1. Ana Sayfa
  2. Gayrimenkul Makaleleri

İmar Hukukunda Plan Hiyerarşisi ve Kademeli Birliktelik İlkesi


3194 sayılı İmar Kanununun 6. maddesi planlama kademelerini düzenlemektedir. Madde hükmüne göre; Mekânsal planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından Mekânsal Strateji Planlarına uygun olarak; “Çevre Düzeni Planları” ve “İmar Planları” kademelerinden oluşur. İmar planları ise nazım imar planı ve uygulama imar planı olarak hazırlanır. Her plan bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanır.

Madde metninde yer alan “Her plan bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanır.” hükmü, planlar arasında yer alan ilişkiyi göstermektedir. Bunun yanı sıra, Kanunda plan türleri ile ilgili olarak yapılan tanımlarda “üst ölçekli plana uygunluk” vurgulanmıştır. Örneğin, Kanunun 5. maddesinde nazım imar planlarının “varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak”, yine uygulama imar plan planlarının “nazım imar planı esaslarına göre” hazırlanacağı ifade edilmiştir. Zaten böyle bir vurgulama olmasa bile, normlar hiyerarşisi gereği, her plan bir üst ölçekli plana uygun olmak zorundadır.

İmar Hukukunda Plan Hiyerarşisi Nedir?

Her planın bir üst ölçekli plana uygun olması zorunluluğunu “plan hiyerarşisi” olarak tanımlamak mümkündür. Bir başka ifade ile plan hiyerarşisi, hangi ölçekte olursa olsun tüm imar planlarının her birinin, bir üst ölçekli plana uygun olarak hazırlanması gerekliliğini ifade eder.

Bu ilkeye göre, hangi ölçekte yapılırsa yapılsın planlar hazırlanırken plan hiyerarşisine uyulmalıdır. Üst ölçekli plana aykırı olarak alt ölçekli plan yapılamaz. Yürürlükte olan yasalara göre planlar; kalkınma planı, bölge planı, çevre düzeni planı, il çevre düzeni planı, nazım imar planı ve uygulama imar planı olarak kademelendirilmiş olup her plan yürürlükteki üst planların ilke ve hedeflerine uyar ve bir alt planı yönlendirir.  Alt ölçekli planların, üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkelerine, stratejilerine ve kararlarına uyumlu olması zorunludur.

Konu hakkında Danıştay Altıncı Dairesinin 05.06.2003 tarihli ve E:2002/853, K:2003/3482 sayılı kararında alt ölçekli planın üst ölçekli plana aykırı olamayacağı vurgulanmıştır. Karara göre; “Alt ölçekli imar planlarının, üst ölçekli imar planlarına uygun olması gerekir. 1/1.000 ölçekli plan, 1/5.000 ölçekli plana aykırı düzenleme getiremez.”

Bu kapsamda; nazım imar planında belirlenen arazi kullanım kararları alt ölçekli uygulama imar planlarıyla değiştirilemez, aykırı düzenlemeler getirilemez. Uygulama imar planları nazım imar planlarına aykırı olamaz. (D.6.D. 12.05.1997, E:1996/2902, K:1997/2264)

Örneğin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında “hal” yerine tahsisli alanın 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile otogar yeri olarak ayrılması mümkün değildir. (D.6.D. 22.12.1988, E:1987/752, K:1988/244) Benzer şekilde nazım imar planında “kreş alanı” olarak ayrılmış bulunan taşınmazın, uygulama imar planında “sağlık alanı”na dönüştürülmesi de planlama ilkelerine aykırılık teşkil eder. (D.6.D. 24.04.2003, E:2002, K:2003/2570)

Planların Kademeli Birlikteliği İlkesi Nedir?

İmar mevzuatımız, geçirdiği belirli bir sürecin sonucunda, farklı ölçeklerde düzenlenen farklı plan türlerini ihtiva etmektedir. Buna kalkınma planları ile bölge planları gibi sosyo-ekonomik planları da eklersek, ortada birbirinden farklı ölçek ve özelliklerde çok sayıda plan türünün mevcudiyeti göze çarpmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanununun 6. maddesine göre mekânsal planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından mekânsal strateji planlarına uygun olarak; “çevre düzeni planları” ve “imar planları” kademelerinden oluşur. 

