1982 Anayasası’na Göre Toprak Mülkiyetinin Temel Esasları

Makalemizi paylaşır mısınız?

1982 Anayasası’nın 44. maddesi toprak mülkiyetini düzenlemektedir. Madde şu şekildedir: B. Toprak mülkiyeti

“MADDE 44.– Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.

Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.”

Buna göre toprak mülkiyetinin Anayasal ilkeleri şunlardır:

Toprak Dağıtımı Yapılabilecek Kişiler

1982 Anayasası’nın 44. maddesi toprak dağıtımının “topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan, çiftçilikle uğraşan köylüye” yapılacağını öngörmektedir. Bu ifadenin 1961 Anayasası’ndan tek farkı 1961 Anayasası’nda çiftçi ibaresinin kullanılmasına karşın, 1982 Anayasası’nda “çiftçilikle uğraşan köylü” ibarelerinin kullanılmasıdır. Kanaatimizce bu iki ifade arasında sonuca etki eder herhangi bir fark bulunmamaktadır. Netice itibarıyla anayasalarımız çiftçiye toprak dağıtımını öngörmektedir.

1982 Anayasası’nın Danışma Meclisindeki görüşmelerinde Anayasa Komisyonu sözcüsü de tarım reformu ile topraksız olan veya yeterli toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamanın birbirinden farklı şeyler olduğunu, 44. maddenin temel hedefinin tarım sanatı ile hiç ilgisi olmayan kişilere toprak sağlamak değil, tarım topraklarının verimli şekilde işletilmesini temin etmek üzere bu konuda bilgi sahibi olan kişilere toprak ve araç-gerek dağıtmak olduğunu vurgulamıştır (Danışma Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt: 9, Sayfa: 332)

Devletin Toprağın Verimli Olarak İşletilmesini Korumak ve Geliştirmekle Yükümlü Olması

44. madde devlete toprak mülkiyeti ile ilgili çeşitli görevler yüklemektedir. Bunlardan ilki toprağın verimli olarak işletilmesini korumak, geliştirmek ve toprağın erozyonla kaybedilmesini önlemektir. Devlet bu amaçla mülkiyet hakkını sınırlayabilecektir. Örneğin devlet tarım arazilerinin imara açılmasını ya da bölünemez büyüklükteki tarım arazisi miktarını tespit ederek tarım arazilerinin bu miktardan daha küçük parçalara bölünmesini yasaklayabilir.

Bu amaçla 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu çıkarılmıştır. 5403 sayılı Kanun tarımsal arazilerin mülkiyetini çeşitli yönlerden kısıtlamaktadır. Kanun’un 4. maddesine göre Devletin hüküm ve tasarrufu altında ve Hazinenin özel mülkiyetinde olan araziler ile kamu kurumlarına, gerçek ve tüzel kişilere ait olan arazilerin mülkiyet hakkı kullanılırken toprağın; bitkisel üretim fonksiyonu, endüstriyel, sosyo-ekonomik ve ekolojik işlevlerinin tamamen, kısmen veya geçici olarak engellenmemesi amacıyla araziyi kullananlar, bu Kanun’un öngördüğü tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kanunun 11. maddesi ise tarımsal arazi maliklerini tarımsal arazi planlarına uymakla yükümlü kılmıştır:

“Tarım arazilerinde toprağın kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerinin sürekli üretim sağlayacak şekilde korunarak kullanımı için, en az bir ziraat mühendisi sorumluluğunda tarımsal amaçlı arazi kullanım plân veya projeleri, valilikler tarafından hazırlanır veya hazırlattırılır.

Tarımsal amaçlı arazi kullanım plân veya projelerinin hazırlanmasında, çiftçilerin ve arazi sahiplerinin görüşleri alınır.

Arazi sahipleri ve araziyi kullananlar, hazırlanan plân ve projelere uymakla yükümlüdür.”

