Anayasasın 169. Maddesine Göre Ormanlarla İlgili Anayasal İlkeler

Makalemizi paylaşır mısınız?

1. Anayasanın 169. Maddesi Nedir?

1982 Anayasasının “Ormanların korunması ve geliştirilmesi” başlıklı 169. maddesi şu şekildedir:

“MADDE 169 Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.

Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.”

Buna göre Anayasa’nın 169. maddesine göre orman mülkiyetinin anayasal ilkeleri şunlardır.

2. Anayasasın 169. Maddesine Göre Ormanların Mülkiyeti ve Özel Orman Mülkiyetinin Tanınması

Gerek Osmanlı ve gerek Cumhuriyet hukuku, ormanlar üzerinde özel mülkiyeti benimsemiştir. Gerek 1961 ve gerekse 1982 Anayasalarında ormanları düzenleyen maddelerin bazı fıkralarında sadece devlet ormanlarından bahsedilmesi de bu görüşü doğrulamaktadır (Akipek, 1977: 7).

Her ne kadar Cumhuriyet dönemi ormancılığının temel hedeflerinden biri tüm ormanların devlet mülkiyetine alınması (Ayanoğlu, 1995: 54) ise de 3116 ve 6831 sayılı Orman Kanunları da özel ormanların varlığını vurgulayan hükümler ihtiva etmiştir.

Ancak bu durum, ormanlar üzerinde özel mülkiyetin tanınmasının anayasal bir zorunluluk olarak görülmesine neden olmamalıdır. Ormanlar üzerinde özel mülkiyet kurulmasına izin verilip verilmemesi siyasi ve toplumsal bir tercihtir.

Elbette ki özel mülkiyete izin verilmesi ya da verilmemesinin iktisadi ve sosyal yönden önemli etkileri ve sonuçları olacaktır. Bu konuda devlet mülkiyetini savunanlar olduğu gibi ormanlar aşçısından özel mülkiyetin devlet mülkiyetinden daha yararlı olduğunu ileri süren yazarlar da söz konusudur.

Örneğin Akipek memleket gerçekleri ve kamu yararının, bütün ormanların devlete ait olmasını zorunlu kıldığını vurgulamaktadır (Akipek, 1977: 7).

Buna karşılık Ata, özel orman mülkiyetinin tanınmasının ormanların korunması açısından daha yararlı olduğunu ileri sürmektedir (Ata, 2010: 415-416). Yazara göre insanlar kendi mallarını daha iyi korur; topluma ait malları korumaya ise aynı derecede hevesli değillerdir. Eğer ormanlar üzerinde özel mülkiyete izin verilir ise kişiler kendi mallarını daha iyi koruyacaklar ve geliştireceklerdir. Batılı ülkelerde özel orman mülkiyetine izin verilmesi, bu ülkelerde ormanların daha iyi korunmasını sağlamıştır. Türkiye gibi ülkelerde özel mülkiyete izin verilmemesi ise 2/B gibi sorunlara yol açmıştır (Ata, 2010: 415-416).

Korkmaz da Ata ile aynı görüştedir. Yazara göre ormanlar en iyi şekilde, ancak özel mülkiyet konusu olduğu takdirde korunabilir, çünkü bir şeye sahip olma duygusu kişileri daha iyi çalışmaya ve yatırıma teşvik etmektedir (Korkmaz, 2010: 112). Bunun sonucu olarak kayıtlarda orman olarak görünmekle birlikte, boş olan alanları malik kısa zamanda ağaçlandıracaktır. Çünkü malik, mülkiyeti altındaki taşınmazdan en fazla verimi almayı hedefler. Özel mülkiyet söz konusu olduğunda kişinin çalışma, tasarruf ve yatırım yapma arzusu artar, böylece ekonomi daha işler bir hâle gelir (Korkmaz, 2010: 112).

Görüldüğü üzere her iki yaklaşımın da haklı olduğu konular söz konusudur. Fakat konuya mülkiyet hakkı açısından yaklaşıldığında ormanlar üzerinde mülkiyet hakkı tanınmamasının, mülkiyet hakkına ve dolayısıyla Anayasa’ya aykırılığı ileri sürebilmek de oldukça güçtür. Bu konu yasa koyucunun takdirindedir.