İşte bu planlar arasında, bu planların birbirini yönlendirmesini ve denetlemesini öngören kademeli birliktelik ilkesi söz konusudur. Buna planların kademeli birlikteliği ilkesi denir. Bu kademeli birliktelik ilkesi iki hususu bünyesinde barındırır. Bunlardan birincisi, farklı ölçekteki hedeflerin ve sorunların, yine farklı ölçekteki planlar ile çözümlenmeye çalışılmasıdır ki bu husus, planlama literatüründe kademelenme ilkesini ortaya çıkarmıştır. Örneğin birden fazla ili içine alan bir bölgeyi ilgilendiren sorunların çözümü veya amaçlara kent planlamayla ulaşılamaması, bölge ya da ülke bazında planlamayı gündeme getirmektedir.

Kademeli birliktelik ilkesinin ikinci yönü, planlama kademeleri arasında bir hiyerarşinin söz konusu olmasıdır. Gerek mevzuatımız ve gerekse Danıştay içtihatları sonucu gelişmiş bu ilkeye göre her plan, kendisinden daha üst ölçekli planlara uygun olmak zorundadır.

Elbette ki bu kademelenme ve hiyerarşi bir çırpıda gelişmemiştir. Hala daha tam anlamıyla olgunlaşmadığı görülen bu sürecin ortaya çıkması, belirli bir planlama deneyiminin yaşanması sonucu olmuştur. Üstelik yeni mevzuat ve yargı içtihatlarıyla bu süreç, gelişmeye devam etmektedir.

İmar Planlarında Kademeli Birliktelik İlkesi ve Gerekçeleri

Bu kademelenmenin en önemli gerekçesi planlamanın doğasıdır. Her şeyden önce planlama ana hedef ve politikaların saptanması, bu hedef ve politikalara uygun düşen seçeneklerin araştırılması ve bunlar içinden daha önceden belirlenmiş ilkelere en uyumlu olanının belirlenmesi ile bunların pratikte hayata geçirilmesi ve sonrasında da kuramsal modelin pratikle karşılaştırılarak tekrar gözden geçirilmesini öngören bir yapıya sahiptir[1]. Bu yaklaşımda ana ilkelere ve hedefe bağlı kalınarak önce soyut planlama, sonrasında ise bu soyut modelin üst ölçekli mekânsal planlardan başlayarak gitgide somutlaştırılması söz konusudur.

a) Soyut Planlardan Somut Planlara Geçiş

Bu anlamda soyut çalışma gerektiren planlama faaliyetlerinin sosyo-ekonomik planlarda, buna karşılık mekânsal çalışma gerektiren planların ise mekânsal planlarda yapılması kuramsal modelin hayata geçirilmesi bakımından önem taşır.  Aynı yaklaşım üst ölçekli planlar ile alt ölçekli planlar arasında da söz konusudur. Bu anlamda, soyut çalışma gerektiren planlama faaliyetlerinin üst ölçekli mekânsal planlarda, daha somut çalışma ve pratik gerektiren planlama faaliyetlerinin alt ölçekte yapılması gayet doğaldır. Bu nedenle planın kuramsal yönünün 1/25000, 1/50000 veya 1/100000 ölçekli daha soyut ve üst ölçekli planda; pratik yönünün ise temelde 1/1000 ölçekli (kısmen de 1/5000 ölçekli) planda yapılması, planlamanın doğasına daha uygundur.

b) Planlar Arası Kontrol ve Denetim

Soyut ve somut planlar arasındaki bu yönde bir ayrım, planlamanın kontrol yönüyle de uyumludur[2]. Planlamanın kontrol faaliyeti açısından soyut planlarda belirlenen ana ilke ve hedeflerin, alt ölçekli mekânsal planlarla hayata geçirildikten sonra geri bildirim süreçleri ve kontrol faaliyetleri ile denetlenmesi, ilke ve hedeflerin ve gerektiğinde araçların gözden geçirilmesi gerekir. Bu da ancak sosyo-ekonomik planlarla mekânsal planlar; üst ölçekli mekânsal planlar ile alt ölçekli mekansal planlar arasında bir kademelenmeyi gerekli kılar.

c) Planlama Alanının Büyüklüğünün Planla İlişkisi

Kademelenmenin ikinci gerekçesi de birinci gerekçeyle yakından ilgilidir. Planlamayla ulaşılması istenen amacın ve çözülmesi hedeflenen sorunun kapsadığı alan büyüdükçe planlamanın soyutlaşması ve ölçeğin büyümesi kaçınılmazdır. Hedef alan ne kadar büyük ise plan da o derecede soyut unsurlar ihtiva edecektir. Örneğin bölge planlarının çevre düzeni planlarına, çevre düzeni planlarının ise nazım imar planlarına göre daya soyut olması, planın kapsadığı alanın ölçeğe yansımasının doğal bir sonucudur. Bu anlamda ölçek 1/5000’den 1/100000’e doğru giderken planın ihtiva ettiği bilgilerin, koyduğu hedeflerin, analizlerin ve nihayetinde plan ana kararlarının da gitgide soyutlaşması kaçınılmazdır[3].

