Munzam Zarar Nedir? Aşkın Zarar Nedir? Aşkın Zarar Şartları

Munzam Zarar Nedir?

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Munzam Zarar” başlıklı 105. maddesi “Alacaklının duçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.” hükmünü ihtiva etmektedir.

Aşkın Zarar Nedir?

818 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi de aynı hükmü ihtiva etmektedir. “Aşkın zarar” başlıklı madde şu şekildedir:

“Madde 122 – Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”

Madde hükmüne göre borcun geç ödenmesi sonucu alacaklının uğramış olduğu zarar kanuni faizden yüksek ise borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı da ödemek zorundadır.

Aşkın Zarar Nasıl İspat Edilir?

105. madde ispat külfetini iki taraf (alacaklı ve borçlu) arasında dağıtmıştır. Alacaklı, borcun geç ödenmesinden doğan ek zararını, borçlu ise borcun geç ödenmesinde kusuru olmadığını ispat etmek zorundadır. Burada alacaklının uğradığı zarara ek zarar (munzam zarar) denilmektedir. Munzam zarar “borçlu temerrüde düşmeden borcunu zamanında ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüdün sonunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farkın temerrüt faizi ile karşılanmayan, onu asan bölüme tekabül eden zarar” şeklinde tanımlanmaktadır (Uygur, 2003: 3427).

Kanunda, geçmiş günler faizini aşan zararın türü ve niteliği konusunda bir açıklık yoksa da, buradaki zararın hukukumuzdaki müspet zarar tanımlamasıyla eşdeğer olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca bu zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsa idi, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki fark; temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar olarak tanımlanabilir. Böyle bir zarar, her somut olayın özelliğinden kaynaklanabilir.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.10.1999 tarihli ve E: 1997/2, K: 1999/1 sayılı kararına göre munzam zarar, “yalnız ve sürekli olarak değer kaybettiği dönemlerde paranın değer yitirmesi hukuki nedenine dayanan, bu dönemde paranın sağlayacağı kazanç kaybından doğan zarar istemleri ile sınırlıdır. Zarar bu niteliği ile kaybedilen kazanç, mahrum kalınan kar niteliğindedir”.

Munzam zararın munzam zararı olmaz. Yasa, asıl ilişkiden kaynaklanan ana borcun geç ödenmesi nedeniyle kusurlu borçluyu munzam zararı gidermekle yükümlü tutmuş olup, temerrüt faizini aşan munzam zararı faiziyle birlikte ödeyen borçlunun, bu alacağın da munzam zararını gidermekle yükümlü olacağı yönünde bir düzenleme getirmemiştir. Diğer bir deyişle, munzam zararın munzam zararı kavramına yer verilmemiştir (11. Hukuk Dairesi, 04.11.2003, E: 2003/5282 K: 2003/10398).

Munzam Zararın Şartları/Aşkın Zararın Şartları

Munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamayan zararını ve miktarını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir.

1. Borçlunun Para Borcunun İfasında Temerrüde Düşmesi

Munzam zararın oluşması için gereken ilk şart borçlunun para borcunu ifa etmekte gecikerek temerrüde düşmesidir.

2. Alacaklının Temerrüt Faiziyle Karşılanamayan Zararının Bulunması

Yargıtay’a göre 105. maddenin konuluş amacı, alacaklının uğradığı zararın her zaman için kanuni faiz ile karşılanmasının mümkün olmamasıdır. Yani öyle durumlar ortaya çıkabilir ki alacaklının zararı kanuni faizden daha yüksek olur. İşte bu durumda ortaya çıkan munzam zarar 105. madde kapsamında tazmin edilir. Bir başka ifade ile 105. madde, alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan zararlarının tazminini ve alacaklının zarara uğramasını engellemeyi amaçlamaktadır (Zeytinoğlu, 2005: 254). Dolayısıyla munzam zararda temel felsefe şudur: Borçlu, borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı, alacaklı hangi durumda olacak idiyse, munzam zarar kapsamında ödenecek meblağ ile bunun giderilmesi gerekir.

3. Borçlunun Kusuru

Temerrüt faizi istemek için borçlunun kusuru gerekmediği halde, munzam zarar kapsamında talepte bulunabilmek için borçlunun kusurlu olması şarttır. Ancak burada borçlunun kusurlu olduğu karine olarak kabul edilir. Borçlu, ancak kusursuz olduğunu ispat ederek munzam zararı ödemekten kurtulabilir.

Ayrıca borçlu ödemeyi zamanında yapmış olsaydı bile, alacaklının elinde iken paranın alım gücünde yine azalmanın meydana geleceğini, yani borçlu borcunu zamanında ifa etseydi yine de zarara uğrayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir (Zeytinoğlu, 2005: 257). Ayrıca Hukuk Genel Kurulunun 10.11.1999 tarihli ve E: 1999/13-353, K: 1999/929 sayılı kararında belirtildiği üzere; borçlu borcunu ödese dahi, alacaklının parayı değeri düşmeyecek şekilde değerlendiremeyeceğini ispat etmesi halinde munzam zarar ödemekten kurtulabilir.

4. Borçlunun Fiili ile Munzam Zarar Arasında İlliyet Bağı

Alacaklının uğramış olduğu zararının, borçlunun borcunu geç ifa etmesi ya da temerrüde düşmesi sonucu gerçekleşmesi gerekir (Altaş, 2001: 122).

Munzam Zararın Talebi

Asıl borcun hukuki sebebi kural olarak haksız eylem, nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, munzam zarar nedeniyle ortaya çıkan bu borcun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması, farklı bir anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi hukuka aykırılıktır. O nedenle, asıl borcun takibi esnasında asıl borç ve temerrüt faizinin yanı sıra munzam zararın ileri sürülmemiş olması veya bu zarar hakkının saklı tutulmamış olması, munzam zararın ortadan kalkmasına neden olmaz.

Munzam zarar temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçecek zaman içinde artarak devam eden yeni bir borçtur. Bunun doğal sonucu olarak da asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında istenilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemez. Hal böyle olunca,  asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde ve davada munzam zarar hakkı saklı tutulmasına gerek yoktur. Ayrı bir dava ile zamanaşımı süresi içinde her zaman istenmesi mümkündür.

Munzam zarardan doğan hak,  esas itibariyle bir alacak hakkıdır ve 105. maddede munzam zarar konusunda özel bir zaman aşımı süresi belirtilmemiştir. O nedenle, başka kanunlarda alacak haklarına ilişkin zamanaşımı süresi belirtilmemişse Borçlar Kanunu’nun 125. maddesindeki on yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu zamandan başlar (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 01.06.1995, E: 1995/267 K: 1995/5451)

Bu konuda şu yazımıza da bakabilirsiniz: Enflasyon Nedeniyle Paranın Değerinde Meydana Gelen Azalmanın Munzam Zarar Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceği

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.