır. Mahkemeye göre; 41. maddede kamu düzeni söz konusu olmadığı için, Mahkeme kendiliğinden başvurucunun başka noktalardan zarar görüp görmediğini inceleyememektedir (AİHM’nin Sunday Times/Birleşik Krallık kararı). Bundan dolayı Mahkeme, zarar konusunda sadece başvurucular tarafından ileri sürülen hususları dikkate almaktadır.

Başvurucu tüm taleplerinin dökümlerini, konuyla ilgili destekleyici belgeler ile birlikte (davaya bakan Daire Başkanının başka türlü talimat vermesi hariç olmak üzere) davanın esasına dair başvurucunun görüşlerini sunması için belirlenen süre içerisinde sunmak zorundadır. Mahkeme, başvuru dilekçesinde belirtilmiş olmasına rağmen bu süre içerisinde tekrar sunulmamış olan veya verilen sürenin dışında sunulmuş olan talepleri reddetmektedir.

Mahkeme bazı durumlarda belirli taleplerin uygun belgeye dayalı kanıtlarla desteklenmesini şart koşmaktadır. Aksi bir durumda Mahkeme hiçbir tazminata hükmetmeyebilmektedir. Bazı durumlarda ise ihlale neden olan olayın varlığının ispatı yeterli görülmekte ve başvurucudan uğradığı zarar miktarının ayrıca belgelendirilmesi istenmemektedir. Örneğin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi nedeniyle açılan davalarda, kanuni faiz ile enflasyon oranı arasındaki farkın zarar oluşturduğu kabul edilmiş ve tazminata ilişkin kararda bu husus dikkate alınmıştır.

Tazminat talebinde bulunanlar Sözleşme ve Mahkeme İç Tüzüğünden kaynaklanan resmi ve esasa dair gerekliliklere uymak zorundadır. Çünkü bu gerekliliklere uyulması, tazminata hükmedilmesi için olmazsa olmaz koşul niteliğindedir. Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesi gerekli şartları taşımayan başvuruların reddedileceğini vurgulamaktadır. Bundan dolayı tazminat talebinde bulunacaklar Sözleşme’den, Mahkeme İç Tüzüğü’nden ve uygulama yönergelerinden kaynaklanan usul ve esasa dair kurallara (örneğin Mahkeme İç Tüzüğü’nün başvuruda kullanılacak dile ilişkin 34. maddesi, başvurucunun temsiline ilişkin 36. maddesi,  başvurunun yapılması ve imzalanmasına ilişkin 45. maddesi gibi) uymak zorundadırlar. Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesine göre başvurucunun bu gerekliliklere uymaması durumunda Daire Başkanı talebi kısmen veya tamamen reddedebilir. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Tarafından Tazminata Hükmedilmesinin Şartları

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 41. maddesi, bir devletin müdahalesi nedeni ile zarar gören tarafa ödenmesi gereken tazminatı düzenlemektedir. 41. maddeye göre Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve sorumlu devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder. Sözleşme’nin 41. maddesindeki “adil karşılık” hükmünün uygulanması için şu şartların bir araya gelmesi gerekir:

a) Sözleşme’yle Korunan Bir Hakkın İhlalinin Tespit Edilmiş Olması

Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin makamları tarafından alınan bir kararın veya yapılan bir tasarrufun Sözleşme’den doğan yükümlülükleri ihlal ettiğini tespit etmiş olmalıdır.

Bu şarttan iki sonuç çıkmaktadır. Öncelikle Sözleşme ile korunan bir hakkın söz konusu olması gerekir. Bu husus aynı zamanda Mahkeme’nin konu bakımından yetkisini oluştur. İkinci olarak Mahkeme’nin ihlale karar vermesi gerekmektedir. AİHM tarafından çıkarılan AİHS’nin 41. Maddesi Uyarınca Yapılacak Tazminat Taleplerine Dair Yönerge’nin 8. maddesine göre bir Sözleşme ihlali oluşturduğu tespit edilmeyen hadiseler ve durumlar için veya yargılamanın önceki safahatında kabul edilmez ilan edilmiş şikayetlerle ilişkili zararlar için tazminata hükmedilemez.