ç) Planlamada İhtisaslaşma

Planlamanın bu şekilde kademelenmesinde, toplumun diğer kesimlerindeki ihtisaslaşmaya paralel olarak, planlamada ihtisaslaşmanın da payı vardır[4]. Toplumda belirli bir ihtisaslaşma var ise planlamada da buna paralel olarak gerek hesaplama ekonomileri ve gerekse kontrol etkinliği bakımından düşey bir kademelenmeye ihtiyaç vardır. Bu anlamda sosyo-ekonomik planlar ile fiziki planlar arasında bir kademelenme doğal karşılanmalıdır.

Bir diğer gerekçe daha özel bir alanın planlanmak istenmesi durumuyla yakından ilgilidir. Örneğin kalkınma planları bulunmasına rağmen, belirli bölgeler özel bir planlamaya tabi tutulmak istendiği için kalkınma planının yanı sıra bölge planları da kabul edilmiş ve hatta imar mevzuatımıza dahi girmiştir. Bu anlamda bölgesel dengesizliklerin azaltılması yönündeki istek ile bölge planlamaya yaklaşımın paralellik göstermesi de bu durumu teyit etmektedir[5]. Bu anlamda bölge planlarının gündeme gelmesinde temel etkenin, bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Son olarak mekânsal strateji planlarının ortaya çıkış nedenini açıklayalım. Mekânsal strateji planlarının ortaya çıkış sebebi ülke ve bölge düzeyinde politikaların ve planlama kararlarının (yani kalkınma ve bölge planlarının)  mekânsal boyutunun olmamasıdır. Ülke ve bölge düzeyindeki politika, strateji ve kararların alt kademede mekânsal planlara aktarılması için mekânsal strateji planlarının en üst kademe planlar olarak yer alması ihtiyacı doğmuştur[6]

Sektörel politikaların, planların ve strateji belgelerinin mekâna dair tedbirlerinde eşgüdümün sağlanması da mekânsal strateji planlarında güdülen amaçlardan birisidir. Gerek ülke gerekse bölge düzeyinde sektörel açıdan pek çok yatırım kararı üretilmektedir.

Farklı sektörlerin mekânsal sürdürülebilirlik ilkelerini gözetmeden aldıkları yatırım kararları sektörler arası uyumu azaltmakta, verimsizliğe, kaynak israfına ve yüksek çevresel maliyetlere neden olmaktadır. Bu yatırımların mekânsal boyutlarının ülke düzeyinde bütünleştirilmesi ve uyumlaştırması önemli görülmektedir[7].

Türkiye’de Planlama Hiyerarşisi Sıralaması

3194 sayılı İmar Kanununun 6. maddesine göre; Mekânsal planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından Mekânsal Strateji Planlarına uygun olarak; “Çevre Düzeni Planları” ve “İmar Planları” kademelerinden oluşur. İmar planları ise nazım ve uygulama imar planından oluşur. Buna göre Türkiye’de planlama hiyerarşisini şu şekilde sayabiliriz: -Mekânsal Strateji Planları, -Çevre Düzeni Planları, -İmar Planları, -Nazım İmar Planı, -Uygulama İmar Planı

a) Üst Ölçekli Mekânsal Planların Sosyo-Ekonomik Planlara Uygunluğu

Her ne kadar doktrinde nazım ve uygulama imar planlarının uygun olması beklenen üst ölçekli planların yalnızca 3194 sayılı İmar Kanununda düzenlenenlerle sınırlı olup olmadığı ve planlardan beklenen amaçların tespiti ve yaşanan belirsizliklerin çözümlenebilmesi için, her tür ölçekteki fiziksel planın, kalkınma planları gibi strateji ve politika belirleyen planlarla ilişkisinin kurulmasının gerekip gerekmediği konusunda farklı görüşler olsa da yürürlükteki mevzuatımız, mekânsal üst ölçekli planların, sosyo-ekonomik planlara uygun olması zorunluluğunu açıkça düzenlemektedir.

Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesi mekânsal planların sosyo-ekonomik planlara uygunluğunu düzenlemektedir. Maddeye göre mekânsal strateji planları ve çevre düzeni planları hazırlanırken kalkınma planı, bölge planları, bölgesel gelişme stratejileri ve diğer strateji belgeleri ile ortaya konulan hedefler dikkate alınır.

Keza 3194 sayılı İmar Kanunu’nun maddesinde çevre düzeni planlarının “ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak” yapılacağı açıkça belirtilmiştir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4. maddesinde çevre düzeni planlarının tanımıyla ilgili olarak yer alan “varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak” hükmü gereğince çevre düzeni planlarının varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olması zorunludur.

İl çevre düzeni planının bölge/havza bazında düzenlenen çevre düzeni planına uygunluğu da Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Yönetmeliğinin 6. maddesinin 4. fıkrasına göre plan kademelenmesi uyarınca il bütününde yapılan çevre düzeni planları, yürürlükteki bölge veya havza düzeyindeki çevre düzeni planının genel kararlarına aykırı olmamak kaydıyla hazırlanır.

b) Nazım İmar Planlarının Üst Ölçekli Planlara Uygunluğu

Nazım imar planlarının üst ölçekli planlara uygun olması zorunluluğu da açıkça düzenlenmiştir. Nazım imar planları da mekânsal strateji planlarına ve çevre düzeni planlarına uygun olmak zorundadır. Kanunun 5. maddesinde nazım imar planı varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak çizilen plan olarak tanımlanmıştır. Bu hüküm uyarınca nazım imar planının bölge planına uygun olması gerekmektedir (Danıştay 6. Dairesi, 26.09.2007, E: 2006/4510, K: 2007/5180).

Aynı şekilde nazım imar planının çevre düzeni planına da uygun olması gerekmektedir. Örneğin 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında “hal” yerine tahsisli alanın 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile otogar yeri olarak ayrılması mümkün değildir (Danıştay 6. Dairesi, 22.12.1988, E:1987/752, K:1988/244).

c) İmar Planlarının Nazım İmar Planlarına ve Diğer Planlara Uygunluğu

İmar planlarının sebebini İmar Kanunu ve plan yapma yetkisi veren diğer mevzuat teşkil etmektedir.[1] Dolayısıyla her bir plan, hem imar mevzuatına, hem de üst ölçekli plana uygun olmak zorundadır.

Uygulama imar planlarının dayanağını (sebebini) ise nazım imar planları teşkil eder. Nazım imar planı olmadan ya da nazım imar planına aykırı olarak hazırlanan imar planları hukuka aykırılık teşkil edecektir. Bu kapsamda; nazım imar planında belirlenen arazi kullanım kararları alt ölçekli uygulama imar planlarıyla değiştirilemez, aykırı düzenlemeler getirilemez. Uygulama imar planları nazım imar planlarına aykırı olamaz.

Örneğin nazım imar planında kreş alanı olarak ayrılmış bulunan taşınmazın, uygulama imar planında sağlık alanına dönüştürülmesi de planlama ilkelerine aykırılık teşkil eder. Keza, nazım imar planında konut alanı olarak ayrılan taşınmazların 1/1.000 ölçekli uygulama imar planında resmi hizmet alanı olarak ayrılması mümkün değildir.

Not: Uygulama imar planlarında, nazım imar planlarına uygunluk yönünden bazı istisnalar söz konusudur. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 24. maddesine göre, nazım imar planları üzerinde gösterilen sosyal ve teknik altyapı alanlarının konum ile büyüklükleri, toplam standartların altına düşülmemek, nazım imar planının ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü ve genel işleyişini bozmamak ve hizmet etki alanı içinde kalmak şartı ile ilgili kurum ve kuruluşların görüşü dikkate alınarak uygulama imar planlarında değiştirilebilir.

Aynı maddeye göre uygulama imar planlarında, bölgenin ihtiyacına yönelik çocuk bahçesi, yeşil alan, otopark, cep otoparkı, yol boyu otopark, durak cebi, aile sağlık merkezi, mescit, karakol, muhtarlık, trafo gibi sosyal ve teknik altyapı alanlarını artırıcı küçük alan gerektiren fonksiyonlar ayrılabilir ve bu fonksiyonların konulması nazım imar planına aykırılık teşkil etmez.

Araç trafiğine ayrılmış şerit sayısını azaltmamak ve ilgili TSE standartlarına uymak kaydıyla; taşıt yollarının yaya, engelli ve bisiklet kullanımına ayrılmış kısımlarının genişlikleri, nazım imar planında değişikliğe gerek olmaksızın uygulama imar planında artırılabilir.

