Mülkiyet Hakkına Müdahale Açısından Uluslararası Hukukun Genel İlkelerine Uygun Olma Şartı

Linkedin

Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 1. paragrafının 2. cümlesine göre mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olması gerekmektedir.

Uluslararası hukukun genel ilkeleri ifadesi ile neyin kastedildiği, AİHM içtihatları ile açıklanmıştır. Mahkemeye göre uluslararası hukukun genel ilkeleri ifadesi, uluslararası insan hakları hukukunun vazgeçilmez ve genel kabul görmüş kurallarını belirtmektedir (Varnava ve Diğerleri/Türkiye kararı). Mahkeme’nin bu kabulüne göre mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların uluslararası insan hakları hukukunun vazgeçilmez ve genel kabul görmüş kurallarına uygun olması gerekmektedir. Mahkemeye göre Sözleşmenin yapısı kendine has bir özellik taşır ve bu nedenle Mahkeme içtihatlarında konu ile ilgili uluslararası hukuk kuralları dikkate alınmalıdır. Bundan dolayı Sözleşmenin diğer uluslararası hukuk kuralları ile uyum sağlayacak şekilde yorumlanması gerekmektedir.

Fakat bu durumda da “uluslararası hukukun genel ilkelerinin” kapsamını tayin etme sorunu ortaya çıkmaktadır. Dinç, uluslararası hukukun genel ilkelerinin Avrupa Konseyi’nin kuruluş gerekçelerine göre yorumlanmasının uygun olacağı kanaatindedir. Yazar’a göre Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin, AİHS’nin, diğer protokol ve sözleşmelerin giriş bölümlerinde değişik, ancak benzer sözcüklerle yer alan “Siyasal gelenekler, idealler, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü bakımından ortak bir mirasa ve benzer düşüncelere sahip olan Avrupa Ülkelerinin” temel ekonomik özelliği kapitalizm ve demokrasidir. Bundan dolayı kapitalist ekonomi ve onun üstyapısını oluşturan Avrupa demokrasisinin kuralları içerisinde değerlendirmek uygun düşecektir (Dinç, 2004: 141).

Hukukun genel ilkelerinin tam ve herkes tarafından kabul görmüş bir tanımı bulunmaktadır, ancak bu konuda Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesi yol gösterici olabilir. Bu maddeye göre “uygar uluslarca benimsenen genel hukuk ilkeleri” uluslararası hukukun kaynaklarından birisidir (Pazarcı, 1999: 220). Hukukun genel ilkeleri doktrinde ise “birçok ulusal hukuk düzeninde yer alan ve uluslararası hukuk düzenine aktarılmalarına ne hukuk mantığı, ne de devletlerin değer yargıları bakımından bir engel bulunmayan, devletlerin ortak hukuk değerlerini içeren kurallar” olarak tanımlanmaktadır (Pazarcı, 1999: 220).

Ancak bu tanımlamalar da kavramın içini doldurmaktan uzaktır. Bu nedenle burada genel kabul görmüş bazı ilkeleri belirtmekle yetineceğiz. Fransız devletler hukukçusu Rousseau’ya göre en önemli ilkeler hakkın kötüye kullanılmaması, ahde vefa, sebepsiz zenginleşme, gecikme faizi ödenmesi, kesin hükme saygı, kazanılmış haklara saygıdır. Pazarcı bunlara adaletten kaçınmanın yasaklanması, ayrım gözetmeme gibi ilkeleri eklemektedir. Ancak bazı ilkeler üzerinde uzlaşılsa bile kavramının içinin tamamıyla doldurulduğunu söylemek de mümkün değildir. Bundan dolayı mülkiyet hakkının korunması açısından uluslararası hukukun genel ilkeleri kavramının içinin AİHM tarafından doldurulması gerekmektedir. Ancak AİHM de “uluslararası hukukun genel ilkelerinin” tanımını yapmamıştır. Fakat kabul görmüş bazı uluslararası hukuk kurallarının da varlığı bilinmektedir. Bunların mülkiyet hakkının korunması açısından uygulanması söz konusu olabilir. Örneğin köle ticaretinin yasak olması, bunlardan birisidir (Karakoç, 2006: 92). Bundan dolayı Sözleşme’ye taraf hiçbir devlet, köleleri mülk olarak kabul edip, bunların alım satıma konu olabilmesine imkan veren düzenlemeler yapamaz. Ayrıca en önemli uluslararası hukuk kurallarından birisi de mülkiyet hakkın müdahale edilmesi karşılığında yabancılara gecikmeksizin, uygun ve gerçek bir tazminatın ödenmesini öngören hükümdür (Çiçekli vd, 2007: 55). Zaten uluslararası hukukun genel ilkelerine ilişkin hükmün Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine konuluş amacı da madde metninde tazminat ilişkin bir hüküm bulunmaması karşısında yabancıların mülklerinin devlete geçirilmesi durumunda yabancılara tazminat ödenmesini güvence altına almaktır (Sarı, 2010: 68 – 69). Bu kapsamda Sözleşmeyi kaleme alanların daha o tarihte yabancıların tazminat hakkının en önemli uluslararası hukuk kurallarından biri olarak gördükleri anlaşılmaktadır.

Uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olma ilkesinin uygulanması bakımından “vatandaş” ile “yabancı” arasında ayrım yapılmakta ve bu prensibin yalnızca yabancılar açısından uygulanabilir olduğu, “vatandaş” açısından bu prensibin uygulanabilirliğinin bulunmadığı kabul edilmektedir (AİHM’nin Lightow ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/b). Mahkeme’nin bu yorumu vatandaşlara oranla, vatandaş olmayanlara özel ayrıcalıklar sağlamaktadır (Dinç, 2007: 63). Mahkemeye göre, uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olma şartı, sadece vatandaş olmayanlara uygulanır. Bu prensipler, münhasıran vatandaş olmayan kişilerin yararına geliştirilmiş prensipler olup devletlerin kendi vatandaşlarına yaptıkları işlemlerle ilgilisi bulunmamaktadır (AİHM’nin Lightow ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/b). Her ne kadar Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesinde yer alan “Bir kimse, (…) uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir” ibaresi, uluslararası hukukun genel ilkelerinin ayrım yapılmaksızın hem vatandaş olanlar, hem de vatandaş olmayanlar açısından uygulanması gerektiğini düşündürse de AİHM, istikrarlı bir şekilde bu kuralın yalnızca vatandaş olmayanlar açısından uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (AİHM’nin James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/c).

Mahkeme, bu görüşünü çeşitli gerekçelerle açıklamaktadır.

İlk olarak bu atıf, vatandaş olmayanlara uluslararası hukukun ilgili prensiplerine dayanarak haklarının korunması için Sözleşme mekanizmasına doğrudan başvurabilme imkanı sağlamaktadır; aksi takdirde bunu yapabilmek için diplomatik kanallara veya sorunun çözümü için diğer mevcut araçlara başvurmak zorunda kalacaklardır (AİHM’nin James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/c).

İkinci olarak bu atıf, vatandaş olmayanlara, Ek 1 No’lu Protokol’ün yürürlüğe girmesinin kendilerinin haklarını azalttığı şeklindeki muhtemel argümanlara karşı güvence sağlamaktadır. Bu bağlamda Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararına olması gerektiğine dair hükme açıkça yer verdiği vurgulanmalıdır. Böyle bir gereklilik, uluslararası hukukun genel prensipleri arasında hemen her zaman yer aldığından, Protokol’ün 1. maddesi söz konusu prensipleri vatandaş olmayanlar gibi vatandaşlara da uygulanabilir hale getirmiş olsaydı, bu açık hükmün kendisi gereksiz olurdu (AİHM’nin Lightow ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/b).