Bu genel kurala karşılık Mahkeme 08.02.2000 tarihli Caballero/Birleşik Krallık kararında doğrudan bir ihlale karar vermeden tazminata karar vermiştir. Ancak bu davada dahi Mahkeme doğrudan bir ihlale karar vermemekle birlikte Birleşik Krallık Hükumetinin ihlalin var olduğuna dair kabulünü dikkate almıştır. Mahkeme kararının sonuç bölümünde herhangi bir hakkın ihlal edildiğine dair bir hükme yer vermemiş, sadece Birleşik Krallık Hükumetinin ihlalin var olduğuna dair kabulünü kabul ettiğini ifade etmekle yetinmiştir.

b) Mağdur

Zarar gören bir “taraf” bulunmalıdır. Başvurucu, dava konusu eylemden kendisinin zarar gördüğünü ispat etmelidir. Bundan dolayı kamunun geneli için söz konusu olan genel zararların tazmin edilmesi zorunluluğu söz konusu değildir. 

c) Zarar

Tazminata hükmedilebilmesi için sorumlu devletin müdahalesi nedeniyle ortaya çıkan bir “zarar” olmalıdır. Bu zarar maddi ve manevi zararı kapsar. Bunun yanı sıra AİHM nezdinde dava açılaması için yapılan giderler de Mahkeme tarafından tazmin taleplerinde dikkate alınmaktadır. Yönergenin 6. maddesine göre AİHM, maddi ve manevi zarar ile yargılama için yapılan masraf ve giderleri için tazminata hükmedebilir. Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: AİHM Nezdinde Açılan Davalarda Maddi ve Manevi Zarar

d) Zararla İhlal Teşkil Eden Müdahale Arasında İlliyet Bağı

Yönergenin 8. maddesine göre zarar, ihlal teşkil eden müdahalenin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olmalıdır. Üstelik Yönergenin 7. maddesi de iddia edilen ihlal ile talep edilen zarar arasında net bir nedensellik ilişkisinin kurulması gerektiğini ifade etmektedir. Bu illiyet bağının kuvvetli delillerle ispat edilmesi gerekir. Mahkeme, iddia edilen zarar ile ihlal arasındaki salt yüzeysel bir ilişkiyi veya ne olabileceği hususundaki spekülasyonları yeterli görmemektedir.

Bu illiyet bağı, sadece şikayet edilen ihlalden kaynaklanan zararların tazminini mümkün kılmaktadır. AİHM 03.03.2011 tarihli Kiziroğlu/Türkiye davasında verdiği kararında, hukuka aykırı olarak bir göreve atanan kamu görevlisinin, bu göreve atanması ile ilgili olarak açtığı davada, Milli Savunma Bakanlığı tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesine sunulan bilgilere davacının erişiminin engellenmesini adil yargılanma hakkının ihlali olarak görmüş, fakat bu ihlal ile başvurucunun maddi zarar olarak ileri sürdüğü maaş ve iddia edilen hukuka aykırı atamadan kaynaklanan diğer mali kazançların kaybı arasında bir illiyet bağı görmediği için maddi tazminata ilişkin talebi reddetmiştir. Aynı şekilde 25.1.2011 tarihli Çetinkaya/Türkiye davasında verdiği kararında Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermesine rağmen, tespit edilen ihlalle, davacı tarafından talep edilen tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını dikkate alarak tazminat talebini reddetmiştir.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:  Mukabele-i Bilmisil İşlemleri ve Mevzuatı

İhlal teşkil eden müdahale ile iddia edilen zarar arasında nedensellik ilişkisinin bulunduğunu ispat etmek başvurucuya düşen bir yükümlülüktür (AİHM’nin Neumeister/ Avusturya kararı). Köy yakma olayları nedeniyle Türkiye aleyhine açılan davaların bazılarında (Örneğin Artun ve Diğerleri/Türkiye) Mahkeme davacının, mallarının tahrip edilmesinden devletin sorumlu olduğunu yeterli delillerle ispatlayamadığını dikkate alarak herhangi bir ihlalin bulunmadığına karar vermiştir.

