AİHM Tarafından Mal/Mülk Olarak Kabul Edilen Değerler

Sözleşme’de mülkiyet hakkının ve mülk kavramının açık bir tanımı bulunmamakla beraber AİHM, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini yo-rumlayarak mülk ve mülkiyet kavramları üzerine içtihatlar geliştirmiştir. Bu anlamda Mahkeme, mülkiyet hakkını yorumlarken geleneksel yorumlardan uzak kalmış ve kendine has bir mülkiyet anlayışı geliştirmiştir. Mahkeme tarafından mülk olarak kabul edilen unsurlar şunlardır:

1. Maddi Varlığı Olan Nesneler

Maddi varlığı olan nesneleri taşınmazlar ve taşınırlar olarak ikiye ayırarak incelemek mümkündür.

Taşınmazlar

Taşınmazların mülkiyet hakkı kapsamında olduğunda duraksama yoktur. Ancak gerek taşınmazın tanımının ve gerekse taşınmaz tanımı kapsamına giren unsurların, ulusal hukuk dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Örneğin Türk hukuku arazi ve arsaları, tapu siciline kaydedilen bağımsız ve sürekli hakları ve kat mülkiyetine tabi bağımsız bölümleri taşınmaz olarak kabul etmektedir.

Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir fark oluşturmasa da bir hakkın tapu siciline kaydedilmesi ya da edilmemesi onu taşınmaz tanımı kapsamına dahil etmekte ya da dışlamaktadır.

Bir taşınmazın 1. maddenin getirdiği korumadan yararlanabilmesi için ya mevcut olması ya da bu konuda meşru bir beklentinin bulunması gerekir. Eğer kişi iç hukuka göre malik değilse ya da maliklik konusunda meşru bir beklentisi söz konusu değilse mülkiyet hakkından yararlanamaz.

AİHM Öneryıldız/Türkiye davasında Hazine arazisinin işgal edilmesinin ya da bu arazilerin gecekondu mevzuatı uyarınca devredileceği yönündeki beklentinin mülk olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. Bu davada başvurucuların Hazine arazisi üzerine inşa ettikleri gecekondular yapı yakınlarında bulunan çöplüğün gaz sıkışması sonucu patlaması üzerine yıkılmıştır. 28 Nisan 1993’te saat 11:00 de meydana gelen metan gazı patlaması sonucu ortaya çıkan toprak kaymasını takiben, çöp dağlarına bağlı atıklar, çöplüğün yakınındaki başvuru sahibininki de dahil olmak üzere bir düzine gecekonduyu toprağa gömmüştür. Başvuru sahibi, zararlarının tazmini için iç hukukta yapmış olduğu çabalarından sonuç alamayınca, Sözleşmenin diğer maddeleri ile birlikte Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği gerekçeleriyle AİHM’ne başvurmuştur.

AİHM, gecekondunun üzerinde inşa edildiği taşınmazın Hazineye ait olduğunu, başvurucunun bu arazi üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı bulunduğunu ispat edemediğini ifade etmiştir.

Üstelik Mahkemeye göre Hazine arazisinin yaklaşık beş yıl süre ile işgal edilmesi Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak değerlendirilemez. Mahkeme Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin sadece mevcut mülk için uygulanabileceğini, başvurucunun Hazine arazisinin kendisine verilebileceğine yönelik bir beklentisinin ise mülkiyet hakkı olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulamıştır. Mahkeme’ye göre kişilerin bir gün söz konusu arazinin kendisine devredileceği yolundaki ümitleri, mal varlığı olarak değerlendirilebilecek bir hak olarak kabul edilemez.

AİHM aynı davada Hazine arazisi üzerine yapılan gecekondunun mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Davada Türk Hükümeti tarafından, gecekondunun hiçbir müsaade almadan inşa edildiği, bu haliyle ne bir mülkiyet hakkı oluşturabileceğini ne de bir mülk sayılabileceği, ayrıca iç hukukta doğrudan veya dolaylı olarak böyle bir hak doğurmanın hiçbir zaman kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Türk Hükümetinin bu itirazını reddeden Mahkeme, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde geçen mülk kavramının kendine has bir anlam genişliği olduğunu ve bu hükme göre somut varlık oluşturan bazı hak ve menfaatlerin mülkiyet hakkı ve dolayısıyla mülk olarak kabul edilebileceğini vurgulamıştır. Mahkeme, taşınmaz üzerinde yapılan binanın imar mevzuatına aykırı olduğunu kabul etmekle beraber başvurucunun gecekondu bina ve bina içerisinde bulunan ev eşyaları bakımından malik olarak kabul edilebileceğini vurgulamıştır.