Kanun’un 13. maddesi ise tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanılmasını yasaklamıştır. Buna göre mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri tarımsal üretim amacı dışında kullanılamaz. Ancak, alternatif alan bulunmaması ve Toprak Koruma Kurulu’nun uygun görmesi şartıyla;

a) Savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar,

b) Doğal afet sonrası ortaya çıkan geçici yerleşim yeri ihtiyacı,

c) Petrol ve doğal gaz arama ve işletme faaliyetleri,

ç) İlgili bakanlık tarafından kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri,

d) Bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plân ve yatırımlar,

e) Kamu yararı gözetilerek yol altyapı ve üstyapısı faaliyetlerinde bulunacak yatırımlar,

Milli Emlak Kitabı

f) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun talebi üzerine 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca yenilenebilir enerji kaynak alanlarının kullanımı ile ilgili yatırımları,

g) Jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımları,

İçin bu arazilerin amaç dışı kullanım taleplerine, toprak koruma projelerine uyulması kaydı ile Tarım Bakanlığı tarafından izin verilebilir. Bakanlık bu yetkisini valiliklere devredebilir.

Mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri dışında kalan tarım arazileri; toprak koruma projelerine uyulması kaydı ile valilikler tarafından tarım dışı kullanımlara tahsis edilebilir.

Tarımsal amaçlı yapılar için, projesine uyulması şartıyla ihtiyaç duyulan miktarda her sınıf ve özellikteki tarım arazisi valilik izni ile kullanılır.

Bu maddenin birinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri kapsamında izin alan işletmeciler, faaliyetlerini çevre ve tarım arazilerine zarar vermeyecek şekilde yürütmekle ve kendilerine tahsis edilen yerleri tahsis süresi bitiminde eski vasfına getirmekle yükümlüdürler.

Bu madde kapsamında valiliklerce verilen kararlara yapılan itirazlar, Bakanlık tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

Anayasa’nın 44. maddesinin devlete yüklediği önemli bir görev de toprağın erozyonla yok olmasının önlenmesidir. Kanun koyucu bu amaçla çeşitli kanunlarda düzenlemeler yapmıştır. Örneğin yukarıda bahsedilen 5403 sayılı Kanun’un 15. maddesi çeşitli önlemler içermektedir. Madde hükmüne göre doğal ve yapay olaylar sonucu toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri bozulmuş veya bozulma ihtimali olan araziler ile millenmeden önemli derecede etkilenen baraj, gölet ve benzeri rezervuar havzalarında toprak kayıplarını ve millenmeyi önlemek, koruma, geliştirme ve kullanmayı esas alan teknikleri yerleştirmek amacıyla, kurulların görüşü alınarak, Tarım Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile erozyona duyarlı alanlar belirlenir.

Erozyona duyarlı arazilerin belirlenmesi ve korunması amacıyla bu arazilerin kullanım plânları ve altyapı projeleri; kurulların görüşleri dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının hizmet alanları ile sınırlı olmak kaydıyla, kamu kuruluşlarının birbirlerine bağlı hizmetlerini aksatmayacak şekilde bir uyum ve zaman plânlaması içerisinde, havza bazında ilgili kamu kuruluşları tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu amaçla yapılan veya yaptırılan rüzgar perdeleri, sekiler, sel oyuntusu önleme yapıları gibi fizikî yapıların korunması, arazi sahiplerine aittir.

Tarım Bakanlığı; kurak, yarı kurak ve az yağışlı yerlerde iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dâhil olmak üzere, çeşitli nedenlerle toprak bozulması görülen çölleşmeye maruz alanlarda ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaparak gerekli önlemleri alır veya aldırır.

Topraksız Olan veya Yeter Toprağı Bulunmayan Çiftçilere Toprak Sağlamak

44. maddenin devlete yüklediği görevlerden bir tanesi ise topraksız ya da yeterli toprağa sahip olmayan çiftçilerin topraklandırılmasıdır. Bu amaçla çıkarılan 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu çiftçilere toprak dağıtımını öngörmektedir.

Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu genel nitelikli bir tarım ve toprak reformunu kapsamayıp, sulama alanı olarak belirlenecek yerlerle uygulanacak arazi düzenlemelerini içeren bir kanundur. Bu Kanun ile sulama alanı olarak belirlenecek yerlerde tarımın daha çağdaş ve bilimsel biçimde gelişmesi ve buna bağlı olarak daha fazla ürün alınabilmesi ve hızla artan nüfusun beslenme gereksinmelerinin karşılanması amaçlanmıştır. Kanun’da, topraksız ya da az topraklı köylülere kamuya ait veya kamulaştırılmış toprakların dağıtılması, tarım topraklarının sahipleri arasında paylaştırılması, toprak rantlarının ayarlanması, tarım işletmeleri kurulması, tarımsal vergilendirme, tarımsal eğitim ve çalışanların çalışma koşullarının düzenlenmesi, onlara kredi sağlanması, ürünlerin pazarlanması için gerekli sistemlerin oluşturulması ve çiftçilerin araç ve gereç edinmeleri ile toprağın sulama işlerinin yapılması, toprak ve tarım reformunun kapsamına alınmıştır.