Üstelik Mahkemenin kabulüne göre hazırlık çalışmaları esnasında uluslararası hukukun genel prensipleri deyiminin sadece yabancıların korunması anlamına geleceğine dair birçok beyanda bulunulmuştur. Mahkemeye göre hazırlık çalışmaları üzerinde yapılan inceleme göstermektedir ki, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk tasarılarında yer alan tazminat hakkına açık atıf, özellikle Birleşik Krallık ve diğer devletlerin muhalefeti karşısında çıkarılmıştır. Daha sonra uluslararası hukukun genel prensipleri deyimine yer verilmiş ve bunun da sadece yabancıların korunması anlamına geleceğine dair birçok beyanda bulunulmuştur. Alman Hükümeti bu metni, kamulaştırma olayında tazminat ödenmesi yükümlülüğünü içeren prensiplere açıkça yer verilmesi şartıyla kabul edebileceğini beyan ettiği zaman, İsveç temsilcisi bu prensiplerin sadece bir devlet ile vatandaş olmayanlar arasındaki ilişkilere uygulandığına işaret etmiştir. İşte bundan sonra Alman ve Belçika temsilcilerinin talebi üzerine, “bu bağlamda uluslararası hukukun genel prensipleri kamulaştırma olaylarında vatandaş olmayanlara tazminat ödeme yükümlülüğünü yüklemesi” konusunda anlaşılmıştır. Her şeyden öte Bakanlar Komitesi Birinci Protokol metnini tasdik ve imzaya açan 19 Mart 1952 tarihli ve 1 sayılı Kararında “bu bağlamda Birinci Protokol’ün 1. maddesi bakımından uluslararası hukukun genel prensiplerinin kamulaştırma olaylarında vatandaş olmayanlara tazminat ödenmesi yükümlülüğü yüklediği”ni açıkça belirtmiştir. Müzakere tutanakları bir bütün olarak dikkate alındığında, Mahkeme bu Kararın, uluslararası hukukun genel prensipleri atfının vatandaşları kapsamayı amaçlamadığına dair açık bir belirti olarak alınabileceğini kabul etmektedir. (AİHM’nin Lightow ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/b).

Mahkeme, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde uluslararası hukukun genel prensiplerine yapılan atfı, bir devletin vatandaş olmayanlara yönelik tasarrufları bakımından uygulanabilir olduğu şeklinde yorumlamayı daha doğal görmektedir. Mahkeme bu yorumu yaparken diğer uluslararası hukuk kurallarını da dikkate almıştır. Mahkeme, 1969 tarihli Andlaşmalar Hukukuna Dair Viyana Sözleşmesi’nin 31. maddesini delil göstererek, bir andlaşmadaki kelimelerin olağan anlamlarıyla anlaşılması gerektiğini, bu nedenle de söz konusu uluslararası hukukun genel prensipleri deyimini, normal uygulanabilir alanın dışına taşacak şekilde yorumlamanın, kelimelerin kullanıldığı bağlam ne olursa olsun, olağan anlamına daha az uygun olacağını vurgulamıştır (AİHM’nin James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/c).

Mahkemenin bu yorumu yapmasının bir diğer nedeni de yabancılar açısından bu şekilde bir pozitif ayrımcılığın, bizzat Sözleşme’yi hazırlayanlar tarafından istenmiş olabileceğidir. Mahkeme bu konunun tartışıldığı davalarda verdiği kararında davacıların “uluslararası hukukun genel ilkelerinin yabancılara uygulanıp vatandaşlara uygulanmamasının ayrımcılık teşkil edeceği, bunun da Sözleşme’nin 14. maddesine aykırı olduğu” yolundaki argümanları kabul etmemiştir. Mahkeme’ye göre makul ve kabul edilebilir bir şekilde uygulanması kaydıyla uluslararası hukukun genel ilkelerinin yabancılara uygulanıp vatandaşlara uygulanmaması Sözleşme’nin 14. maddesine aykırılık teşkil etmez. Devletlerin yabancılara oranla kendi vatandaşlarından daha fazla yük yüklenmelerini isteyebilmelerinin normal bir durum olduğunu vurgulayan Mahkeme, yabancılara avantaj getiren bu hükmün sadece vatandaş olmayanlar için uygulanabilir olduğunu kabul etmiştir.

Son olarak, Ek 1 No’lu Protokol’ün yürürlüğe girmesinden sonra bu belgeye taraf olan devletlerin bu belgede uluslararası hukukun genel prensiplerine yapılmış olan atfı, kendi vatandaşlarına da uygulanabilecek şeklinde geliştirdikleri kanıtlanamamıştır.

Bütün bu gerekçelerle Mahkeme, uluslararası hukukun genel prensiplerinin, bir devlet tarafından kendi vatandaşlarının mülkiyetini elden almasına uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır.

Fakat bugün gelinen nokta da AİHM kişilerin mülkiyet haklarına müdahale edilmesi durumunda ister vatandaş isterse yabancı olsun herkese mülkün değeriyle orantılı bir tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdiği için yabancı ile vatandaş arasındaki bu ayrım en azından tazminat ödenmesi konusunda ortadan kalkmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.