İslam Hukukunda Mülkiyet Hakkının Niteliği ve Sınırlandırılması

Makalemizi paylaşır mısınız?

Önemli bir tartışma konusu da İslam ve Osmanlı hukukunda mülkiyet hakkının niteliği, bir başka ifadeyle mülkiyetin ferdiyetçi mi, yoksa sosyal bir hak mı olduğu konusundadır.

Bu konuda temel olarak üç yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan ilki İslamın mülkiyet anlayışının özel mülkiyeti esas aldığını, bundan dolayı (mülkiyet hakkı bazı yönlerden sınırlandırılmış olsa da) ferdiyetçi olduğunu savunmuştur. Bu yaklaşım klasik mülkiyet anlayışını yansıtmaktadır. Ebu Hanife ve İmam Şafi mülkiyet hakkının mutlak olduğunu savunmuştur.

İkinci yaklaşım ise özel mülkiyeti bir hak olmaktan ziyade, bir görev olarak görmektedir ki bu yaklaşım sosyalist mülkiyet anlayışına yakındır.

Bu iki yaklaşım arasında ise özel mülkiyetin esas olduğunu kabul eden, buna karşılık mülkiyetin sosyal fonksiyonunu da inkar etmeyen sosyal mülkiyet anlayışı söz konusudur (Hacak, 2005:118). Örneğin Nebhâni “mülkiyet vazifedir demek doğru değil ama bu hak, sahibine vazifeler de yükler” demiştir.

Nebhani’ye göre kişilere mülk edinme hakkı tanınması gerekmekle birlikte bu durum insanın istediği mala sahip olmasını, ona ulaşmak için istediği yöntemleri kullanmasını ve onu istediği şekilde tasarruf etmesi özgürlüğüne sahip olmasını gerektirmez (Nebhani, 1999: 188). Böyle bir anlayış anarşi ve ızdıraba neden olur. Çünkü insanlar güç ve ihtiyaç bakımından farklı olduklarından onları tümden serbest bırakırsanız güçlüler servetin tümünü ellerine alır, zayıflar ve güçsüzler yok olup giderler. Hatemi ise (1977: 203) “yeryüzünde Yaratıcı’ya halife olarak yaratılan insana ve inananlar topluluğuna, mallar üzerindeki mülkiyet yetkisinin sınırsız bir hak olarak değil, hiç değilse felsefî düzeyde bir görev olarak verildiği” görüşündedir.

Kanaatimizce İslam ve Osmanlı hukukunun mülkiyet anlayışı günümüzdeki temel yaklaşımlardan en çok sosyal mülkiyet anlayışına benzemektedir. İslam hukuku ne sınırsız bireysel mülkiyeti, ne de bireysel mülkiyetin tamamen ortadan kalkmasına neden olan bir kamu mülkiyetini benimsemiştir (Talegani, 1989: 173).

Her şeyden önce İslam hukukunda mülkiyet hakkının kendi içyapısından kaynaklanan ödevler söz konusudur. Mülkiyet hakkını başkasına zarar vermeyecek şekilde kullanma, komşuluk hukukundan kaynaklanan sınırlamalar vb. şekillerde tecelli edebilen bu ödevler mülkiyetin doğasında mevcuttur.

Ayrıca İslam hukuku özel mülkiyet kabul edilmekle beraber, özel mülkiyet açısından oldukça geniş sınırlamalar getirilmiştir. İslam hukuk, kişisel menfaat ile toplum yararı çatıştığında toplumun menfaatine öncelik tanımıştır (Hacak, 2005: 119).

Bu anlamda kamulaştırma ve vergiler gibi mülkiyet hakkına doğrudan devlet müdahalesi şeklinde cereyan edebilen sınırlamalar söz konusu olduğu gibi mülkiyet hakkının kullanılmasının düzenlenmesine ilişkin sınırlamalar da söz konusudur. İslam hukukunda mülkiyet hakkı İslami kurallar ve şartlarla sınırlıdır (Talegani, 1989: 175).

İslam hukuku özel mülkiyeti benimsemekle beraber sınırsız bir mülkiyet anlayışı kabul etmemiştir. İslam hukukçuları temel hak ve özgürlüklerin sınırsız olmadığı ve maslahatın gerektirdiği durumlarda sınırlanabileceği konusunda hemfikirdirler (Talegani, 1989: 124).

Mülkiyetin gerek kazanılmasında, gerek elden çıkarılmasında ve gerekse mülk üzerinde tasarrufta bulunmasında önemli sınırlamalar söz konusudur. Hatta Ali El Hafif mülkiyetin “sosyal bir ödev” olma niteliğinin daha ağır bastığını vurgulamıştır (Kayıklık, 2007: 125). M. Faruk Nebhâni ise mülkiyetin sadece ödevden oluştuğunu söylemenin mümkün olmadığını, ancak bu hakkın sahibine ödevler de yüklediğini vurgulamıştır.