Bunun yanı sıra tazminat da tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermeye yönelik olmalıdır. Hakkaniyete uygun tazminata hükmedilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokollerinin ihlaline karar verilmesinin otomatik bir sonucu değildir. Sözleşme’nin 41. maddesinin ifadesine göre, Mahkeme, sadece iç hukukta bütünüyle bir giderime olanak bulunmadığında tazminata hükmedebilmektedir. Bir başka ifadeyle davalı hükümet, Mahkeme’nin ihlal kararının gereklerini yerine getirerek zararı bütünüyle tazmin etmişse Mahkeme tazminata hükmetmemektedir.

  1. e) İhlalin Sonuçlarının İç Hukukta Tam Olarak Giderilememesi

Sözleşme’nin 41. maddesi, özellikle bir ihlalin sonuçlarının iç hukukta tamamen temizlenemediği, fakat ihlalin (bir başka ifadeyle mağduriyetin) sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması gereken durumlar için öngörülmüştür. Buna göre sorumlu devletin iç hukuku Sözleşme’yle korunan bir hakkın ihlal edilmesinin sonuçlarının tam olarak giderilmesini sağlamaya yetmiyorsa adil tazmin hükümleri devreye girmektedir.

Bunun yanı sıra adil bir karşılığa hükmetme yetkisi veren bu hüküm, mağduriyetin niteliği gereği “zararın tam olarak giderilmesinin” mümkün olmadığı durumları da kapsar.

Mahkeme’nin, zararın tam olarak giderilmesinin mümkün olmadığı hallerde olduğu gibi, davalı devletten adil bir karşılık alamayan zarar görmüş kişiler için de adil bir karşılık verilmesine hükmetme yetkisi vardır.

f) Mahkeme’nin Tazminatı Gerekli Görmesi

Tazminata hükmedilebilmesi için Mahkeme, adil bir karşılık verilmesini “gerekli” görmelidir (De Wilde, Oomps ve Versyp/Belçika Kararı). Sözleşme’nin 41. maddesine göre adil karşılık, sadece “gerekliyse” (Sözleşmenin İngilizce metnindeki ifadesiyle “if necessary” ve Fransızca metnindeki ifadesiyle “s’il ya lieu”) sağlanır. AİHS’in 41. Maddesi Uyarınca Yapılacak Tazminat Taleplerine Dair Yönerge de her ihlal kararının tazminata hükmedilmesini gerektirmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yönergeye göre tazminata hükmedilmesi Mahkemenin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek Protokolleri tarafından garanti altına alınmış bir hakkın ihlal edildiğine dair tespit yapmasının otomatik bir sonucu değildir. 41. maddenin lafzı, Mahkemenin sadece iç hukukun eksiksiz bir giderimin yapılmasına müsaade etmediği ve bu halde bile “gerekli” (Fransızca metindeki s’il ya lieu) olması durumunda tazminata hükmedeceğini açıkça belirtir.

Bundan dolayı Mahkeme bazı durumlarda iddia edilen zararlara ilişkin bazı başlıklar açısından ihlal kararı vermekle yetinmekte (bir başka ifadeyle hakkın ihlal edildiğinin tespitini yeterli görmekte) ve ayrıca bir tazminata karar vermemektedir. Bu yönde bir karar verirken Mahkeme, olayın niteliğini, başvurucunun tutumunu, sorumlu devletin ihlal konusundaki davranışlarını dikkate almaktadır.

g) Mahkeme’nin Tazminata Hükmedilmesini Hakkaniyete Uygun Bulması

AİHS’in 41. Maddesi Uyarınca Yapılacak Tazminat Taleplerine Dair Yönerge’nin 2. maddesine göre, Mahkeme’nin tazminata hükmedilmesini hakkaniyete uygun bulması gerekir. Mahkeme’nin tazminata hükmedilmesini hakkaniyete uygun bulması gerekir ve bu konu Mahkeme tarafından neyin hakkaniyete uygun olduğu göz önüne alınarak takdir edilir (Dudgeon/Birleşik Krallık Krallık kararı). Mahkeme de Dudgeon/Birleşik Krallık Krallık kararında, ancak “adil” (Fransızca metindeki equitable) olarak değerlendirilmesi durumunda tazminata hükmedeceğini ifade etmektedir. 