Kanun, mülkiyet hakkını çeşitli yönlerden kısıtlamaktadır. Örneğin Kanun’un 5. maddesi, Bakanlar Kurulu kararı ile uygulama alanı olarak tespit edilen alanlarda bulunan taşınmazların kamulaştırılmasını öngörmektedir. Madde hükmüne göre;

“Uygulama alanlarında, bu Kanunun amacını gerçekleştirmek için ilgili kuruluşça bağ, bahçe ve ağaçlık arazi ve örnek işletmeler hariç, gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilerine ait tarım topraklarından o bölge için tespit edilen dağıtım normunun on katını aşan kısmı ile varsa üzerindeki tarımsal yapı ve tesisler kamulaştırılır. Bu suretle yapılacak kamulaştırmalarda Devletçe sulanan arazi sulu arazi sayılır.

Sahibine bırakılacak tarım arazisinin bir kısmı sulu, bir kısmı kuru ise aynı tarımsal işletme gelirinin sağlanması kaydı ile sulu arazi kuru araziye tahvil edilir.

Sahibine bırakılacak topraklar, bölgenin özellikleri dikkate alınarak Bakanlar Kurulunca en çok yüzde elli oranında artırılabilir.

Bakanlar Kurulunca bu Kanunun birinci maddesinin (g) bendine göre uygulama alanı olarak ilan edilecek diğer alanlarda, gerektiğinde arazi ve diğer gayrimenkullerin tamamı kamulaştırılabilir.

Kamulaştırma kararı, bölgedeki teşkilatının teklifi ve ilgili kuruluşun onayı ile alınır.

Arazi ve mevcut ise üzerindeki diğer gayrimenkullerin bedel tespiti, ilgili kuruluşça kendi teşkilatından görevlendirilecek üç ve mahallin en büyük mülki amirince görevlendirilecek iki bilirkişi üyeden oluşan “Bedel Takdir Komisyonu”nca yapılır. Kamulaştırma işlemlerine dair diğer hususlar, yönetmelikte belirtilir.

Kamulaştırmada sahibine bırakılacak toprak mümkün olduğu kadar toplu halde ve işletmeyle ilgili yapı ve tesislerden yararlanmaya en elverişli şekilde toprak sahibi tarafından seçilir. Ancak seçim hakkı kamulaştırılacak toprakların düzenli bir biçimde dağıtılmasını ve verimli şekilde işletilmesini engelleyecek tarzda kullanılamaz.

Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde yapılacak kamulaştırmalara 04/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uygulanır.”

Ancak Kanun’un kamulaştırmaya ilişkin hükümleri pek uygulanmamıştır. 1984 yılından bu yana uygulama bölgelerinde toprak reformu amaçlı 1 dekar toprak bile kamulaştırılmamıştır. Zaten Kanun’da kamulaştırma konusundaki bazı eksiklikler de bu amaçla kamulaştırma yapılmasının hemen hemen imkansız kılmaktadır. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinde kamulaştırma bedelinin taksitle ödenebileceği haller arasında toprak reformu da sayılmasına rağmen 3083 sayılı Kanun’da kamulaştırma bedelinin taksitle ödenebileceğine dair bir hüküm yer almamıştır. Bundan dolayı Kanun, aslında gerçek bir toprak reformunu amaçlamadığı, toprak mülkiyetinin yapısını değiştirmeyi hedeflemediği gerekçesiyle eleştirilmiştir.

Kanun’un 13. maddesi ise, bir bölgenin 3083 sayılı Kanun’a göre uygulama alanı ilan edilmesi halinde taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını kısıtlamaktadır. Buna göre bir bölgenin uygulama alanı ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımı tarihinden itibaren, toplulaştırma ve toprak dağıtımı işleri tamamlanıncaya kadar uygulama alanında kalan taşınmazların mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez. Bu araziler ipotek edilemez ve satış vaadine konu olamaz. Kısıtlama süresi içinde mahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir ve temliki gerektiren bir karar verilemez. Miras yoluyla intikaller, bu hükmün kapsamı dışındadır. Ayrıca mahkemeler satış suretiyle miras ortaklığının giderilmesine karar veremezler. Bu kısıtlama süresi beş yılı aşamaz. Ancak, sulama alanlarında toplulaştırma çalışmaları kısıtlama süresi içerisinde sonuçlandırılamadığı takdirde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün teklifi ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığının onayı ile toplulaştırma çalışmalarının sonuçlandırılması amacıyla kısıtlama süresi en fazla beş yıla kadar daha uzatılabilir. Bu kısıtlama süresi içerisinde satışı yapılmak istenen taşınmazlar, maliklerinin başvurmaları halinde devlet tarafından kamulaştırılır ya da satışa izin verilir.

