Türk Hukukunda Mülkiyet Hakkı Açısından Malikin Hakları ve Ödevleri

Her ne kadar 1924 Anayasası’nda 1961 ve 1982 Anayasalarında olduğu gibi mülkiyet hakkının ödev yönüne vurgu yapan bir hüküm yer almasa da 1924 Anayasası döneminde hem Anayasa’da yer alan bazı hükümlerle (örneğin 74. madde) mülkiyet hakkının kısıtlandığı, hem de bu dönemde çıkarılan kanunlarda malike haklar yanında ödevler de yüklendiği görülmektedir.

Örneğin mülkiyet hakkı ile ilgili en temel kanunlardan biri olan 743 sayılı Medeni Kanun mülkiyet hakkına çeşitli kısıtlamalar getirmiştir. Bu dönemde mülkiyet hakkının kısıtlanmasını öngören en önemli düzenlemelerden biri olan 743 sayılı Kanun ile taşınmaz mülkiyeti konusunda önemli pek çok sınırlama getirilmiştir. Zaten malikin haklarını düzenleyen 618. madde bile malikin bu hakları ancak kanun çerçevesinde kullanabileceğini vurgulayarak mülkiyet hakkını daha en başında sınırlamıştır. [1] Kanun bu hükümle açıkça olmasa bile zımnen mülkiyet hakkının malike sadece yetkiler değil, sorunluluklar da yüklediğini kabul etmiştir.

Tabii haklar doktrinini benimseyen 1924 Anayasası’nın aksine 1961 Anayasası sosyal bir mülkiyet anlayışı benimsemiştir. Gerçekten de 36. maddede “mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denildiğine göre mülkiyet hakkının malike, bu hakkını toplum yararına kullanması ödevi yüklediğine şüphe yoktur. 1982 Anayasasında mülkiyet hakkı kişinin hakları ve ödevleri kısmında düzenlenmişse de bu dönemde de sosyal devlet anlayışının söz konusu olduğu açıktır. Bundan dolayı 1961 ve 1982 Anayasalarının mülkiyet anlayışında malikin hakları ve ödevlerini sosyal devlet anlayışına uygun olarak açıklamak gerekir.

Modern (karma) mülkiyet anlayışı olarak da nitelendirilen sosyal mülkiyet anlayışında mülkiyet hakkının iki temel yönü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi mülkiyetin kişiye sağladığı haklar, diğer ise kişiye yüklediği ödevlerdir.

1. Mülkiyet Hakkının Malike Tanıdığı Haklar

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı haklar konusunda Roma hukukunun kabul ettiği yaklaşımı benimseyerek mülkiyet hakkının, kişiye mülkü üzerinde kullanma, ondan yararlanma, onun hakkında tasarrufta bulunma, hatta tüketme imkanı verdiğini ifade etmektedir.

Her ne kadar Mahkeme’nin bu yaklaşımı, mülk kavramının eşya hukuku anlamında değerlendirildiği izlenimi doğursa[2] da hakkın kapsamını belirlemesi bakımından önemli bir saptamadır.

Ancak, mülk olarak kabul edilecek unsurların sadece maddi varlığı olan nesnelerle sınırlı olmadığı, fikri mülkiyet hakları gibi maddi varlığı olmayan unsurların da mülk olarak değerlendirildiği dikkate alındığında, mülkiyet hakkının malike tanıdığı hakları Roma hukukunun klasik yaklaşımı ile açıklamak da hakkın niteliğini kısıtlamak anlamına gelebilecektir.

Bundan dolayı, mülkiyet hakkının kapsamının ve malike tanıdığı yetkilerin sadece eşya hukuku anlamında ele alınmaması ve hakkı oluşturan unsurun tabi bulunduğu mevzuatın da dikkate alınması gerekir. Örneğin taşınır ve taşınmaz mallar üzerindeki haklar, Medeni Kanun’a tabidir. Eser sahibinin fikri mülkiyet konusu eser üzerindeki hakları, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na; alacaklının alacak üzerindeki hakları ise, Borçlar Kanunu’na tabidir.

Bu bağlamda aslında mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkiler konusunda Roma hukukundan gelen ve Anayasa Mahkemesi’nce de benimsenen sınıflandırma çok anlamlı durmamaktadır (Eren, 1977: 188). Üstelik daha önce de belirtildiği üzere mülkiyet hakkı, dinamik bir unsurdur, içinde bulunduğu toplumun koşullarından etkilenir. Bundan dolayı mülkiyet hakkının kapsamını, hakkı oluşturan unsurun niteliğine göre tespit etmek daha uygun bir yaklaşım olacaktır.

Mülkiyet hakkı, konusu üzerinde malike en geniş yetkileri tanıyan bir haktır. Malikin mülk üzerindeki hakları mülkiyet hakkının iç muhtevası (mülkiyet hakkının müspet yönü)  ve mülkiyet hakkının dış muhtevası (mülkiyet hakkının menfi yönü) olmak üzere iki kapsamda incelenmektedir (Eren, 1974: 785). Bir başka ifadeyle mülkiyet hakkının malike sağladığı hakları; malikin bazı eylemleri yapmasını sağlayan haklar (mülkiyetin müspet yönü) ve malikin, üçüncü kişilerin müdahalesini önlemesine izin veren haklar (mülkiyetin menfi yönü) olmak üzere iki kapsamda değerlendirmek mümkündür.