Anayasa’nın 169. maddesinin özel ormanlara yaklaşımı konusunda şu yazımıza bakınız: 1982 Anayasasına Göre Özel Orman Mülkiyeti ve Mülkiyet Hakkına Getirilen Sınırlamalar

2. Devlet Ormanlarının Mülkiyetinin Devrinin Yasaklanması

Anayasa’nın 169. maddesine göre Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz ve bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez. Bu konuda şu yazımıza bakınız: Ormanlarda Süreklilik İlkesi: Devlet Ormanlarının Mülkiyetinin Devrinin Yasaklanması

4. Devlet Ormanlarında Bina – Tesis Yasağı ve İrtifak Hakkı Tesisi

Orman mevzuatı açısından temel kural orman arazilerinde bina ve tesis yapılmasının yasak olmasıdır (Coşkun, 2009: 227). Bir başka ifadeyle, normal şartlar altında ormanların orman olarak kullanılması, başka amaçlara tahsis edilmemesi gerekir. 1961 Anayasası’nın 131. ve 1982 Anayasası’nın 169. maddesine göre devlet ormanları kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Bu hükmün anlamı kamu yararı amacıyla yapılacak bina ve tesisler hariç olmak üzere ormanlar üzerinde hiçbir bina ve tesis yapılamayacağıdır. Zaten 6831 sayılı Kanun’un 17. maddesi de Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşasını yasaklamaktadır. Aynı maddenin devamında ise devlet ormanları içinde izinsiz olarak yapılan yapıların durumu düzenlenmiştir.

Buna göre Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur.

Ancak bazı durumlarda kamu hizmetlerinin görülmesi için ihtiyaç duyulan tesislerin orman alanlarına rastlaması kaçınılmaz olmaktadır. Bu gibi durumlarda orman alanlarında yapılması istenen ve kamu hizmeti sağlayacak olan bina ve tesislerin yaratacağı yararın, ormanların orman olarak topluma sağlayacağı yarardan daha üstün olabileceği savunulmuş, buna bağlı olarak orman alanlarında izin ve irtifak hakkı verilebileceği çeşitli kanunlarla düzenlenmiştir (Gencay, 2010: 47-48).

Bunun gözeten kanun koyucu 3116 sayılı Kanun’dan bu yana ormanlar üzerinde kamu yararı amaçlı irtifak hakkı kurulabilmesine imkan tanımaktadır. Hukuk düzenimiz ormanları kamu malı olarak görmekle birlikte bu alanlar üzerinde irtifak hakkı kurulması yolunu tamamen kapatmamıştır. Anayasa’nın 169. maddesine göre ormanlar ancak kamu yararının varlığı halinde irtifak hakkına konu olabilmektedir. Anayasa ormanların ancak kamu yararının varlığı halinde irtifak hakkına konu olabileceğini belirtmekle yetinmiş ve kamu yararının mevcut olduğu durumları tespit yetkisini kanun koyucuya bırakmıştır.

Bu amaçla da 3116 sayılı Kanun’da ve 6831 sayılı Kanun’da irtifak hakkı tesis edilebilecek durumlar düzenlenmiştir. Ancak kanun koyucu burada tamamen serbest değildir, Anayasa’nın 169. maddesiyle bağlıdır. Bundan dolayı ormanlar üzerinde irtifak hakkı kurulabilecek durumlar mutlaka kamu yararına uygun olmalıdır.

Yürürlükte bulunan mevzuata göre ormanlar üzerinde irtifak hakkı tesisini; turizm amaçlı irtifak hakları ve diğer amaçlarla tesis edilen irtifak hakları olmak üzere iki kapsamda değerlendirmek mümkündür. Kamu taşınmazlarının turizmi teşvik amaçlı olarak tahsisi, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Kamu Taşınmazlarının Turizme Tahsisi Hakkında Yönetmelik kapsamında yapılmaktadır. Buradaki tahsis, yatırımcı lehine 49 veya 75 yıllığına irtifak hakkı tesisi, kiralama yapılması veya (tescili mümkün olmayan taşınmazlar üzerinde) kullanma izni verilmesi şeklinde olmaktadır. Bunun yanı sıra 6831 Orman Kanunu’nun 17. maddesine göre, ormanlar üzerinde çeşitli amaçlarla irtifak hakkı tesis edilmesi mümkündür.

