Osmanlı Toprak Hukukunda Vakıf Arazi (Arazi- i Mevkufe)

Vakıf Arazi (Arazi- i Mevkufe) Nedir?

Genel bir deyimle; “Vakıf, sosyal yardım amacıyla bir malın, bir hayır işine tahsisidir”. Doktrinde Vakıf, “Menfaati insanlara ait olmak üzere bir malı Allahın mülkü hükmünde daimî surette temlik ve temellükten hapis ve men eylemek ve vakfeden kimsenin arzu ettiği cihete sarf etmek” şeklinde tarif edilmektedir.

İslam Hukukunda kökenlerini bulan vakıflar Allah’ın mülkü sayıldığı için ona kimse dokunamaz, vakıf edilen arazi haciz edilemez, rehin ve ipotek edilemez. Vakıf malları zaman aşımı ile iktisap edilemez. Vakıf, kadı’nın hükmü şer’iye defterine yazılarak tescil edilir.

Osmanlı toprak sistemi her ne kadar mirî arazi esasına dayansa da zaman içinde mirî arazinin çeşitli nedenlerle vakıf arazi haline gelmesi nedeni ile Osmanlı toprak sisteminde de vakıf arazinin ağırlığı küçümsenemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde vakıfların İslam toplumundaki yeri ve hayır işleme vesilesi olması dolayısıyla başta hanedan ailesi olmak üzere pek çok vakıf kurulmuştur. Başta padişah ve hanedanın diğer aileleri olmak üzere, devlet ricalinin en büyüğünden en küçüğüne kadar birçok şahıs, vakıf tarzında ibadet yerleri, medreseler, kütüphaneler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, sebiller gibi içtimaî muavenet ve sıhhat müesseseleri, köprüler ve yollar gibi bayındırlık müesseseleri meydana getirmişlerdir.

Öğretide vakıflar; niteliklerine, idarelerine ve vakfedilen malın kullanım şekline göre sınıflandırılmaktadır.

İslam Hukukunda Vakfın Şartları

Bir malın vakfedilebilmesi için bazı şartların yerine gelmiş olması gerekir. Vakfı “bir kimsenin malını müebbeden bir maksada tahsis etmesi” şeklinde tanımlarsak vakfın şartları şunlardır:

1) Öncelikle vakfeden kişinin (vâkıf) fiil ehliyetinin ve rızasının olması gerekir. Fiil ehliyeti olmayan kişinin malını vakfetmesi mümkün değildir.

2) Rıza da önemli bir şarttır. Bir kişi malını vakfetmeye zorlanırsa, sonradan icazet vermediği sürece vakıf geçerli olmaz.

3) Ayrıca vakfedilen malın vakfeden kişinin mülkünde olması gerekir. Başkasının mülkünü vakfetmek mümkün değildir. Bu anlamda mera, orman, yol gibi kamunun ortak kullanımında bulunan malların vakfedilmesi mümkün değildir. Ancak Osmanlı hukukunda görüldüğü üzere kuru mülkiyeti devlete ait olan miri arazinin gelirinin vakfedilebilmesi mümkündür.

İslam Hukukunda Vakıf Malların Mülkiyeti

Vakıf mallarının kimin mülkiyetinde olduğu konusunda görüş ayrılığı mevcuttur[1]. Pozitif İslam ve Osmanlı hukuku vakfedilen malın kuru mülkiyeti Allah’a ait olmak üzere vakıf tüzel kişiliğinin mülkiyetine geçtiğini kabul etmiştir. Bu malların mülkiyetinin tekrar özel mülkiyete dönmesi söz konusu değildir. Bundan dolayı vakfeden kişinin belirlediği şartların dışında vakıfta değişiklik yapması[2] ya da vakıftan rücu etmesi (vakfedilen malı tekrar özel mülk haline getirmek) mümkün değildir.

Ancak bu görüş yalnızca sahih vakıflar için geçerlidir. Arazi Kanunnamesi’nin 4. maddesine göre vakfedilen mülk arazinin hem rekabesi (kuru mülkiyeti), hem de tasarruf hakkı vakfa ait olur. Buna karşılık miri arazinin gelirinin, tasarruf hakkının ya da her ikisinin birden vakfedilmesiyle oluşan gayri sahih vakıflar, vakfedilen arazinin yalnızca gelirine, tasarruf hakkına ya da her ikisine birden malik olurlar. Ancak vakfedilen arazinin kuru mülkiyeti devlete ait olmaya devam eder. Kanunname’nin 4. maddesi bu vakıfların tasarrufunda bulunan malların kuru mülkiyetinin devlete ait olacağını açıkça vurgulamıştır.