[1] Sancakdar, Oğuz, Belediyelerin İmar Planını Yapması-Değiştirmesi ve İptal Davası, 1996, s. 201

En Üst Ölçekli Plana Uygunluk

Plan hiyerarşisinde aslolan en üst ölçekli plandır. Eğer nazım imar planı, çevre düzeni planına aykırı, buna karşılık uygulama imar planı çevre düzeni planına uygun ise uygulama imar planının değil, nazım imar planının iptali gerekir.

Benzer bir olay hakkında Danıştay Altıncı Dairesi tarafından verilen 22.05.2000 tarihli ve E:1999/1663, K:2000/3194 sayılı kararda; “1/1.000 ölçekli plan ile 1/5.000 ölçekli plan arasındaki mevcut uyuşmazlığın nazım imar planının üst ölçekli çevre düzeni planına uygun hale getirilmek suretiyle giderilmesi gerektiğinden, dava konusu edilmeyen 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planına uygun bulunan mevzi imar planının nazım imar planına aykırı olduğundan bahisle, iptaline karar verilmesinde isabet görülmemektedir.” İfadesine yer verilmiştir.

Eğer alt ölçekli plan üst ölçekli plana aykırı ise üst ölçekli planın amacı ile alt ölçekli planın uyumlu olması aykırılığı ortadan kaldırmaz. Konu ile ilgili olarak Danıştay Altıncı Dairesi tarafından verilen 26.09.2007 tarihli ve E:2006/4510, K: 2007/5180 sayılı kararla; “1/5000 ölçekli plan 1/50.000 ölçekli plana aykırı olduğundan; 1/50.000 ölçekli planın amacından hareket edilerek, 1/5000 ölçekli planın 1/50.000 ölçekli plana aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde, hukuka uyarlık bulunmadığına” karar verilmiştir.

Üst ölçekli plana aykırılık, alt ölçekli plan için iptal nedenidir. Ancak uygulama imar planları, nazım imar planlarından daha detaylı planlar olduğu için nazım imar planlarında yer alan kullanımların uygulama imar planlarında konum olarak değiştirilmesi mümkündür.

Üst Ölçekli Planın Bulunması Zorunlu Mu?

Üst ölçekli planın bulunması her zaman gerekli değildir. Örneğin, nazım ve uygulama imar planlarının yapılabilmesi için çevre düzeni planlarının yapılmış olması gerekmez. 3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesi, nazım imar planlarının var ise çevre düzeni planlarına uygun olarak hazırlanacağını öngörmektedir. Bu nedenle, çevre düzeni planı olmayan alanlarda da nazım imar planı yapılabilir.

Buna karşılık, uygulama imar planlarının yapılabilmesi için nazım imar planlarının yapılmış olması gerekir. (D.6.D. 26.03.1999, E:1998/2161, K:1999/1788) Çünkü uygulama imar planları; 3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde nazım imar planları esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren planlar olarak tanımlanmıştır. Kanunun bu maddesi gereğince 1/1.000 ölçekli planların 1/5.000 ölçekli plan kararlarına uygun olarak çizilmesi gerekmektedir. Bu nedenle nazım imar planı onaylanmadan, uygulama imar planı onaylanamaz.

Islah imar planlarının yapılabilmesi için nazım imar planının yapılmış olması şart değildir. Bir başka anlatımla nazım imar planı bulunmayan alanlarda da ıslah imar planı yapılması mümkündür. (D.6.D. 23.11.2007, E:2005/6129, K:2007/6788) Ancak  “varsa” tabirinin kullanılmasından hareketle böyle bir sonuca varılmasının yanıltıcı olacağını; zira her yer için üst ölçekli planların yapılmasının, bu tür planların mahiyetiyle bağdaşmayacağını savunan yazarlar da mevcuttur.(Sancakdar, 1996)

Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: İmar Hukukunda Üst Ölçekli Plan Zorunluluğu

Üst Ölçekli Planda Hüküm Bulunmayan Haller

Üst planlarda sınırlandırılmayan ya da belirtilmeyen hususlarda alt plan kararlarına uyulur. Alt ölçekli planlar üst ölçekli planlara göre daha büyük bir ölçeğe sahip oldukları için daha çok detayı gösterirler. Bu nedenle, üst ölçekli planda belirtilmeyen bazı hususların alt ölçekli planda gösterilmesi doğaldır. Bu gibi durumlarda alt ölçekli plan kararlarına uyulması gerekir.

