Cumhuriyet Anayasalarının Mülkiyet Hakkına Bakışı

Makalemizi paylaşır mısınız?

Cumhuriyet Anayasaları incelendiğinde 1924 Anayasası’nın tabii hak doktrininin etkisi altında klasik mülkiyet anlayışını benimsediği, buna karşılık 1961 ve 1982 Anayasalarının sosyal mülkiyet anlayışını benimsediği görülmektedir. Bu anayasaların mülkiyet hakkına yaklaşımlarını incelemeden önce mülkiyet hakkı konusundaki temel yaklaşımların irdelenmesi faydalı olacaktır. Bu konuda şu yazıya bakabilirsiniz: Mülkiyet Hakkı Konusunda Temel Yaklaşımlar

1924 Anayasasının Mülkiyet Hakkına Yaklaşımı

1924 Anayasası tabii haklar yaklaşımını benimsemiştir. Bu Anayasa’nın 68. maddesine göre hürriyet, başkasına zarar vermeyecek her türlü tasarrufta bulunmak anlamına gelmektedir. 

Mülkiyet hakkı da 1924 Anayasası’nda diğer haklarla birlikte tabii bir hak olarak görülmüştür. Bu Anayasa’nın 70. maddesinde yer alan “temellük ve tasarruf hakları ve hürriyetleri Türklerin tabi hukukundandır” hükmü mülkiyet hakkının da tabii bir hak olarak göründüğüne işaret etmektedir.

Tabi hakların doğal sınırı da 68. maddede çizilmiştir.  68. maddeye göre tabii hakların doğal sınırı, başkalarının hürriyetinin sınırıdır. Bu sınır ise (79. madde gereği) ancak kanun marifetiyle tespit ve tayin edilecektir. Buna göre malik, başkasına zarar vermemek şartıyla mülkü konusunda dilediğini yapabilme hakkına sahiptir.

70. madde de mülk edinme (temellük), mülkünü dilediği gibi kullanma, ondan yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme hakkı vermektedir. Ayrıca 71. madde de “mal, her türlü taarruzdan masundur” şeklinde ifade edilen hüküm, kişilerin sahip oldukları malları koruma altına almaktadır.

Bu anlamda 1924 Anayasası’nın sınırsız bir mülkiyet anlayışı benimsediği, bu anlayışında Roma hukukunun mülkiyet anlayışı ile oldukça benzeştiği ileri sürülebilir. Bu dönemde yürürlüğe konulan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 618. maddesi de malikin mülkiyetindeki şeyde kanunlar dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkına sahip olduğunu hüküm altına almıştır. Bu hüküm de tabii hak yaklaşımının benimsendiğini göstermektedir. Bunda, Kanun’un aynen iktibas edildiği İsviçre Medeni Kanunu’nun bireyci görüşlerin ağır bastığı, buna karşılık mülkiyetin sosyal fonksiyonunun henüz benimsenmediği bir dönemde hazırlanmış olmasının da etkisi söz konusudur (Zevkliler, 1977: 577).

Ancak bu durum mülkiyet hakkına hiçbir sınırlama getirilmediği anlamına gelmemektedir. Bizzat Anayasa’nın kendisi mülkiyet hakkının bazı durumlarda kısıtlanabileceğini hüküm altına almıştır. Örneğin Anayasa’nın 74. maddesi kamu yararının gerektirdiği durumlarda özel mülkiyette bulunan taşınmazların kamulaştırılmasına cevaz vermiştir. Aynı madde olağanüstü durumlarda kişilere para ve mal gibi konularda mükellefiyetler yüklenebileceğini hüküm altına almıştır.

Üstelik bu Anayasa’nın 79. maddesinde “temellük ve tasarrufun sınırı kanunla çizilir” denilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Bu anlamda başta 743 sayılı Türk Medeni Kanunu olmak üzere pek çok kanunla mülkiyet hakkına çeşitli kısıtlamalar getirilmiştir.

Ancak sınırlamanın şartları ile ilgili olarak Anayasa’da herhangi bir hüküm yer almadığı için kanun koyucu mülkiyet hakkını dilediği gibi kısıtlama imkanı bulmuştur. Üstelik kanunların, Anayasa’ya uygunluğunu denetlemekle görevli bir Anayasal organının bulunmaması da özellikle çok partili hayata geçildikten sonra ciddi tartışmalara neden olmuştur (Tuğrul, 2004: 57).

1961 Anayasasında Mülkiyet Hakkı: Sosyal Mülkiyet Yaklaşımı

Öncelikle belirtmek gerekir ki 1961 Anayasası da herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu hüküm altına alarak özel mülkiyeti kabul etmiştir. Bundan dolayı mülkiyet hakkını tümüyle ortadan kaldıran bir düzenleme mümkün olmadığı gibi, devletin mülkiyet hakkına Anayasa’ya aykırı şekilde müdahalede bulunması da söz konusu değildir.