Mahkemeye göre başvuru sahibi 1988 yılından beri otoritelerden hiçbir zaman endişelenmeyerek bu meskende ikamet etmektedir ki bu sayede yakınlarının da ikametini kira sorunu olmadan sağlamıştır. Orada sosyal ve ailevi bir çevre oluşturmuş ve kaza gününe kadar, bu durumun kendisi ve ailesi için böyle kalacağını ümit etmesine de hiçbir unsur engel olamamıştır. Bu nedenle de Mahkeme, binanın üzerinde yapıldığı taşınmaz açısından bir mülkiyet hakkı söz konusu olmasa da başvurucunun kendisinin inşa ettiği ve içerisinde ailesiyle birlikte ikamet ettiği evin başvuru sahibi için önemli bir ekonomik menfaat ifade ettiğini kabul etmiştir.

Dikkat edilmesi gereken bir nokta da 1. madde kapsamında bir hakkı söz konusu olabilmesi için, üzerinde özel mülkiyet kurulmaya elverişli bir taşınmazın bulunması gerekmektedir. Bu anlamda kıyılar, ormanlar, bir kamu hizmetinin görülmesinde kullanılan hizmet malları, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler üzerindeki mülkiyet iddiası 1. madde anlamında mülkiyet hakkı kapsamına girmez. Örneğin Mahkeme Karayazgan/Türkiye davasında Mahkeme kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını belirterek başvuruyu reddetmiştir.

Ancak şu noktaya dikkat etmekte fayda var. Yürürlükteki mevzuata uygun olarak, bu alanlarda bir özel mülkiyet teşkil edilmiş ise teşkil tarihinden yıllar sonra bu alanların özel mülkiyete konu olamayacağı gerekçesiyle tapuların iptal edilmesi mülkiyet hakkının getirdiği korumadan yararlanır. Mahkeme Türkiye özelinde kıyı ve orman alanları ile ilgili olarak verdiği kararlarında bu alanlarda verilen tapuların iptal edilmesinin kıyıların ya da ormanların korunması bakımından meşru bir amacı olsa da bu alanlarda yürürlükteki mevzuata uygun olarak oluşturulan tapulara hukuki değer atfedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Para ve Diğer Kıymetli Mallar

Para ve diğer kıymetli eşyaların taşınır kapsamına girdiğinde duraksama yoktur. Özellikle parasal değerlerin mülkiyet hakkı kapsamına girdiği açıktır. AİHM içtihatlarına göre yüksek enflasyon dönemlerinde kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi nedeni ile uğranılan gelir kayıpları da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmelidir.

Bilindiği üzere kamu hizmetleri için gerekli olan taşınmazlar 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında kamulaştırılmaktadır. Anayasa’nın 46. maddesi 03.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun’la değişinceye kadar geç ödenen kamulaştırma bedellerine sadece kanuni faiz ödenmekte idi. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde enflasyon oranının kanuni faiz oranından yüksek olması nedeni ile taşınmazları kamulaştırılan kişiler, enflasyon karşısında zarara uğramakta idi. Bu zararın iç hukukta karşılanmaması üzerine taşınmaz malikleri AİHM nezdinde dava açmışlar, Mahkeme de kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi nedeni ile uğranılan zararın Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak değerlendirilebileceğine karar vermiştir.

Bunun dışında vergiler, para cezaları, diğer katkılar da 1. maddenin kapsamına girmektedir. Gerek AİHK ve gerekse AİHM vergilerle ilgili tedbirlerin malvarlığını etkilediğini vurgulamaktadır. Komisyon Wasa Liv Ömsesidigt/İsveç davasında verdiği kararda “bir çeşit mali yükümlülük getiren her türlü yasa ilgili malvarlığından, yani ödenmesi gereken para miktarından yoksun bırakmayı içerir” ifadesini kullanmıştır (Yaltı, 2006: 49). Mahkeme de Spacek S. R. O./Çek Cumhuriyeti davasında verdiği kararında vergilendirme yetkisi kapsamındaki önlemlerin malvarlığını etkilediğini vurgulayarak bu önlemleri mülkiyet hakkına müdahale olarak nitelendirmiştir.

