İslam Hukuku ve Osmanlı’da Uygulanan Şer’i ve Örfi Vergiler

İslam ve Osmanlı hukukunda mülkiyet hakkına getirilen önemli kısıtlamalardan birisi de vergilerdir.

Osmanlı’da Uygulanan Şer’i ve Örfi Vergiler

İslam hukukunda vergileri şer’i vergiler ve örfi vergiler olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür.  

İslam Hukukunda Şer’i Vergiler

Bu konuyla ilgili olarak şu yazımıza bakabilirsiniz: İslam Hukukunda Şer’i Vergiler

İslam Hukukunda Örfi Vergiler

Örfi vergiler ise haklarında temel kaynaklarda hüküm bulunmamakla birlikte devlet başkanının idari maslahat gereği koyduğu vergilerdir. Sıddıkî, örfi vergilerin ancak savaş gibi olağanüstü durumlarda konulabileceğine, bu durumun ortadan kalkması halinde verginin de kaldırılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Sıddıkî bu konuda şu yorumu yapmaktadır: “İslam’ın mali sistemi, şer’i vergiler bakımından çok serttir. Fakat şartların haklı kıldığı ve olağanüstü durumları karşılamak üzere geçici bir tedbir olarak konulmaları şartıyla, yeni vergiler konulması bakımından çok elastiktir. Ne var ki, fevkalade durum geçer geçmez, bu vergiler kaldırılmalıdır.” (Sıddıkî, 1968: 45).

Ancak uygulamada şer’i vergilerin yanı sıra örfi vergilerin de varlığını sürdürdüğü bilinen bir gerçektir. Örneğin gerek müslümanlar, gerek zimmiler ve gerekse harbiler (İslam ülkesinin dışında yaşayan gayrimüslimler), ticaret mallarından dolayı (farklı oranlarda da olsa) vergi ödemekle yükümlüydüler (Fayda, 1981: 170).

Bu vergi Hz. Muhammed zamanında uygulanmamaktaydı, ilk defa Hz. Ömer zamanında uygulanmaya başlanmıştır. Ticaret mallarından alınan bu verginin oranı harbiler için onda bir, zimmîler için yirmide bir ve müslümanlar içinse kırkta bir olarak uygulanmıştır (Fayda, 1981: 175). Bu vergi yılda bir kez alınmıştır. Fakat zimmîlerle yapılan anlaşmaların bazılarında bunların ticaret malları vergisinden muaf olduklarına dair hükümler yer almıştır.

Osmanlı Uygulamasında Vergiler

Vergiler konusunda İslam hukukunda yaşanan şer’i/örfi vergi ayrımı ve uygulaması Osmanlı hukukunda da yaşanmıştır (Kazıcı, 1986: 288; Küçük, 2007: 27). Bir yandan şer’i vergiler uygulanırken bir yandan da padişahların vergilendirme yetkisi söz konusu olmuştur. Bu bağlamda padişahlar devletin vergi politikasını belirlerken kendilerini şer’i vergilerle bağlı görmemişler ve vergilendirme yetkilerini istedikleri gibi kullanmışlardır (Tavşancı, 2009: 902).

İslam hukukunda uygulanan şer’i vergiler Osmanlı hukukunda da uygulanmıştır. Şer’i vergilerden zekat Osmanlı İmparatorluğunda bir vergi olarak devlet tarafından toplanmamıştır, ancak bazı hayvanlar ve ticaret malları üzerinden vergi alınmıştır.

Öşür ise en yaygın olarak uygulanan vergilerdendir. Osmanlı uygulamasında dere ve nehir suyu ile sulanabilen araziden öşür (1/10), bu şekilde sulanamayan araziden ise yarım öşür (1/20) oranında vergi alınmıştır. Verginin mükellefi müslümanlardır. Bu verginin büyük bir kısmı tımar sistemi kapsamında kendilerine arazi tevcih edilen sipahi tarafından toplanmıştır.

Gayrimüslimlerden ise haraç ve cizye alınmaktaydı. Haraç, gayrimüslimlerin sahip oldukları arazi üzerinden alınan bir vergidir. Arazi Kanunnamesi’nin ikinci maddesinin ikinci fıkrasına[1] göre haraç iki kısma ayrılmaktadır. Bunlardan harac-ı muvazzaf arazi üzerine konan maktu bir vergidir. Arazi ekilse de ekilmese de alınır. Buna karşılık harac-ı mukaseme araziden elde edilen ürünün belirli bir oranının vergi olarak alınmasıdır. Bu verginin alınabilmesi için ürün elde edilmiş olması gerekir. Verginin oranı öşürden (onda birden) nısfa (yarıya) kadardır. Cizye ise gayrimüslimlere tanınan muafiyet ve koruma karşılığında alınan baş vergisidir.

Şer’i vergilerin yanı sıra Osmanlı hukukunda örfi vergiler de söz konusu olmuştur. Örfi vergilere imdadiye-i seferiye, imdadiye-i hazeriyye, avarız akçesi, bedel-i nüzül, zahire baha, kürekçi bedeli, kaftan baha, menzil malı gibi vergiler örnek olarak verilebilir.

Örfi vergilerin konulmasının temel sebebi, sürekli olarak devam eden savaşların getirdiği finansman ihtiyacıdır. Ancak örfi vergilerin sadece savaş finansmanı gerekçesiyle alındığı düşünülmemelidir. Örneğin avarız akçesi, olağan üstü durumlarla karşılaşıldığında, bu durumun gerektirdiği harcamalar için toplanmıştır. İmdadiye-i seferiye vergisi, savaşın gerektirdiği bu ihtiyaçların karşılanması amacıyla 16. yüzyılın başlarından itibaren uygulanmaya başlanmıştır (Kazıcı, 1986: 289).

Üstelik imdadiye-i hazariye de savaşlara hazırlık amacıyla barış zamanında toplanmıştır. Zamanla bu vergilerin hem kapsamı genişlemiş, hem de sayıları artmıştır.

[1] Fıkra metni şu şekildedir: “Haraç arazi iki kısımdır. Bir kısmı haracı mukasemedir ki arazinin hasılatından yerin tahammülüne göre öşürden nısfa kadar alınmak üzere tayin olunmuş olan şeydir. Diğer haracı muvazzaftır ki arazi üzerine maktuiyet veçhile tavzif ve tayin olunmuş miktarı muayyen akçedir.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.