Üstelik Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi de özel mülkiyetin tanınmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’ne göre de “mülkiyet hakkını tanımayan bir devlet sisteminin; kamu yararı düşüncesine dayansa bile, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen demokratik bir hukuk devleti sistemi olduğu savunulamaz” (Anayasa Mahkemesi’nin 12.10.1976 tarihli ve E: 1976/38, K: 1976/46 sayılı kararı)

Ancak 1961 Anayasası’ndaki mülkiyet anlayışı 1924 Anayasası’ndaki mülkiyet anlayışından oldukça farklıdır. 1961 Anayasası, mülkiyet hakkını sosyal bir hak olarak görmüştür. Aslında sosyal devlet anlayışı 1961 Anayasası’nın geneline hakim olan bir ilkedir. 1961 Anayasası’nın hazırlayan Anayasa Komisyonu hazırladığı gerekçede sosyal devlet ilkesine oldukça sık atıf yapmıştır.

Fakat “sosyal devlet” kavramı Temsilciler Meclisi üyeleri arasında endişelere neden olmuştur. Bu endişenin temel nedeni tasarının 2. maddesinde yer alan “sosyal devlet” kavramının sosyalizmi kastedip kastetmediği ve tasarıda benimsenin sosyal devlet anlayışının mülkiyet hakkını tanıma konusunda şüphelere yol açabileceğidir.

Sosyal devlet ve sosyal mülkiyet anlayışı konusundaki ikinci endişe ise sosyal mülkiyet anlayışının bireysel menfaate oranla, toplumsal menfaate fazlasıyla ağırlık vermesidir. Özellikle iktisadi kalkınma amacıyla yapılacak yatırımlarda mülkiyet hakkına müdahale edilmesi konusu oldukça tartışılmıştır.

İktisadi kalkınmaya büyük önem verilmekle ve bu amaçla mülkiyet hakkına müdahalede bulunulabileceği kabul edilmekle beraber Temsilciler Meclisinin bazı üyelerinde, bu müdahalelerde aşırıya kaçılabileceği endişesi söz konusu olmuştur. Özellikle kamulaştırma müessesesinin düzenlendiği 38. maddenin Anayasa Komisyonu tarafından yazılan ilk halinde “Kalkınma plânına giren tesislerin kurulması” amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda kamulaştırma bedelinin taksitle ödenebileceğinin belirtilmesi bu endişeyi doğurmuştur.

Fakat bu endişelere rağmen, netice itibarıyla 1961 Anayasası’nın sosyal mülkiyet anlayışını benimsediğini rahatlıkla söylemek mümkündür. Gerçekten de mülkiyet hakkını koruyan 36. madde, bu hakkın kamu yararı amacıyla sınırlanabileceğini, ayrıca bu hakkın kullanılmasının toplum yararına olmayacağını öngörmüştür.

36. maddenin gerekçesinde “Birinci fıkra ile ikinci fıkranın birinci cümlesinin izahına lüzum yoktur, İkinci fıkranın ikinci cümlesi hükmü ise, 19 ncu yüzyılın ikinci yansından ve bilhassa 20. yüzyılın başlarından bu yana bütün medeni memleketlerde hâkim olan ve bugün genel olarak kabul edilen bir temayülün mahsulüdür. Artık mülkiyet hakkı Roma Hukukundaki anlamda, ferdin toplum menfaatini dahi hesaba katmaksızın istediği gibi kullanabileceği bir hak hudutsuz bir hürriyet niteliğini taşımamaktadır. Batı medeniyetinin öncüleri olan ve kolektif iktisat temayüllerinden çok uzak bulunan memleketlerde, hatta eski hukukumuzda dahi mülkiyet anlayışı, mülkiyetin aynı zamanda sosyal karaktere sahip bir hak olduğu yolundadır. Medeni Kanunumuzun mülkiyet anlayışı da bu istikâmettedir. Sözü geçen hükmün bazı anayasalarda olduğu gibi, Anayasa’mızda da yer alması kanun koyucuya yol gösterecek, içtihatlara istikâmet gösterecek ve genel olarak fertler üzerinde terbiyetkâr tesire sahip olacaktır.” denilerek Anayasa’nın sınırsız bir mülkiyet hakkı öngörmediği, tam aksine mülkiyet hakkının soysal yönüne de önem verdiği gösterilmiştir.

Bunun yanı sıra Anayasa’nın başlangıç kısmında Anayasa’nın amacı “insan hak ve hürriyetlerini, milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak” olarak ifade edilmiştir. Başlangıç kısmının demokratik hukuk devletinin sosyal temellerine vurgu yapması anlamlıdır.

Ayrıca Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesi de mülkiyetin sosyal yönü ağır basan bir hak olduğunu göstermektedir (Zevkliler, 1977: 576). Üstelik Anayasa’nın başta kamulaştırma, devletleştirme, toprak mülkiyeti olmak üzere pek çok maddesi mülkiyet hakkının sınırlandırılması sonucunu doğuracak hükümler ihtiva etmiştir. Bu kapsamda Anayasa özellikle taşınmaz mülkiyeti söz konusu olduğunda mülkiyet hakkını daha da kısıtlamayı uygun görmüştür (Zevkliler, 1977: 563).