Hakkaniyet ilkesi gereği Mahkeme gerçekten maruz kalınan zararın veya gerçekten meydana gelmiş olan gider ve masrafların değerinden daha az tazminata hükmetmek veya tamamıyla hiçbir tazminata hükmetmemek için nedenler bulabilir. Böylesi bir durum, örneğin şikayet edilen durumun, zararın miktarının veya masrafların düzeyinin başvurucunun kendi kusurundan kaynaklandığı hallerde söz konusu olabilir. Tazminat miktarının belirlenmesinde, Mahkeme sırasıyla ihlalden zarar görmüş olan taraf olması nedeniyle başvurucunun ve kamu yararından sorumlu olması nedeniyle devletin durumlarını ayrıca dikkate alır. Son olarak Mahkeme normal olarak yerel ekonomik koşulları hesaba katmaktadır.

Adil tazminat miktarı belirlenirken Mahkeme hem ihlalden zarar görmüş olan taraf olması nedeniyle başvurucunun ve kamu yararından sorumlu olması nedeniyle devletin durumlarını, hem de yerel ekonomik koşulları hesaba katmaktadır. Örneğin şikayet edilen durumun, zararın miktarının veya masrafların düzeyinin başvurucunun kendi kusurundan kaynaklandığı hallerde Mahkeme meydana gelmiş olan zarardan daha az bir tazminata hükmedebilmektedir.

h) İç Hukuk Yollarının Tüketilmesinin Zorunlu Olmaması

Mahkemenin Sözleşmenin 41. maddesi kapsamında tazminata hükmedebilmesi için tazminat konusunda ayrıca iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmez. İç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı sadece Mahkemeye başvurmak için gereken bir şarttır. Mahkeme bir hakkın ihlal edildiğine karar verirse tazminata da hükmedecektir. Mahkeme’ye göre, Sözleşme’nin iç hukuk yollarının tüketilmesini şart koşan 35. maddesi, yeni bir davanın açılmasıyla ilgilidir. 41. madde kapsamında verilecek tazminat kararları ise yeni dava olmayıp, Mahkeme’nin önüne daha önce gelmiş bir davanın son aşamasına ilişkindir.

Bu nedenle bu madde açısından 35. maddenin uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Mahkeme’ye göre eğer Sözleşme’yi hazırlayanlar, ‘adil karşılık’ için yapılan taleplerin kabul edilebilirliğini, önceden iç hukuk yollarının kullanılmış olmasına bağlamak istemiş olsalardı, bunu 41. maddede açıkça gösterirlerdi. Oysa Sözleşme’de böyle açık bir hüküm yoktur.

Ayrıca mağdur, Mahkeme’nin hükmedeceği adil karşılığı alabilmek için ikinci kez iç hukuk yollarını tüketmeye zorlanacak olursa, Sözleşme organları önündeki yargılamanın toplam süresi, insan haklarının etkili bir biçimde korunması düşüncesiyle uyuşmayacaktır. Böyle bir şart, Sözleşme’nin amacına uygun düşmeyen bir durumun meydana gelmesine yol açacaktır (De Wilde, Oomps ve Versyp/Belçika kararı). Üstelik başvurucu iç hukukta tazminat için dava açmış olsa bile bu durum Mahkemenin adil karşılık konusunda karar vermesine engel olmamaktadır. Bununla birlikte Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlalin mağduru, ilk önce iç hukuk düzeninde tazminat almak isterse, ulusal mahkeme tarafından nihai karar verilinceye kadar, hele başvurucu da talep etmişse, Mahkeme karar vermeyi erteleyebilmektedir (Eckle/Almanya Kararı).

ı) Talep ve Resmi Gerekliliklere Riayet

Başvurucu tarafından açıkça ya da zımnen talep edilmediği sürece Mahkeme’nin resen tazminata karar verme imkanı yoktur. Tazminata hükmedilebilmesi için zarar gören mağdurun tazminat talebinde bulunması gerekir. Ayrıca Sözleşme ve Mahkeme İç Tüzüğünden kaynaklanan resmi ve esasa dair gerekliliklere uyulmalıdır.