[1] İnalcık, H. (1959) “İslam Arazi ve Vergi Sisteminin Teşekkülü ve Osmanlı Devletindeki Şekillerle Karşılaştırılması”, s: 32

[2] Tuş, M. (1999) “Osmanlılarda Özel Toprak Mülkiyeti”, s: 187

Osmanlı Toprak Hukukunda Niteliklerine Göre Vakıflar

Vakıflar, niteliklerine göre  “sahih vakıflar” ve “gayrisahih vakıflar” olarak ikiye ayrılır.

a) Sahih Vakıflar

Arazi Kanununun kabul ettiği beş çeşit araziden biri olan mülk arazinin, maliki tarafından herhangi bir zaman sınırı konulmaksızın, ebedi olarak bir hayır işine tahsis olunması ile kurulmuş vakıflardır. Tahsisle birlikte arazinin mülkiyet hakkı da devredilmekteydi.

Mülk arazilerde kuru mülkiyet ve tasarruf hakkının her ikisi birden mülk sahibi tarafından vakıf tüzel kişiliğine intikal ettirildiğinden, sahih vakıflar vakfiye şartlarına göre mütevellileri tarafından yönetilir ve bu tür vakıflara Arazi Kanununun hükümleri uygulanmaz.

b) Gayrisahih (İrşadi) Vakıflar

Bizzat padişahın veya onun yetkili kıldığı, Devlet memurunun izni ile bir kısım miri arazinin gelir ve menfaatinin, kuru mülkiyeti (rakabe) Devlette kalacak biçimde mutasarrıfı tarafından vakıflaştırılması, yani bir amaca tahsis edilmesidir. Rakabe devlette kaldığı için miri araziye uygulanan hükümler bu tür arazilere de uygulanmaktaydı. Tahsisat üç şekilde yapılmaktaydı:

– Rekabesi (Kuru Mülkiyeti) Devletin olan mir’i arazinin, hukuku tasarrufiyesi de Devlete (Beytülmale) ait olmak üzere, aşar ve rüsumunun vakfedilmesi,

– Aşar ve rüsumu Devlete ait olmak şartıyla hukuki tasarrufiyesinin bir cihete tahsis edilmesi,

– Aşar ve rüsumu ile birlikte, hukuki tasarrufiyesinin de bir hizmete arz ve tahsis olunması.

Milli Emlak Kitabı

Gayrisahih vakıflarda konu mir’i arazi olup kuru mülkiyet Devlete ait olduğundan bu vakıflar hukuki anlamda vakıf değildirler. Bunlara vakıf denilmesinin nedeni aşar ve rüsum gibi yararlanma hakları ile hukuki tasarruflarının devamlı olarak bir amaca tahsis edilmiş olmasıdır. Bu nedenle bunlara “tahsisat kabilinden vakıf’ veya “irşadi vakıf’ ismi de verilmektedir.

Yararlanan Kişilere Göre Vakıf Türleri

Vakıflar, yararlanan kişilere göre hayri vakıflar, zürri vakıflar ve avarız vakıfları olmak üzere üçe ayrılır.

a) Hayri Vakıflar

Hayri vakıflar, hayır işlemek amacıyla kurulan ve tüm insanların yararlandığı vakıflardır. Bu vakıflardan yararlanma açısından zengin-fakir, ihtiyacı olan-olmayan şeklinde bir ayrım söz konusu değildir. Herkes bu vakıflardan yararlanma hakkına sahiptir.

b) Zürri Vakıflar

Zürri vakıflar ise mallarının müsadere edilmesinden endişelenen kişilerin, bu mallardan çocuklarının faydalanması amacıyla malların gelirlerini çocukları için vakfetmesidir. Bu vakıfları meşrutun-lehleri (yararlanan kişiler) vakfedenin çocukları olduğu için bu vakıflara zürri ya da ailevi vakıflar denilmiştir[1].

c) Avarız Vakıfları

Eğer vakfedilen mallardan ya da gelirlerinden sadece zor durumda olanlar yararlanabiliyorsa bu tür vakıflara avarız (arızalar) vakıfları denilmiştir. “Zor durumda olma” kriteri her vakfın kendisi tarafından belirlenmektedir, ancak genellikle sel, deprem gibi felaketlere maruz kalan, evi yanan, hastalanan kişilerin yararlanması amacıyla tahsis yapılmıştır.

[1] Tuş, M. (1999) “Osmanlılarda Özel Toprak Mülkiyeti”, s: 186

Osmanlı Toprak Hukukunda İdarelerine Göre Vakıflar

İdarelerine göre vakıflar, “mazbut vakıflar”, “mülhak vakıflar” ve “müstesna vakıflar” olmak üzere üç kısımda incelenmektedir.