Mülkiyet hakkının; temel hak ve özgürlüklerin sınıflandırılmasında kullanılan “kişinin hak ve ödevleri”, “sosyal ve iktisadi haklar ve ödevler” ile “siyasi haklar ve ödevler” ayrımında sosyal ve iktisadi haklar ve ödevler altında düzenlenmesi de sosyal mülkiyet anlayışının benimsendiğini göstermektedir.

Bu anlamda mülkiyet hakkı, artık dokunulamaz bir hak değildir, mülkiyet hakkı kişiye sadece haklar değil, topluma karşı bazı ödevler yükleyen bir haktır (Etgü, 2009: 131). 1961 Anayasası bireysel menfaat ile toplumsal menfaat arasında bir denge kurmayı amaçlamıştır. Ancak belirtmek gerekir ki bu dönemde dahi bireysel mülkiyet kural, mülkiyet hakkının sınırlanması ise istisnadır (Eren, 1974: 793).

Anayasa Mahkemesi 1961 Anayasası döneminde birey/toplum dengesinde, sosyal devlet ilkesinin doğal bir sonucu olarak, topluma ağırlık veren bir tutum izlemiştir (Eren, 1974: 793). Anayasa Mahkemesi bu dönemde verdiği kararlarında mülkiyet hakkının, 1961 Anayasası’nda sınırsız bir hak olarak tanınmadığını; fert yararı ile toplum yararının karşılaştığı alanlarda, toplum yararının üstün tutulduğunu (Anayasa Mahkemesinin 28.04.1966, E: 1966/3, K: 1966/23 kararı); Anayasa koyucunun mülkiyet hakkının toplum yararı bir tarafa bırakılmak suretiyle istenildiği gibi kullanılabilen bir hak olarak görmediğini (Anayasa Mahkemesinin 21.09.1966, E: 1966/14, K: 1966/36 kararı) vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi bir kararında (02.06.1964, E: 1964/13, K: 1964/43) şu görüşü belirtmiştir: “Mülkiyet hakkı geçen yüzyılın ferdiyetçi doktrinlerinin etkisi altında malikin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, kutsal ve doğal haklardan sayılırken günümüzde bu görüş değişmiş ve mülkiyet hakkı, malikine toplum yararına bazı ödevler ve görevler yükleyen sosyal bir hak olarak görülmeye başlanmıştır”

Mülkiyet hakkının sosyal bir nitelik taşımasının iki önemli sonucu ortaya çıkar. Bunlardan birincisi, devletin temel görevi sadece kişilerin mevcut mülklerini korumak değil, fakat bundan da önemlisi toplumun zayıf kesimlerinin mülkiyete erişebilmelerini sağlamaktır. İkinci olarak bireysel yarar ile toplum yararı karşı karşıya geldiği zaman toplum yararına üstünlük tanınacaktır. 36. maddede kamu yararının gerektirdiği hallerde mülkiyet hakkının kanunla sınırlanabileceği açıkça belirtilmiştir.

Bu konuda üzerinde durulması gereken bir konu da 1961 Anayasası’nın benimsediği mülkiyet anlayışının 743 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun benimsediği mülkiyet anlayışından farklı olup olmadığıdır. Gerçekten de 743 sayılı Kanun’un 618. maddesi malikin mülkiyetindeki şeyde kanunlar dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkına sahip olduğunu hüküm altına almıştır. Bu hüküm mülkiyet hakkının sanki kapitalist bir bakış açısıyla düzenlendiği izlenimini doğurmaktadır. Bunda, Kanun’un aynen iktibas edildiği İsviçre Medeni Kanunu’nun bireyci görüşlerin ağır bastığı, buna karşılık mülkiyetin sosyal fonksiyonunun henüz benimsenmediği bir dönemde hazırlanmış olmasının da etkisi söz konusudur (Zevkliler, 1977: 577). Bundan dolayı 743 sayılı Kanun’un benimsediği mülkiyet anlayışının 1961 Anayasası’ndan farklı olduğu görülmektedir.

Ancak anayasalar en üst hukuk normları oldukları ve kanunlar anayasaya aykırı olamayacakları için 1961 Anayasası döneminde 743 sayılı Kanun, 1961 Anayasası’nın mülkiyetin sosyal fonksiyonuna verdiği ağırlık dikkate alınarak yorumlanmıştır (Eren, 1977: 185). Üstelik hukuk tekniği de bir mevzuat normu yorumlanırken sadece ilgili hükmün değil, hukuk düzeninin tamamının dikkate alınmasını gerektirmektedir. Bundan dolayı 743 sayılı Kanun’un 618. maddesi, 1961 Anayasası’nın 36. maddesi dikkate alınarak yorumlanmalıdır. Böyle bir yorum tarzı benimsendiğinde 1961 Anayasası döneminde de sosyal mülkiyet anlayışının geçerli olduğu görülecektir.

Cumhuriyet Anayasalarının Mülkiyet Hakkına Bakışı
Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2376 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.