Tazminatın Ödenmesi

Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca tazminata hükmedeceği zaman Mahkeme ulusal standartların rehberliğine başvurma kararı alabilir. Buna karşın Mahkeme bu standartlarla hiçbir zaman bağlı değildir. Mahkeme gerek başvurucuların ve gerekse davalı devletin sunduğu bilgileri ve gerekse olayın niteliğini dikkate alarak tazminata hükmetmektedir.

Mahkemenin tazmin kararları normal olarak belirli miktarda bir paranın davalı hükümet tarafından, tespit edilen ihlallerin mağdur veya mağdurlarına ödenmesi biçiminde yerine getirilmektedir.

Bu tazminatın ödenebilmesi için, başvurucular hükmedilecek herhangi bir meblağın ödemesinin yapılacağı bir banka hesabına dair bilgileri vermeye davet edilmektedirler. Başvurucular belirli bir meblağın (örneğin gider ve masraflara ilişkin hükmedilen meblağın), ayrı bir şekilde (örneğin doğrudan temsilcilerinin hesabına) ödenmesini arzu etmeleri durumunda bunu açıkça belirtmelidirler.

Sözleşmenin 41. maddesi kapsamında hükmedilen her türlü mali tazmin, başvurucunun talep ettiği para birimi hesaba katılmaksızın normal olarak euro üzerinden karar bağlanmaktadır. Başvurucunun euro dışındaki bir para birimi ile ödemeyi alacak olması halinde Mahkeme, hükmedilen meblağın ödeme günü kur değeriyle diğer para birimine çevrilmesine karar vermektedir.

AİHS’in 41. Maddesi Uyarınca Yapılacak Tazminat Taleplerine Dair Yönerge’nin 25. maddesine göre Mahkemece karara bağlanan tazminat, Mahkeme kararının kesinleştiği ve bağlayıcı hale geldiği tarihten itibaren 3 ay içinde başvurucuya ödenmelidir. Ancak aynı madde Mahkeme’nin bu süreyi kısıtlayabilmesine ve daha kısa bir ödeme süresi belirlemesine de imkan vermektedir.

Mahkeme tarafından belirlenen zaman sınırının aşılması durumunda normal olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına 3 puan ilave edilerek bulunacak faiz oranının gecikme dönemine uygulanması ile ortaya çıkacak gecikme faizinin tazminata ilave edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca Mahkeme İç Tüzüğü’nün 75. maddesine göre davaya bakan Daire, bir davada Sözleşme’nin ihlal edildiği sonucuna vardığı takdirde, bir talepte bulunulmuş ise ve sorun karara hazır ise, Mahkeme aynı kararda tazminat konusunu da karara bağlar; sorun karara hazır değilse, Daire bu sorunu tamamen veya kısmen saklı tutar ve sorumlu devletle başvurucuya uzlaşması için belirli bir süre verir. Tayin edilen süre içinde bir çözüme ulaşılamadığı takdirde Daire, Sözleşme’nin 41. maddesine göre adil karşılığa hükmederken, hükmedilen miktara faiz uygulanmasına karar verebilir.

Tazminat Ödemelerinden Kesinti

Mahkeme verdiği kararlarında (örneğin 05.04.2011 tarihli Şaman/Türkiye kararı) gerek maddi ve manevi tazminat ve gerekse masraf ve giderler için sorumlu devlet tarafından yapılacak ödemelerin her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak ödenmesine karar vermektedir.

Kaynakça

Akkan, B. (2010) “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı ve Yerine Getirilmesi”, Adalet Dergisi, Yıl: 2010, Sayı: 36

Cengiz, S. (2008) (Çeviren) “Aivrupa İnsan Hakları Sözlşemesi’nin 41. Maddesi Uyarınca Yapılacak Tazminat Taleplerine Dair Yönerge”  Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Yıl: 2008, Sayı: 79

[1] AİHM kararlarının kesinleşmesi Sözleşme’nin 44. maddesinde düzenlemiştir. Buna göre, Büyük Dairenin verdiği kararlar kesindir. Daire kararları ise taraf devletlerin, davayı Büyük Daire’ye götürülmeyeceğini beyan etmeleri veya karardan itibaren 3 ay içinde davanın Büyük Daire’ye götürülmemesi, son olarak da Büyük Daire istemi reddederse karar kesinleşmektedir.