Bu konu hakkında şu yazımıza bakınız: Devlet Ormanlarında Bina – Tesis Yasağı ve İrtifak Hakkı Tesisi

5. Devlet Ormanlarının Bizzat Devlet Tarafından İşletilmesi Zorunluluğu

3116 sayılı Kanun dönemine kadar devlet ormanları sözleşme ile müteahhitler tarafından işletilmekteydi. Ancak bu sistemin ortaya çıkardığı zararlar, devlet ormanlarının devlet tarafından işletilmesi gerektiği görüşünün doğmasına neden olmuştur.

Bu anlamda devlet ormanlarının devlet tarafından işletilmesi Cumhuriyet ormancılığının en önemli ilkelerinden birini teşkil etmiştir (Ayanoğlu, 1995: 54).

Bundan dolayı 3116 sayılı Kanun devlet ormanları sözleşme ile müteahhitler tarafından işletilmesine yönelik uygulamaya son vererek 31. maddesinde devlet ormanlarının devlet tarafından işletileceğini hüküm altına almıştır. Bu dönemden itibaren devlet ormanları devlet tarafından işletilmeye başlanmıştır. 1961 Anayasası’nın 131. maddesi ve 1982 Anayasası’nın 169. maddesi de devlet ormanlarının devlet tarafından işletileceğini öngörmüştür.

6. Orman Sınırı Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi

Bu konuda şu yazımıza bakınız: Orman Sınırı Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi: Anayasal Bir Bakış

7. Ormanların Korunması Amacıyla Getirilen Kısıtlamalar

Anayasa’nın 169. maddesine göre Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Bu amaçla alınan tedbirleri şu şekilde açıklamak mümkündür. Bu konuda alınan tedbirlerle ilgili olarak şu yazımıza bakınız: Ormanların Korunması Amacıyla Mülkiyet Hakkına Getirilen Kısıtlamalar

Ormanlarla-Ilgili-Anayasal-Ilkeler
Anayasasın 169. Maddesine Göre Ormanlarla İlgili Anayasal İlkeler
Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2376 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

4 yorum

  1. Üstad, muristen mahkeme ilamı ile intikal eden taşınmazlar üzerindeki 6831 s. Orman Kanunu 1 inci maddeye göre orman vasıflı taşınmazın Devlet tarafından gözetilip denetlenmesine kimse karşı çıkmamakta aksine imar vs hususlardaki mevzuatta olduğu gibi Devletin regülasyonlarla –amenajman vs– denetim ve gözetimi hususi/ozel ormanlarda da uygulaması doğrudur. Zaten Orman Kanunu 50-55 maddeler özel ormanları düzenlemektedir. Ormanlar hususi/özel olamaz diyenlerin, hem bağımsız yargı hem de diğer ilgililerin; bu maddelerde Anayasa 169 uncu maddeye aykırılık var ise zaten bu kanunun hususi ormanlarla ilgili tüm maddelerini ve ilgili yönetmeliklerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurması gerekir diye düşünüyorum. 169 uncu maddenin lafzında “Devlet Ormanı” terimi ile “orman” kelimesi farklı anlamlara gelmektedir. Devletimizdeki XIX uncu yüzyıl nizamnameleri dahi hususi ormanı tanımaktaydı. Özel mülkiyette bulunan taşınmazlar içindeki ormanların Devletleştirilse dahi geri iadesi için idari talep etme hakkı 4785 s. Kanunu değiştiren 5658 s. Kanun ile halen açık durumdadır. Ancak hak sahiplerinin başvurusunun taşınmazın maliki durumundaki Maliye hazinesine mi yoksa intifa hakkı sahibi Orman Genel Müdürlüğüne mi yapılacağı hususu belirsiz görünmektedir. Bahsettiğim taşınmazlar hem orman kadastrosu marifetiyle Devlet Ormanı olan yerler hem de Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler olarak bilinen orman vasıflı alanlardır. Mahkeme ilamı ise 1924 tarihli Mehakimi seviyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatının Ahkamına Ait kanun uyarınca Mahkeme Asliye ve Mahkeme Sulhiyelerin selefi durumundaki seriyle mahkemesine aittir. Bu hususta açıklamalarınız önem arz etmektedir. Saygılarımla…

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.