Paranın yanı sıra altın, gümüş gibi değerli madenler de 1. maddenin kapsamına girmektedir. AİHM Agosi/Birleşik Krallık davasında (Çev: Doğru, 2010/k) gümüş sikkelerin 1. madde kapsamında kaldığına karar vermiştir.

Şirket Hisseleri

Mahkeme, Bramelid ve Malström/İsveç davasında şirket hisselerinin mülk tanımı kapsamında değerlendirilebileceğine karar vermiştir (Carss-Frisk, 2003: 13). Mahkemenin değerlendirmesine göre karmaşık bir kavram olan hisse, kendisini elinde bulunduran kişiye, başta oy hakkı olmak üzere bazı haklar sağlayan ve aynı zamanda, şirketin bir bölümüne sahip olma vaadini sunan bir belge anlamına gelmektedir.  Mahkemeye göre hisse şirket varlıkları üzerinde dolaylı bir alacak hakkı iddia etmeyi de içermektedir (Sarı, 2010: 12). Bu durumda hisselerin ekonomik bir değeri olduğuna şüphe yoktur. Mahkeme, bu nedenle hisselerin mülk olduğuna karar vermiştir.

Taşıtlar

Taşıtlar da 1. maddenin kapsamına girmektedir. Bu taşıtların özel sicillerine kaydedilmesi ve bunların devirlerinin özel usullere tabi tutulması sonucu değiştirmemektedir.

Hayvanlar

AİHM hayvanları eşya olarak görmektedir. Bu yaklaşımın doğal bir sonucu hayvanların da Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girmesidir. AİHK, Bullock/Birleşik Krallık davasında köpeklerin, Paul/Almanya davasında ise atların 1. madde kapsamına girdiğine karar vermiştir (Gemalmaz, 2009: 253).

Bunun yanı sıra Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan köy yakma olaylarında başvurucuların hayvanlarının telef olması da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmiş ve tazminatın hesaplanmasında dikkate alınmıştır.

Bitkiler

Bitkiler de mülkiyet hakkı kapsamında korunmaktadır.

Taşınır Kültür Varlıkları

Taşınır kültür varlıkları da 1. maddenin kapsamına girmektedir. Bu taşınmazların alım satımının belirli usullere tabi tutulması ya da tamamen yasaklanması ya da alım satım yapılabilmesinin ruhsata bağlanması sonucu değiştirmez. Bunlar da mülkiyet hakkının getirdiği korumadan yararlanır. Mahkeme Beyeler/İtalya, Prens II. Hans-Adam/Almanya davalarında taşınır kültür varlıkları ile ilgili davaları karara bağlamış, bu varlıkların 1. maddenin kapsamına girmediği yönünde bir görüş bildirmemiştir.

Ancak bunun için temel şart ilgili ulusal hukukun bunların özel mülkiyete konu olabileceğini kabul etmesidir. Eğer bunlar üzerinde özel mülkiyet kurulması yasaklanmış ise 1. maddeyle getirilen koruma söz konusu olamayacaktır. İkinci bir husus ise taşınır kültür varlıklarının korunabilmesi için bunların yasal yollardan elde edilmesi ve bulundurulması gerekir.

Enerji ve Doğal Güçler

Elektrik gibi enerji kaynakları ve doğal güçler de Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girmektedir. Gerek Türk hukuku ve gerekse Avrupa Birliği mevzuatı bunların taşınır eşya statüsünde olduğunu kabul etmektedir. Türk hukuku açısından bakılırsa 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 762. maddesi, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerin taşınır mülkiyetinin konusuna girdiğini hüküm altına almıştır. Bu unsurlar iç hukukta taşınır mülkiyetinin konusu olduğu sürece 1. maddenin getirdiği korumadan da yararlanacaktır.