Konu hakkında Danıştay Altıncı Dairesi tarafından verilen 21.05.1990 tarihli ve E:1990/542, K:1990/ 1003 sayılı kararda“… (A)razi kullanışlarının ana hatlarını ve ana gelişme kararlarını gösteren nazım imar planının doğrudan doğruya uygulanabilmesi mümkün olmadığından daha sonraki kademede ve büyütülen ölçeklerde düzenlenen uygulama planları ile nazım planının genel kararlarının hayata geçirilmesinin mümkün olabileceği ortaya çıkmaktadır. Böyle olunca da daha büyük ölçekte düzenlenen ve ayrıntıları gösterme amacına yönelik planlarda daha küçük ölçeklerdeki planlarda öngörülmeyen hatta farklı kullanışların ortaya çıkabileceği tabiidir” ifadesine yer verilmiştir.

Üst Ölçekli Planın İptali

Üst ölçekli planın yargı kararı ile iptal edilmesi, alt ölçekli planın kendiliğinden iptali sonucunu doğurmaz. Yani 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli planların iptal edilmesiyle 1/1.000 öl­çekli plan kendiliğinden yürürlükten kalkmaz. Bir başka anlatımla 1/1000 ölçekli imar planı ve buna bağlı uygulama işlemlerinin idarece ya da yargı kararıyla iptal edilmeksizin üst ölçekli planlar olan 1/25.000 ve 1/5000 ölçekli planların iptal edilmiş olmasıyla kendiliğinden hukuki geçerliliğini yitirdiği, dolayısıyla yürürlükten kalktığından söz edilemez. (D.6.D. 24.10.2007, E:2005/3669, K:2007/5774)

Bu nedenle bu planlar yargı kararı ile iptal edilse bile uygulama imar planı iptal edilmediği sürece parselasyon, ruhsat verme gibi işlemlerin 1/1.000 ölçekli uygulama imar planına göre değerlendirilmesi ge­rekir. (D.6.D. 26.03.2003, E:2002/4423, K:2003/2093)

Ancak üst ölçekli planın iptal edilmesi, bu plana dayalı olarak yapılan alt ölçekli planın iptal edilmesi açısından önemli bir gerekçedir.

Plan Hiyerarşisinde Plan Ölçeğinden Kaynaklanan Farklılıklar

Üst ölçekli planlar geliştirilen temel hedef, oluşturulmuş politika ve prensiplere uygun olarak kentin ana gelişme kararlarını ve arazi parçalarının kullanış biçimlerini ilke düzeyinde veren, soyutlama düzeyi yüksek belgelerdir (Ersoy, 2006, s. 28).

Alt ölçekli planlar üst ölçekli planlara göre daha büyük bir ölçeğe sahip oldukları için daha çok detayı gösterirler. Örneğin uygulama planları, nazım planların salt büyültülmüş kopyaları olmayıp, çok daha uzun ve gerçekçi bir incelemeyi gerektiren ve nazım planlara göre çok daha fazla bilgiyi ve ayrıntıyı gösteren belgelerdir (Ersoy, 2006, s. 28).

Bu nedenle, üst ölçekli planda belirtilmeyen bazı hususların alt ölçekli planda gösterilmesi, hatta (bir üst ölçeğin ana kararlarını korumak şartıyla) yeni denilebilecek kararların alınması doğaldır. Bu anlamda uygulama imar planına göre üst ölçekte yer alan nazım imar planının soyut nitelikteki kararlarından farklı olarak, detaylı düzenlemeler getiren uygulama imar planı kararları daha fazla bilgi içereceğinden, farklı kademelerde yer alan söz konusu plan kararları arasında farklılıklar olması da doğal karşılanmaktadır (Orta, 2005, s. 104).

Bir başka ifadeyle bir bölge için alt ölçeklerde belirlenen arazi kullanımları, aynı bölge için üst ölçekte öngörülen arazi kullanım türünden (tamamen bağımsız olmamak kaydıyla) çok daha fazla ve çeşitli olabilir (Ersoy, 2006, s. 28). Detaya inildikçe gösterimlerde farklılıklar gözlenmesi mümkün hale gelmektedir (Altın, 2006, s. 25).

