İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Kamu Malları

Makalemizi paylaşır mısınız?

İslam Hukukunda Kamu Malları

İslam hukukunda kamu mallarına büyük önem verilmiştir. Üstelik başta Nebhani olmak üzere pek çok yazar, kamu mallarını, devletin özel mülkiyetinde bulunan mallardan özenle ayrı tutmaktadırlar.

Nebhani’ye göre devletin özel mülkiyetinde bulunan mallar üzerinde devletin tasarruf yetkisi vardır, devlet isterse bu malı istediği herhangi bir kişiye verebilir. Buna karşılık kamu mülkiyeti olan bir malın, devletin özel mülkiyetindeki bir mal haline getirilmesi caiz değildir.

Devletin kamu malları karşısındaki konumu, herkesin bunlardan eşit şekilde yararlanmasını sağlamaktan ibarettir. Su, meralar ve şehir alanları gibi yerler herkesin faydalandığı yerler olduğundan devlet bu yerleri fertlere kesinlikle veremez (Nebhani, 1999: 350).

İslam hukukuna göre denizler, büyük göller, kimsenin mülkünde olmayan nehirler (enhar-ı amme), yollar, meralar herkesin kullanımındadır. Herkes bunlardan başkasını engellememek şartı ile yararlanma hakkına sahiptir. Bu gibi yerler miri araziden farklıdır, devletin bu yerler üzerindeki hakkı mülkiyet hakkından oldukça farklıdır. Devletin bu yerler üzerindeki tasarruf hakkı oldukça kısıtlıdır. Bundan dolayı bu gibi yerleri bugünkü anlamda kamu malı olarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğunda Kamu Malları

İslam hukukunun kamu malları ile ilgili uygulaması Osmanlı hukukunca da benimsenmiştir.

Mecelle’de, bugünkü anlamından biraz farklı olsa da kamu malları da düzenlenmiştir. Dağlar, nehirler, genel sular gibi bugün de kamu malı niteliğinde olan yerlerin yanı sıra av hayvanları, doğada kendiliğinden yetişen otlar da bu kapsamda kabul edilmiş ve bunlar sanki bir şirketmiş ve halk da bunun eşit hisseye sahip hissedarıymış gibi kabul edilecek bu malların tamamına “şirket-i ibaha” denmiştir.

“Şirket-i ibaha”; su, hava, ışık ve orman gibi, kimsenin mülkiyetinde bulunmayan ve insanların almak (ahz) ve sahiplenme (ihraz) yoluyla mülk edinme hakkına sahip olduğu şeyler ile herkesin başkasına zarar vermemek şartıyla yararlanma hakkına sahip olduğu yerleri ifade etmekteydi.

Bunlar toplumun ortak mülkiyetinde bulunan yerler ve nesnelerdir. Bu alanlar ve nesneler herkes için mubahtır. Mecellenin 1254. maddesinde yer alan “Mubah ile herkes intifa edebilir. Fakat saire zarar vermemekle meşruttur” hükme göre mubah kavramı başkasına zarar vermemek şartı ile herkesin kullanımına açık yerlerden yararlanma hakkını ifade etmektedir.

Osmanlı İmparatorluğunun kamu malları ve kamu mülkiyeti anlayışı da o dönemin koşullarına göre oldukça ileri bir seviyededir. Osmanlı İmparatorluğu’nun hiçbir döneminde devlet toprakları padişahın kişisel mülkü olarak kabul edilmemiştir (Onar, 1943: 504). Üstelik umumun yararlanmasına tahsis edilen mallar üzerinde mülkiyete benzer hiçbir hakkı ve yetkisi bulunmamaktadır (Onar, 1943: 504).

Son olarak şunu belirtelim: Mecelle’de kamu mallarının korunmasına ilişkin özel hükümler yer almıştır. Örneğin Mecelle’nin 1675. maddesi gereği, metruk araziye ilişkin davalarda zamanaşımı söz konusu değildir.

İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Kamu Mallarının Özellikleri

İslam hukukuna göre kamu malları bazı özelliklere sahiptir (Çalış, 2004: 67):

– Devir ve ferağ caiz değildir.

– Haczedilemezler.

– Zamanaşımı ile iktisap edilemezler.

– Kamu mallarına ilişkin davalarda sulh ve ibra caiz değildir.

– Teberru hükümleri kamu mallarında cereyan etmez.

– Bu mallarda sınır değişikliği geçerli değildir.

– Bu mallardan yararlanma bedelsizdir.

– Kamu mallarında haksız inşaat hükümleri uygulanmaz.

Milli Emlak Kitabı

– İslam hukukunda bir mala zilyet olan iki kimseden biri müstakil, diğeri müşterek mülkiyet iddiasında bulunursa müstakil mülkiyet iddiası, müşterek mülkiyet iddiasına tercih olunur. Kamu mallarında ise bunun tam tersi bir durum söz konusudur. Bu mallarda müşterek mülkiyet iddiası, müstakil mülkiyet iddiasına tercih olunur.