Anayasa Mahkemesi 13.09.1994 tarihli ve E: 1993/53, K: 1994/67 sayılı kararında bu maddeyi Anayasa’nın 35. ve 44. maddelerine aykırı bulmamıştır. Anayasa Mahkemesine göre 3083 sayılı Kanun Anayasa’nın 44. maddesinde yer alan hükümlerin uygulanması amacıyla ve 44. maddeye paralel şekilde çıkarılmıştır. Bu nedenle 44. maddeye herhangi bir aykırılık söz konusu değildir. 13. madde ile getirilen düzenlemenin kamu yararına olduğunu vurgulayan Anayasa Mahkemesi kamu yararı ile kişi yararının dengelenmesi ve mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla getirilen sınırlamada mülkiyet hakkına herhangi bir aykırılık bulunmadığına karar vermiştir. Mirasçıların anlaşamamaları durumunda, mahkemece ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verilememekle birlikte mirasçıların satış hakkının, uygulayıcı kuruluş tarafından yerine getirildiğini dikkate alan Mahkeme 13. maddeyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın, öngörülen amacı aşmadığı gibi demokratik toplum gereklerine de aykırılık oluşturmadığına karar vermiştir.

Son kısıtlama ise dağıtılan toprakların kullanım amacıyla ilgilidir. Kanun’un 19. maddesine göre uygulama alanlarında bulunan tarım arazisi, zorunlu sebepler olmadıkça tarım dışı amaçlarla kullanılmaz. Ancak zorunlu hallerde, uygulama alanlarındaki arazi ilgililerin müracaatı üzerine uygulayıcı kuruluşun izni ile tarım dışı amaçlarda kullanılabilir.

Devletin Değişik Tarım Bölgeleri ve Çeşitlerine Göre Toprağın Genişliğini Tespit Etme Yetkisine Sahip Olması

Anayasa’nın 44. maddesi devlete, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak, geliştirmek ve toprağın erozyonla kaybedilmesini önlemek için değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit etme yetkisi vermektedir.

Maddede yer alan “toprağın genişliği” sözünden amaç, malik olunabilecek tarım toprağının hem asgari genişliği, hem de azami genişliği, büyüklüğüdür (Eren, 1977/b: 334). Bu nedenle, kanun koyucu çıkaracağı bir kanunla özel mülkiyete tâbi tarım topraklarının asgari ve azami büyüklüğünü gösterip, mülk edinme hakkını bu büyüklükle sınırlandırabilir.

Anayasa’nın 44. maddesiyle devlete verilen yetki değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit etme yetkisidir. Anayasanın sözü geçen maddesinde toprak büyüklüğünün azami sınırı gösterilirken, değişik tarım bölgeleriyle tarım çeşitlerinin göz önünde tutulacağını öngörmektedir. Bu nedenle, tarım topraklarının nitelikleri ve bulundukları bölgeler dikkate alınmadan, ülkenin değişik tarım bölge ve çeşitleri, toprağın özel nitelikleri, kuru veya sulu olduğu göz önünde tutulmadan bütün topraklar için genel ve soyut olarak geçerli azamî bir büyüklüğün tespiti, Anayasa’ya aykırı olur (Eren, 1977/b: 334).

5403 sayılı Kanun’un 8. maddesi tarım arazilerini çeşitli sınıflara ayırmış ve bu sınıflarda “bölünemez büyüklükteki tarım arazisi” miktarını belirlemiştir. 8. maddeye göre tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre, nitelikleri Tarım Bakanlığı tarafından belirlenen mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılır. Ayrıca Tarım Bakanlığı tarım arazilerinin korunması, geliştirilmesi ve kullanımı ile ilgili farklı sınıflandırmalar yapabilir.