Konu hakkında Danıştay 6. Dairesi tarafından verilen 21.05.1990 tarihli ve E: 1990/542, K: 1990/1003 sayılı kararda “… (A)razi kullanışlarının ana hatlarını ve ana gelişme kararlarını gösteren nazım imar planının doğrudan doğruya uygulanabilmesi mümkün olmadığından daha sonraki kademede ve büyütülen ölçeklerde düzenlenen uygulama planları ile nazım planının genel kararlarının hayata geçirilmesinin mümkün olabileceği ortaya çıkmaktadır. Böyle olunca da daha büyük ölçekte düzenlenen ve ayrıntıları gösterme amacına yönelik planlarda daha küçük ölçeklerdeki planlarda öngörülmeyen hatta farklı kullanışların ortaya çıkabileceği tabiidir” ifadesine yer verilmiştir. Altıncı Daire bu kararında 1/5000 ölçekli nazım imar planında protokol bölgesi olarak ayrılan yerin 1/1000 ölçekli uygulama imar planında protokol bölgesi içinde yeşil alana tahsis edilebileceğine karar vermiştir. Danıştay 6. Dairesinin E: 1984/1243, K: 1985/541 sayılı kararında ise “uygulama planlarında yer alan ve uygulama için gerekli olan bazı ayrıntıların nazım planda bulunmaması, uygulama planının nazım plana aykırı olduğu anlamına gelmez” şeklinde hüküm kurmuştur.

Bu karar da göstermektedir ki 1/5000 ölçekli nazım imar planında genel kullanılış biçimleri belirlenen bölgelerin, 1/1000 ölçekli imar planında detaylandırılması ve nazım imar planının çerçevesinde kalmak şartıyla detay düzeyinde değişik planlama yapılabilmesi mümkündür.

Üstelik mevzuat açısından da uygulama imar planlarında, nazım imar planlarına uygunluk yönünden bazı istisnalar söz konusudur.

Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 24. maddesine göre, nazım imar planları üzerinde gösterilen sosyal ve teknik altyapı alanlarının konum ile büyüklükleri, toplam standartların altına düşülmemek, nazım imar planının ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü ve genel işleyişini bozmamak ve hizmet etki alanı içinde kalmak şartı ile ilgili kurum ve kuruluşların görüşü dikkate alınarak uygulama imar planlarında değiştirilebilir.

Aynı maddeye göre uygulama imar planlarında, bölgenin ihtiyacına yönelik çocuk bahçesi, yeşil alan, otopark, cep otoparkı, yol boyu otopark, durak cebi, aile sağlık merkezi, mescit, karakol, muhtarlık, trafo gibi sosyal ve teknik altyapı alanlarını artırıcı küçük alan gerektiren fonksiyonlar ayrılabilir ve bu fonksiyonların konulması nazım imar planına aykırılık teşkil etmez. Araç trafiğine ayrılmış şerit sayısını azaltmamak ve ilgili TSE standartlarına uymak kaydıyla; taşıt yollarının yaya, engelli ve bisiklet kullanımına ayrılmış kısımlarının genişlikleri, nazım imar planında değişikliğe gerek olmaksızın uygulama imar planında artırılabilir.

Ancak alt ölçekli planlarda, üst ölçekli planlara göre farklı fonksiyonların belirlenebilmesinin bir sınırı olması gerekir. Bu sınır ise “üst ölçekte belirlenen arazi kullanımının hakim arazi kullanımı olarak alt ölçeklere aktarılması” şeklinde tarif edilmektedir (Ersoy, 2000, s. 30). Hakim arazi kullanımı alt ölçeğe aktarıldıktan sonra, alt ölçekli planın gerektirdiği ayrıntı düzeyi nedeniyle bazı kullanım farklılıklarının bulunması, Danıştay tarafından mevzuata aykırı bulunmamaktadır.

Örneğin Danıştay 6. Dairesi tarafından verilen 21.05.1990 tarihli ve E: 1990/542, K: 1990/1003 sayılı kararda 1/5000 ölçekli nazım imar planında protokol bölgesi olarak ayrılan yerin 1/1000 ölçekli uygulama imar planında protokol bölgesi içinde yeşil alana tahsis edilebileceğine karar vermiştir.

Benzer şekilde üst ölçekli planda MİA kullanımında kalan alanın uygulama imar planında yeşil alan olarak belirlenmesi, mevzuata aykırılık teşkil etmez. Bu kararlar da buradaki sınırı tekrar çizmemize vesile olur: Eğer alt ölçekli plandaki kullanım fonksiyonu, üst ölçekli plandaki kullanım fonksiyonunun bir parçası olarak görülebilir ise alt ölçeğin üst ölçeğe aykırılığı söz konusu olmayacaktır. Bunun aksine, alt ölçeğin fonksiyonu üst ölçeğin bir parçası olarak değil de bağımsız bir fonksiyon olarak görülür ise üst ölçekli plana aykırılık söz konusu olacaktır.