1.1. Mülkiyet Hakkının Müspet Yönü

Mülkiyet hakkının müspet yönü ifadesi ile mülkiyetin iç muhtevası, yani malikin eşya üzerindeki fiilî ve hukukî tasarruf yetkisi kastedilmektedir (Eren, 1977: 188).

Mülkiyet hakkının müspet yönü, malike mülkü üzerinde çeşitli şekillerde (kullanma, yararlanma, tüketme, ayırma, birleştirme, işleme) hakkı verir. Fakat bu yetkileri tek tek saymak da mümkün değildir.

Ancak eşya hukukuna göre yapılan bu tasnif, mamelek kapsamına giren diğer haklar da dikkate alındığında daha farklı şekiller alabilecektir. Örneğin patent hakları ya da fikri mülkiyet hakları söz konusu olduğunda malikin daha değişik hakları söz konusu olabilecektir. Bu anlamda mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkileri tek tek saymak mümkün olmasa gerektir.

Elbette ki mamelek kapsamına giren tüm unsurların malike tanıdığı yetkiler bir şekilde kullanma, yararlanma ve tasarruf hakkı kapsamına sokulabilir. Ancak mülkiyet hakkının günümüzde aldığı şekil ve genişleyen kapsamı dikkate alındığında bu Roma hukuk tasnifin yeniden gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Çünkü mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkileri vurgulamak üzere Roma hukuku ve Fransız hukukunda “kullanma, yararlanma ve tasarruf hakkı” şeklinde kullanılan klasik tasnifin, pratik ve teorik bir değeri kalmamıştır (Eren, 1974: 786).

Zaten bazı yazarlar mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkileri; mülkiyeti edinme ve eşyayı elde bulundurma yetkisi (jus possidendi), başkalarının mülkiyete el atmalarına engel olma yetkisi (jus prohibendi), kullanma (jus utendi) ve yararlarlanma yetkisi (jus fruendi), tasarrufta bulunma (işlemlere konu yapma) yetkisi (jus abutendi) ile elden çıkarma yetki (jus disponendi) olmak üzere altıya ayırmaktadırlar (Örücü, 1976: 88).

Mülkü yok etme yetkisinin de mülkiyet hakkının müspet yönüne dahil olup olmadığı tartışmalıdır (Eren, 1977: 189). Eren, toplum açısından ihtiyaç ve önem arz eden mülklerin toplum için taşıdığı değeri dikkate alarak, malike imha yetkisi tanınmaması gerektiği görüşündedir (Eren, 1974: 785). Yazar’a göre modern mülkiyet anlayışı ve sosyal bağımlılık ilkesi, malike mülkü yok etme hakkı vermez (Eren, 1977: 188).

Anayasa Mahkemesi ise mülkiyet hakkının kişiye mülkünü imha ve yok etme hakkı verdiği görüşündedir (Anayasa Mahkemesinin 21.06.1989 tarihli ve E: 1988/ 34, K: 1989/26 sayılı kararı)[3]. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkını; bir kimsenin, başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara da uymak koşulu ile bir şey üzerinde dilediği biçimde kullanma, ürünlerinden yararlanma, tasarruf etme (başkasına devretme, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme, hatta yok etme) şeklinde tanımlamaktadır (Anayasa Mahkemesinin 21.06.1989 tarihli ve E: 1988/ 34, K: 1989/26 sayılı kararı)[4].

Kanaatimizce mülkiyet hakkının müspet yönünün malike yok etme yetkisi tanıyıp tanımadığı hususu, mülkün toplum için arz ettiği önem dikkate alınarak yorumlanmalıdır. Bu konuda Eren tarafından yapılan tespit son derece yerindedir. Bir mülkün varlığı ya da yokluğu toplum için büyük önem arz ediyorsa, mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olarak kullanılamamasına ilişkin kural dikkate alındığında, bu malın tüketilmesi konusunda malikin yetkisi olduğu görüşü yerinde değildir.

1.2. Mülkiyet Hakkının Menfi Yönü

Mülkiyet hakkının menfi yönü ise maliki, üçüncü kişilerin hakkına yapabilecekleri tecavüz ve ihlallere karşı korumaktadır. Bu anlamda bir yandan üçüncü kişiler mülkiyet hakkına saygı duymak zorundadırlar, bir yandan da malik, üçüncü ilişkilerin yapmış olduğu tecavüz ve ihlallere karşı hakkını koruma imkanına sahiptir. Bu kapsamda malik başkalarının mülküne yaptığı haksız müdahaleleri önleyebileceği gibi; müdahalenin önlenmesi, yıkım, istirdat gibi çeşitli davaları açma hakkına da sahiptir. 

2. Mülkiyet Hakkının Malike Yüklediği Ödevler

Sosyal mülkiyet anlayışı, hakkın sadece yetkileri değil, ödevleri de içerdiğini kabul etmektedir. Bu konuda şu yazımıza bakabilirsiniz:  Pozitif Türk Hukukunda Mülkiyet Hakkının Malike Yüklediği Ödevler

[1] Madde 618 – Bir şeye malik olan kimse, o şeyde kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkını haizdir; haksız olarak o şeye vaziyed eden herhangi bir kimseye karşı istihkak davası ikame ve her nevi müdahaleyi menedebilir.

[2] 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 683. maddesi malikin haklarını şu şekilde düzenlemektedir: “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.

Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.”

[3] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 05.12.1989/20363

[4] Resmi Gazete Tarih / Sayı: 05.12.1989/ 20363

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.