Tarımsal faaliyetin ekonomik olarak yapılabildiği en küçük alana sahip ve daha fazla küçülmemesi gereken yeter büyüklükteki tarımsal arazi parsel büyüklüğü, bölge ve yörelerin toplumsal, ekonomik, ekolojik ve teknik özellikleri gözetilerek Tarım Bakanlığı tarafından belirlenir. Belirlenen küçüklüğe erişmiş tarımsal araziler miras hukuku bakımından bölünemez eşya niteliğini kazanmış olur. Tarımsal arazinin bu niteliği tapu kütüğüne şerh edilir.

Belirlenen parsel büyüklüğü; mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar ve marjinal tarım arazilerinde 2 hektardan küçük olamaz. Tarım arazileri bu büyüklüklerin altında ifraz edilemez, bölünemez veya küçük parsellere ayrılamaz. Ancak çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak istekleri olan bitkilerin yetiştiği yerler ile seraların bulunduğu alanlarda, yörenin arazi özellikleri daha küçük parsellerin oluşmasını gerekli kıldığı takdirde, Bakanlığın uygun görüşü ile daha küçük parseller oluşturulabilir. Tarım Bakanlığının uygun görüşü ile kamu yatırımları için ihtiyaç duyulan yerler hariç olmak üzere tarım arazileri, belirlenen büyüklükteki parsellerden daha küçük parçalara bölünemez. Bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda, bu araziler ifraz edilemez, payları üçüncü şahıslara satılamaz, devredilemez veya rehnedilemez. Bu araziler hakkında 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun özgülemeye ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır.

Toprak Reformunun Ormanların Küçülmesine ve Diğer
Toprak ve Yeraltı Servetlerinin Azalmasına Neden Olamaması

Anayasa’nın 44. maddesine göre topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.

Burada geçen toprak servetleri, verimli olarak işletilen arazinin toprak reformu gerekçesiyle parçalanamamasını ifade etmektedir. Bundan dolayı toprak reformu üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuracak şekilde yapılmamalıdır.

Anayasa Mahkemesi 13.6.1989 tarihli ve E: 1989/7, K: 1989/25 sayılı kararında 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 45. maddesinde yer alan “Orman sınırları içerisinde kalan veya orman dışına çıkarılan alanlarda tapulu yerlerle iskân suretiyle veya toprak tevzii yoluyla verilen yerler (işlemleri tamamlanmamış olsa dahi) başka bir şart aranmadan hak sahipleri adına tespit ve tescil edilir” hükmünü, ormanların küçülmesine neden olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 44. maddesine aykırı bulmuştur.

Toprak Reformunda Dağıtılan Tarım Arazileriyle İlgili Bazı Kısıtlamalar

Anayasa’nın 44. maddesinin 2. fıkrasında “Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm toprak reformunda çiftçilere dağıtılan arazilerle ilgili çeşitli kısıtlamalar içermektedir. Hükmün devletin reform amacıyla verdiği arazilerin mirasçılar arasında tekrar ufak parçalara bölünerek verimsiz hale getirilmesini önlemektir.

Bu kısıtlamalar 3083 sayılı Kanun’la hayata geçirilmiştir. Örneğin Kanun’un 6. maddesi, arazi toplulaştırması sonucu çiftçilere dağıtılan tarımsal arazilerin bu Kanun hükümleri dışında o bölge için tespit edilen dağıtım normundan daha küçük parçalara rızaen veya hükmen parçalanamayacağını öngörmektedir. Benzer bir düzenleme de Kanun’un 11. ve 12. maddelerinde yer almıştır. Bu maddelere göre, Kanun kapsamında dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez, kamu yararı dışında hiçbir ayni hakla kayıtlanamaz, haczedilemez, satış vadine konu edilemez ve kiraya verilemez. Bu arazilerin toprak dağıtımı yapılan çiftçilerle bunların kanuni mirasçıları tarafından işletilmesi zorunludur. Eğer toprak dağıtımı yapılan çiftçi, çiftçilikten vazgeçerse tarım arazisinin ve üzerindeki yapıların uygulayıcı kuruluşa geri verilmesi gerekir.