2. Maddi Varlığı Bulunmayan Unsurlar

AİHM 1.maddenin kapsamının sadece maddi varlığı olan nesnelerle sınırlı olmadığı, fiziki varlığı olmayana bazı menfaatlerin de mülkiyet hakkı kapsamında korunabileceğine karar vermektedir. AİHM, Gasus Dosier und Födertechnik GmbH/Hollanda davasında (1995) şu hususları vurgulamıştır: “Mahkeme 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde geçen “mal ve mülk” kavramının (İngilizcede “possessions”, Fransızcada “biens”) fiziksel malların mülkiyeti ile sınırlı olmayan özerk bir anlamı olduğuna dikkat çekmektedir: Varlıkları oluşturan bazı diğer hak ve çıkarlar da “mülkiyet hakkı” kapsamına girebilir ve dolayısıyla da bu hüküm çerçevesinde “mal ve mülk” anlamına gelebilir.”

Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları

Fikri ve sınai mülkiyet haklarının da Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girdiği yönünde istikrarlı bir içtihat birikimi vardır. Bu kapsamda telif hakları, markalar, patentler, siber mülkiyet gibi unsurlar mülkiyet kapsamında değerlendirilmektedir.

Tazminatlar

Tazminat Hakları AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkı Kapsamına Girer mi?

İmar Planlarına Dayanan Haklar

İmar Planlarına Dayalı Yapılaşma Hakları Mülkiyet Hakkı Kapsamına Girer mi?

Emekli Maaş Hakkı

Müler/Avusturya davasında AİHM, emekli maaş hakkının da mülkiyet olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (Carss-Frisk, 2003: 18). Mahkemeye göre emeklilik hakkının tek başına mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Ancak, bir emeklilik fonuna zorunlu olarak yapılan katkı, fonun bir bölümü açısından bir sahiplik doğurabilecek ve böyle bir sahiplik fonun dağıtım şeklinden etkilenebilecektir. Bu nedenle emeklilik hakkının da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir (Çoban, 2008: 159).

Müşteri Kitlesi

Müşteri Kitlesi, Mülkiyet Hakkı Kapsamında Değerlendirilebilir mi?

Alkollü İçki Satma Ruhsatı

AİHM, Tre Traktörer Aktiebolag/İsveç davasında alkollü içki satma ruhsatının ve bu ruhsata bağlı olarak restoran işletilmesi ile ilgili ekonomik çıkarların mülk olarak kabul edilebileceğini değerlendirmiştir.

Bu davada restoran işleten başvurucu Şirket, belirli bir dönem alkollü içki satışı yapmış olmasına karşın, gerekli vergiyi ödemediği gerekçesiyle alkollü içki satış ruhsatı iptal edilmiştir. Başvurucu İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na başvurarak idarenin bu işlemine karşı iç hukukta mahkemeye ulaşma hakkının bulunmadığını ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

AİHM, alkollü içki satma ruhsatı il idare kurulu tarafından iptal edilen başvurucuların AİHM’ne yaptıkları başvuru sonucunda alkollü içki satma ruhsatının mülk olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunu irdelemiştir. Mahkemeye göre lisansın başvurucu Şirketin elinde bulunması, Şirketin faaliyetine devam etmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Ruhsatın iptal edilmesi Şirketin itibar ve müşteri kaybetmesine neden olmuştur ki bu durum Şirketin değeri üzerinde olumsuz etki yaratmıştır. Bu nedenle Mahkeme alkollü içki satma ruhsatını mülk olarak değerlendirmiş ve ruhsatın iptal edilmesinin mal ve mülk dokunulmazlığına müdahale anlamına geleceğini vurgulamıştır.

Kira Alma Hakkı

Mellacher/Avusturya davasında (Boyar, 2011/e) AİHM, kişilerin mülkiyetlerinde bulunan taşınmazların kiraya verilmesinden kaynaklanan kira alma hakkını da mülk olarak kabul etmiştir. Bu karara göre bina sahiplerinin kira alma haklarına yasa ile yapılan müdahale de mülkiyet hakkına müdahale olarak değerlendirilmiştir.

İşletme/İmtiyaz Hakları

İşletme/İmtiyaz Hakları AİHS Kapsamında Mülk Olarak Değerlendirilebilir mi?

Konut Tahsis Hakkı

Mahkeme Ponomarenko/Rusya davasında (Çev: Cengiz, 2007/a) verdiği kararında yasal mevzuat uyarınca yapılması zorunlu olan konut tahsisine ilişkin hakkı da mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.