Her Planın Kendi Niteliğine Uygun Olması

Üst ölçekli planlar, alt ölçekli plan sonucunu doğuracak nitelikte olmamalıdır. Örneğin, nazım imar planlarının, uygulama imar planı sonucunu doğuracak kadar detaylı hazırlanmaması gerekir. Yani nazım imar planına, uygulama imar planı sonucunu doğuracak plan notu konulamaz.

Nazım imar planları hazırlanırken; arazi parçalarının genel kullanılış biçimi, gelecekteki yapı ve nüfus yoğunluğu göz önünde bulundurularak, yerleşme alanlarının nasıl biçimleneceği, ana ulaşım sisteminin nasıl oluşturulacağı gibi, ayrıntıya girilmeden genel nitelikteki düzenlemeler ile uygulama imar planlarına ışık tutulmaya çalışılır.

Bu husus, Danıştay Altıncı Dairesinin 14.05.1984 tarihli ve E:1981/1991, K:1984/2038 sayılı kararında şu şekilde vurgulanmıştır: “1/5.000 ölçekli nazım planlarının arazi parçalarının kullanılış şekillerini ve başlıca bölge tiplerini gösteren planlar olduğu, 1/1.000 ölçekli uygulama planlarının ise kat adetleri, yükseklikleri, cephe hatları, bahçe me­safeleri ve parsel büyüklükleri gibi ayrıntıları gösterir. Bu gibi ayrıntıların nazım planda gösterilmiş olmasının uygulama planlarında öngörülen hususların uygulanmasına engel teşkil etmez. Uygulama planında gösterilmesi gereken ayrıntının nazım planda düzenlenmesi halinde tatbikat planına uyulması gerekir”

Aynı şekilde nazım imar planında yer alan “plan onama sınırı içerisindeki tescile tabi olarak kullanım alanlarından ticari, rekreasyon, spor, belediye hizmet alanı, eğitim vb. alanlar plan kapsamına giren kadastral parsellerin tümünden eşit oranda kesintilerle oluşturulacaktır.” şeklindeki plan notu Danıştay Altıncı Dairesi tarafından verilen 22.06.2000 tarihli ve E:1999/2248, K:2000/4203 sayılı karar ile “nazım imar planında uygulama imar planı sonucunu doğuracak şekilde plan notu öngörülemeyeceği” gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yayımlanan 2008/11 sayılı Genelgede de parselasyon işlemlerine ve yapı ruhsatına ilişkin kararların uygulama imar planı ile getirilmesi gerektiği, bu kararların üst ölçekli planlarla getirilmesinin mevzuata aykırı olduğu belirtilmiştir.

Genelgeye göre, gerek üst kademe plan kararları ile nazım imar planı kararlarının gerekse uygulama imar planı kararlarının, kanunlarda ve yönetmeliklerde yer alan yetki ve sorumluluk sınırları dışına taşarak oluşturulmamasına, her planın mevzuat ve planlama esasları doğrultusunda kendi ölçeğine uygun kararlar içermesine dikkat edilmelidir.

[1] Ersoy, Melih “İmar Planlarının Kademelenmesi ve Farklı Ölçeklerdeki Planlar Arasındaki İlişki”, Mekân Planlama ve Yargı Denetimi, Derleyenler: Ersoy, M. ve Keskinok, Ç. Yargı Yayınevi, Ankara, 2000, s. 25

[2] Tekeli, 1970, s. 4

[3] Ersoy, 2000, s. 27

[4] Tekeli, 1970, s. 38

[5] Kılıç, S. Ecemiş “Türkiye’de Bölgesel Planlama ve Bölgesel Örgütlenmeye İlişkin Sorunlar” Planlama Dergisi, 2014/1, s. 69

[6] Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (2018) “Mekânsal Strateji Planlamasına neden ihtiyaç duyuldu?” Erişim Adresi: http://mpgm.csb.gov.tr/mekansal-strateji-planlamasina-neden-ihtiyac-duyuldu-i-4380

[7] Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (2018) “Mekânsal Strateji Planlamasına neden ihtiyaç duyuldu?” Erişim Adresi: http://mpgm.csb.gov.tr/mekansal-strateji-planlamasina-neden-ihtiyac-duyuldu-i-4380.

İmar Hukukunda Plan Hiyerarşisi ve Kademeli Birliktelik İlkesi

Yorum Yap