Kanun bu arazilerin miras hükümlerine göre bölünebilmesine imkan tanımaktadır. Her ne kadar maddenin yazılış şekli farklı anlamalara müsait olsa da, 12. maddeye göre mirasçının bıraktığı topraklar toprağı o bölge için tespit edilen dağıtım normundan fazla ise mirasçılar arasında paylaştırılabilir. Buna göre uygulama bölgelerinde kendilerine tarım toprağı bırakılanların ölümü halinde bırakılan tarım toprağı o bölge için tespit edilen dağıtım normundan az olmamak üzere ve işletmeye ait yapı ve tesisler ile araç ve gereçler, genel hükümlere göre mirasçılar arasında taksim ve ifraz edilerek miras ortaklığına son verilebilir. Eğer miras bırakılan topraklar o bölge için tespit edilen dağıtım normundan az olmayacak şekilde bölünemiyorsa bu toprakların mirasçıların biri tarafından işletilmesi gerekmektedir. Kanun bu konuda öncelikle mirasçıların aralarında anlaşmalarını beklemektedir.

Mirasçıların arazinin işletilmesi ya da devir ve temlik konusunda anlaşamamaları halinde verilen toprağın geri alınmasını düzenlemektedir. Buna göre mirasçıların, mirasın açılmasından itibaren altı ay içinde kendi aralarında aile ortaklığı şeklinde işletmedikleri veya rızaen kendi aralarında devir ve temlik işlemlerini yapmadıkları hallerde, dağıtılan toprak ve mevcutsa işletmeyle ilgili gayrimenkullerin bedeli, bu Kanun hükümlerine göre ödenmek kaydıyla uygulayıcı kuruluş tarafından geri alınır. Uygulayıcı kuruluş, geri alınan işletmeyi, öncelikle mirasçılara veya topraksız veya az topraklı çiftçilerden birine tahsis edebilir.

Dağıtılan toprakla ilgili önemli bir kısıtlama, toprağın işletilmesi zorunluluğudur. Kanun’un 10. maddesi, toprak dağıtımı yapılan çiftçileri, topraklarını işlemekle yükümlü kılmaktadır. Askerlik veya belgelendirilmiş uzun süreli hastalık gibi geçerli bir özrü olmaksızın aralıksız üç yıl süre ile işletilmeyen topraklar devlet tarafından geri alınır. İslam hukukundaki “ihya edilen mevat arazinin üç yıl üst üst işletilmemesi halinde geri alınması” kuralına benzeyen bu hüküm, ülke topraklarının atıl kalmasını önlemeyi amaçlamaktadır.

Dağıtılan Toprakların Geri Alınması

Anayasa’nın 44. maddesi tarım reformu kapsamında dağıtılan toprakların bölünemeyeceğini, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemeyeceğini ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebileceğini; bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenleneceğini hüküm altına almıştır.

Bu hükme paralel olarak 3083 sayılı Kanun dağıtılan toprakların geri alınmasını düzenlemektedir. 10. madde hükmüne göre topraklandırılan çiftçiler, topraklarını askerlik veya belgelendirilmiş uzun süreli hastalık gibi geçerli bir özrü olmaksızın aralıksız üç yıl süre ile bu Kanun’un öngördüğü şekilde işletmedikleri, borçlarını ve aldıkları kredileri ödemedikleri takdirde, dağıtılan topraklar geri alınır. 12. maddeye göre de mirasçıların, mirasın açılmasından itibaren altı ay içinde kendi aralarında aile ortaklığı şeklinde işletmedikleri veya rızaen kendi aralarında devir ve temlik işlemlerini yapmadıkları hallerde, dağıtılan toprak ve mevcutsa işletmeyle ilgili gayrimenkullerin bedeli, bu Kanun hükümlerine göre ödenmek kaydıyla uygulayıcı kuruluş tarafından geri alınır. Uygulayıcı kuruluş, geri alınan işletmeyi, öncelikle mirasçılara veya topraksız veya az topraklı çiftçilerden birine tahsis edebilir.

Çiftçilerin Desteklenmesi

1982 Anayasası’nın 44. maddesi devlete toprağın verimli olarak işletilmesini korumak görevini yüklemektedir. 45. maddeye göre ise devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.

Bütün bu hususlar Anayasa’nın toprak reformunu sadece toprak dağıtımından ibaret görmediğini kanıtlamaktadır. Gerek toprak reformunda dağıtılan toprakların ve gerekse diğer tarım arazilerinin verimli şekilde işletilebilmesi için çiftçilerin desteklenmesi anayasal bir zorunluluktur.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2462 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.