Bu konuda şu yazılarımıza da bakabilirsiniz:

İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Kıyılar

Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Kıyılar

Osmanlı İmparatorluğunda Ormanlar

Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: Osmanlı İmparatorluğunda Ormanlar

Osmanlı Arazi Hukukunda Bir Kamu Malı Olarak “Yollar”

Gerek Mecelle ve gerekse Arazi Kanunnamesi yoların herkesin ortak kullanımında olduğunu hüküm altına almıştır.

Öncelikle Mecelle hükümlerini değerlendirelim. Mecelle’nin 926. maddesine göre herkesin yollardan, başkasına zarar vermemek şartıyla geçme hakkı vardır.[1] Kanun’un 927. maddesi ise padişahın izni olmadıkça kimsenin yolda satış yapmak için oturamayacağını ve yolda herhangi bir şey ihdas edemeyeceğini hüküm altına almıştır.[2] Bunların izinsiz yapılması ve bunlardan dolayı bir zararın ortaya çıkması durumunda, yapan kişi zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Mecelle’nin 934. maddesi[3], hayvanları durdurmak ve bağlamak için ayrılmış yerler hariç olmak üzere, yollarda hayvanları durdurmayı ya da bağlamayı, 935. maddesi[4] ise hayvanların başıboş olarak yollara bırakılmasını yasaklamaktadır. Bu yasaklara uyulmaması ve bundan bir zarar doğması durumunda, yasaklara uymayan kişi, ortaya çıkan zararı tazmin etmekle mükelleftir.

Arazi Kanunnamesi de yollarla ilgili çeşitli kurallar ihtiva etmiştir. Kanunname yolları metruk arazi kapsamında değerlendirmiştir. Kanunname’nin 5. maddesine[5] göre yollar herkesin kullanımına tahsis edilmiş metruk arazi statüsündedir.

Kanunname’nin çeşitli maddeleri de yollar üzerinde müstakil tasarrufu yasaklamaktadır. Örneğin Kanunname’nin 93. maddesine göre kimse yollar üzerinde tasarrufta bulunamaz, bina inşa edemez, ağaç dikemez. Bu yasaklara uyulmaz ise bu kişiler men edilir ve yaptıkları yapılar ya da diktikleri ağaçlar kaldırılır.[6]

[1] Madde 926 – Herkesin tarîk-i âmmda hakk-ı mürûru vardır. Fakat bi-şartı’s-selâmedir. Yani mümkünü’t-taharrüz olan hâlâtta, başkasına zarar vermemek şartıyla mukayyeddir. Binaenaleyh tarîk-i âmmda, bir hammalın arkasındaki yükü düşüp de, birinin malını telef etse, hammal zâmin olur. Nitekim demirci dükkânında demir döverken kıvılcım sıçrayıp da, tarîk-i âmmda mürûr eden bir kimsenin elbisesini ihrâk eylese, demirci zâmin olur.

[2] Madde 927 – İzn-i velîyyü’l-emr olmadıkça, tarîk-i âmmda bey’ ve şirâ için oturamaz. Ve bilâ-izn, bir şey vaz’ ve ihdâs edemez. Ve ederse, andan tevellüd eden zarar ve ziyânı zâmin olur. Binaenaleyh bir kimse, tarîk-i âmm üzre kereste, yahut taş yığıp da, üzerine diğerin hayvanı basıp sürçerek telef olsa, ol kimse zâmin olur. Kezâlik bir kimse, tarîk-i âmma yağ gibi bir kaygın nesne döküp de, diğerin hayvanı kayıp telef olsa, zâmin olur.

[3] Madde 934 – Bir kimsenin, tarîk-i âmmda hayvanını durdurmaya, yahut bağlamaya hakkı yoktur. Binaenaleyh bir kimse, tarîk-i âmmda hayvanını durdursa, yahut bağlasa, gerek ön veya arka ayağıyla tepsin ve gerek sair sûretle zarar etsin, ol kimse her halde ol hayvanın cinâyetini zâmin olur. Amma, at pazarı ve gerek beygirlerin durduğu mahaller gibi hayvan durmaya i’dâd ve ta’yin olunmuş olan yerler müstesnâdır.

[4] Madde 935 – Bir kimse, hayvanını başı boş tarîk-i âmma salıverse, ol hayvanın ettiği zararı zâmin olur.

[5] Madde 5 – Arazii metruke iki kısımdır. Biri umum nas için terkolunmuş olan yerlerdir ki tarikiam bu kabildendir. Diğeri bir kariye ve kasaba veya kura ve kasabatı müteaddidenin umum ahalisine terk ve tahsis olunan yerlerdir ki ahalii kura ve kasabata tahsis kılınmış olan meralar bu kabildendir.

[6] Madde 93 – Tarikiam üzerine bir kimse ebniye ihdas veya escar gars edemez. Edecek olur ise hedim ve kal’ olunur. Velhasıl tarikiamda bir vechile kimse tasarruf edemez. Tasarruf eden olur ise menolunur.

İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Madenlerin Mülkiyeti

Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Madenlerin Mülkiyeti

İslam Hukukunda Kaynak ve Yeraltı Sularının Mülkiyeti

Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz: İslam Hukukunda Kaynak ve Yeraltı Sularının Mülkiyeti

İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Kamu Malları
Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.