Osmanlı hukuku da özel mülkiyeti kabul etmekle beraber, ilerleyen bölümlerde açıklanacağı üzere, sınırsız bir mülkiyet anlayışı da kabul etmemiştir.

Her ne kadar Mecelle’nin 1192. maddesinde “…herkes mülkinde keyf-i mâyeşa (dilediği gibi) tasarruf eder” hükmüyle mutlak egemenlik ilkesi kabul edilmişse de Osmanlı hukuku mülkiyet hakkını sınırsız bir hak olarak görmemiştir.

Mülkiyet hakkı Mecelle’de mutlak bir hak olarak düzenlenmiştir, ancak bu durum, mülkiyet hakkının sınırsız olduğu anlamına da gelmemektedir. Bu anlamda mülkiyet hakkına getirilmiş önemli sınırlamalar söz konusudur. Mutlak subjektif olarak düşünülen bu hak, yumuşatılarak mülkiyet hakkının sağladığı tasarruf yetkisi toplum düzeni ve sosyal işlevler yönünden sınırlanmıştır. Bireyci temellere dayanan Mecelle’nin 1197. maddesinde bile, malike tanınmış bulunan geniş tasarruf yetkisi, başkası için aşırı bir zarar doğurmamak koşuluyla sınırlanmıştır.

Gerek İslam ve gerekse Osmanlı pozitif hukuku mülkiyet hakkının sınırlandırılabileceğini hüküm altına almıştır. Mecelle’nin 26. maddesi bireysel zararı, kamusal zarara tercih etmektedir. Buna göre bireysel menfaat ile kamu yararı çatıştığında kamu yararına üstünlük tanınacaktır. Böylelikle, hem mülkiyetin kamu yararı adına sınırlanabileceği, hem de kamu yararının kişisel yarardan üstün olduğu ilkesi açıkça benimsenmiştir.

Ancak bu sınırlandırmanın kamu yararı amacıyla yapılmış olması gerekir. 58. madde ise[1] halk üzerinde yapılacak tasarrufların kamu yararı amacına dayanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu kapsamıda mülkiyet hakkına getirilen başlıca sınırlamalar şunlardır:

İslam Hukukunda Mülkiyet Hakkının Başkasına Zarar Vermeyecek Şekilde Kullanılması Zorunluluğu,

İslam Hukukunda Mülkiyetin Miktar Olarak Sınırlandırılması Gerektiğine İlişkin Tartışmalar,

İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Kamulaştırma,

İslam Hukuku ve Osmanlı Uygulamasında Vergiler,

Mecellede Komşuluk Hukukundan Kaynaklanan Sınırlamalar,

İslam Hukukunda Kanuni Ön Alım (Şufa) Hakkı,

Üç Yıl Boyunca İşletilmeyen Toprakların Geri Alınması: Tarihsel Bir Değerlendirme,

Mülkiyetin Edinim ve Kullanma Şekillerinin İslami Kurallara Uygun Olması,

Karaborsacılığın Yasaklanması

İslam hukuku mülkiyet hakkını ve piyasa ekonomisini benimsediği için ticari ilişkilere fazla bir müdahalede bulunmaz. Buna karşılık İslam hukukçuları karaborsacılığın kişilere zarar vermesi halinde yasaklanabileceği konusunda görüş birliği içerisindedir. İslam hukukunda karaborsacılık haramdır (Kattan, 1967: 30). Bundan dolayı yüksek fiyatla satılmak istenen malların, diğer malların fiyatına uygun olarak satılması konusunda gerek idarecilerin ve gerekse yargı mercilerinin yetkisi vardır.

Fiyat ve Ücret Kontrolleri

İslam hukukunun piyasa ekonomisini ve fiyatların piyasa ekonomisi içinde oluşmasını benimsemesine rağmen İslam hukukçuları, malların halkın zararına olarak aşırı karla satılması durumunda, bir başka ifadeyle kıtlık dönemlerinde satış fiyatının devlet tarafından belirlenebileceği görüşündedirler (Yeniçeri, 1986: 268 – 269).

Milli Emlak Kitabı

Özel Mülkiyet Konusu Olamayacak Şeyler

Bir diğer sınırlama, bazı malların özel mülkiyete konu olmasını yasaklamaktadır. İslam hukukunda bazı mallar özel mülkiyet konusu olmayacak statüdedir. Bunlardan bir kısmı (su, ateş ve ot) insanların ortak mülkiyetindedir, bir kısmı ise (nehirler, yollar ve dağlar gibi) herkesin yararlanmasına açık (mübah) yerlerdir. Bu yerlerden herkes başkasına zarar vermemek şartı ile yararlanma hakkına sahiptir.

Zorunlu Geçit ve Mecra Hakları

İslam ve Osmanlı hukukunda zorunlu geçit hakkı, zorunlu mecra hakkı gibi mülkiyet hakkının kanundan kaynaklanan sınırlamaları söz konusudur.

[1] Madde 58 – Raiyye, yani tebe’a üzerine tasarruf, maslahata menuttur.

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.