Evkaf Nezareti (Bakanlığı) kaldırılmadan önce bu Bakanlık tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün kurulmasından sonra 2762 sayılı Kanunla yönetimi bu Genel Müdürlüğe verilen vakıflar “mazbut vakıf” olarak adlandırılmaktadır. Yönetimleri vakfedenlerin ferilerine şart edilmiş olan (vakfedenlerin önceden yöneticileri belirlediği) vakıflara “mülhak vakıf”;. vakfiyelerindeki şartlara uygun olarak hiçbir müdahaleye tabi olmaksızın doğrudan doğruya mütevellileri (vakıf idarecisi) tarafından idare olunan vakıflara da “müstesna vakıf” denilmiştir.

Osmanlı Toprak Hukukunda Vakfedilen Malın Kullanım Şekline Göre Vakıflar

Vakfedilen malın kullanım şekline göre vakıflar “hayrat vakıflar” ve “hayrat olmayan vakıflar” şeklinde ayrıma tabi tutulmaktadır.

a) Hayrat Vakıflar

Vakfedilen malın hayır işlerinde doğrudan doğruya kullanılması halinde bu vakfa Hayrat Vakfı ismi verilirdi. Örneğin ibadet yerleri (cami, mescit, namazgah, medreseler), okullar, imaretler (yiyecek dağıtılan yerler), tekkeler, kütüphaneler, misafirhaneler, köprü, hastane, çeşme ve hamam gibi doğrudan doğruya hayır müessesesi olarak kullanılan yerler.

b) Hayrat Olmayan Vakıflar

Vakfedilen malların toplam geliri ile hayır işlerinin yürütüldüğü vakıflardır. İcare- i vahideli vakıflar, icareteynli vakıflar (iki kiralı olanlar), mukataalı vakıflar ve icare- i vahide- i kadimeli vakıflar şeklinde dört kısma ayrılmışlardır. Burada sadece mukataalı vakıflar ile icareteynli vakıflardan bahsedilecektir.

Mukataalı Vakıflar, zorunluluklar sonucu doğmuştur. Vakıf yer haraptır. Vakıf taşınmaz kendi olanakları ile vakıf tarafından inşaa ve onarılmasının mümkün olmaması sebebiyle bina yapmak, ağaç veya bağ çubuğu dikmek ve bunların durması karşılığında vakfa her sene maktu bir zemin kirası (icare- i zemin) ödenmek suretiyle kiralanmış, yapılan bina ve dikilen ağaçlar yapanın veya dikenin malı sayılmış ve ölümü ile de, mirasçılarına geçeceği ve mukataa (kira) karşılığı verildiği sürece sözleşmenin geçerli kalacağı ve arazi üzerine yapılan muhdesatın kaldırılamayacağı kabul edilmiştir. Bu tür vakıfların kurulması için, mahkemece verilen izin (hakimin izni) yeterli olmayıp ayrıca Padişahın izin ve iradesine de ihtiyaç duyulmuştur.

İcareteynli vakıflar, mukataalı vakıflar gibi olayların meydana getirdiği zorunluluklar sonucu doğmuş bir vakıf türüdür. Vakıf binalarının yanması, yıkılması ve vakıf tarafından tekrar inşaa için ekonomik gücün yaratılmaması veya kısa süre ile kiralanmasının mümkün olmaması ya da kısa süreli kiralamaya istekli çıkmaması nedeniyle bir tür süresiz kiraya benzeyen usule gidilmiş, mutasarrıfından gerçek değerine yakın veya eşit “icare- i muaccele” denilen peşin kira bedeli alınıp yanan, harap olan bina vakıf tarafından yeniden inşaa ve tamir ettirilerek her sene icare- i müeccele (veresiye kira) denilen küçük bir bedel karşılığında süresiz olarak kiracılara (mutasarrıflara) bırakılmıştır. Peşin veya her yıl alınan icar (kira) usulüne de “iki, yani çifte icare” anlamında icareteyn adı verilmiştir.

İcareteynli ve mukataalı vakıfları birbirinden ayıran temel fark; mukataalı vakıflarda mütevellinin (vakıf idarecisi), icareteynli vakıflarda olduğu gibi kiralama öncesi peşin alınan parayla vakfı tamir ve inşa etmek zorunda olmayışıdır. Ayrıca, mukataalı vakıfta, harap olan vakıf taşınmazı, kiracı tarafından tamir ve inşa edilmek suretiyle taşınmazın vakıf olma niteliği değişmeden, meydana getirilen fazlalıklar kiracının mülkiyetine geçerdi.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2699 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.