AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkına Müdahale ve Sınırlandırma Şekilleri

Makalemizi paylaşır mısınız?

AİHS Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyet hakkının çeşitli sebeplerle sınırlandırılmasını öngörmektedir. Olağan dönemlerde mülkiyet hakkının sınırlandırma amaçları ve şartları, bu madde hükümlerine tabidir. Ayrıca Sözleşmenin 15. maddesi, tüm hakların olduğu gibi mülkiyet hakkının da olağanüstü dönemlerde, madde metninde belirtilen şartlarda sınırlandırılmasına cevaz vermektedir. Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına geçmeden önce bir noktayı vurgulayalım: Mülkiyet hakkına bir müdahale bulunduğunu ispatlamak başvurucuya düşen bir görevdir (Grgiç vd, 2007: 2).

AİHM mülkiyet hakkına yapılan müdahaleleri değerlendirilirken “üç kural analizi” olarak tabir edilen bir analiz metodu kullanmaktadır. İlk kez Sporrong-Lönnroth/İsveç davasında (Doğru, 2011/a) ana hatları ile ortaya konulan bu analiz, mülkiyet hakkını koruma altına alan Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesindeki tasnifle doğrudan bağlantılıdır ve mülkiyet hakkına yapılabilecek müdahaleleri sınıflandırmaktadır.[1]

Mahkeme tarafından yukarıda adı geçen Sporrong ve Lönnroth kararında yapılan analize göre mülkiyet hakkına;  mal ve mülk dokunulmazlığı ilkesinin ihlali (birinci kural), mal ve mülkten yoksun bırakma (ikinci kural), mal ve mülkün kullanımının kontrol edilmesi (üçüncü kural) şeklinde müdahale edilebilmektedir.[2] Mahkeme tarafından yapılan analize göre mülkiyet hakkına yapılabilecek müdahaleler şunlardır:

a) Mal ve mülk dokunulmazlığı ilkesinin ihlali (1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 1. paragrafının ilk cümlesi: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.”) Bu konuyla ilgili olarak şu yazımıza bakabilirsiniz: AİHS Kapsamında Mal ve Mülk Dokunulmazlığı İlkesinin İhlali

b) Mülkten mahrum bırakma (1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 1. paragrafının 2. cümlesi: “Bir kimse, ancak kamu yararı sebebi ile ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”) Bu konuyla ilgili olarak şu yazımıza bakabilirsiniz: AİHS Kapsamında Mülkiyet Hakkına Müdahale Şekilleri-2: Mal ve Mülkten Yoksun Bırakma

c) Mal ve mülkün kullanımının kontrol edilmesi (1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 2. paragrafı: “Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”)

Mahkeme’ye göre birinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan birinci kural, genel nitelikte bir kural olup mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma prensibini beyan etmektedir; birinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkiyetten yoksun bırakılmayı içermekte ve bunu belirli koşullara bağlamaktadır; ikinci fıkrada ifade edilen üçüncü kural ise, başka şeylerin yanında, mülkiyetin kullanılması üzerinde devletin kontrol hakkını düzenlemektedir (AİHM’nin Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararı, Doğru, 2011/a).

Her ne kadar mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler bu şekilde bir sınıflandırmaya tabi tutulsa da bu müdahaleleri her zaman için keskin çizgilerle bir birinden ayırmak mümkün olmamaktadır. Özellikle bazı olaylarda bu üç kural iç içe geçmiş durumda bulunabilmektedir. Mahkeme, 21 Şubat 1986 tarihli James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararında, bu kuralların bağlantısız oldukları anlamına gelebilecek şekilde birbirinden “ayrı” olmadıklarını açıkça vurgulamıştır. Mahkemeye göre ikinci ve üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma hakkına müdahalenin özel örnekleri olup, bunlar, birinci kuralda beyan edilen genel prensibin ışığında yorumlanmalıdırlar (AİHM’nin James ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı, Doğru, 2011/c). Üstelik bazı durumlar o kadar karışıktır ki müdahalenin, müdahale türlerinden herhangi birine sokulması mümkün olamayabilmektedir. Örneğin Beyeler/İtalya davasında Mahkeme dava ile ilgili verilerin ve hukuki durumun karmaşıklığı nedeniyle davayı belli bir kategoride ele almanın mümkün olmayacağını vurgulamıştır (Carss-Frisk, 2003: 47).

Ancak bu kurallar ya da müdahale türleri arasında çok yakın bir ilişki olması onların uygulanması yönünden aralarında bir sıralama olmadığı anlamına gelmemektedir. AİHM içtihatlarına göre birinci kural genel kural niteliğindedir. Eğer yapılan müdahale ikinci ve üçüncü kuraldan herhangi birinin kapsamına girmiyorsa birinci kural kapsamında değerlendirilmektedir (Sarı, 2010: 56). Bu nedenle Mahkeme, birinci kurala aykırılık bulunup bulunmadığına karar vermeden önce, son iki (ikinci ve üçüncü) kuralın uygulanabilir olup olmadığını incelemek durumundadır (Erkner ve Hofauer/Avusturya kararı).

Ayrıca AİHM’nin bazı davalarda müdahalenin hangi kural kapsamında kaldığı konusunu tespitte isteksiz davrandığını belirtmek gerekir. Mahkeme, davanın çözümlenmesi açısından, devlet tarafından yapılan müdahalenin hangi kural kapsamına girdiğinin tespitinin önemli olmadığı durumlarda yapılan müdahalenin hangi kural kapsamına girdiğini belirlemeyi gereksiz görmektedir. Mahkeme fazla ödenen vergiyi geri alamama nedeniyle açılan S. A. Dangeville/Fransa davasında verdiği kararında bu konuda karar vermeyi gereksiz bulduğunu, çünkü ikinci ve üçüncü kuralların bağlantısız olmak anlamında “ayrı” olmadıklarını, bu kurallarını mülkiyetten barışçıl şekilde yararlanma hakkını düzenleyen birinci kuralın özel örnekleri olduğunu ifade etmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki Mahkeme, bu saptamayı yapmasına karşın konuyu birinci kural kapsamında çözümleyeceğini vurgulamaktan da geri kalmamıştır.

Mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin bu şekilde sınıflandırılmasının pratikte bir anlamı var mıdır? Bir başka ifadeyle Mahkeme’nin bu şekilde yaptığı sınıflandırma herhangi bir etki doğurmakta mıdır?  Bu üç kural arasındaki fark git gide azalsa da üç kural analizinin pratikte önemli sonuçları söz konusudur. Öncelikle devletlere mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da vergilerin ve başka katkıların ödenmesini sağlamak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale etme imkanı tanıyan üçüncü kuralın uygulanmasında Mahkeme’nin devlet tanıdığı takdir hakkı, diğer iki kurala göre daha fazladır. AİHM’nin sıkça vurguladığı üzere maddenin ikinci fıkrası (üçüncü kural), devletleri sorunların varlığı ve müdahalenin gerekliliği konusunda tek yetkili makam haline getirmektedir. Bu nedenle devletlerin bu konudaki takdir hakkı, diğer alanlara nazaran oldukça geniştir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler için kullanılan takdir hakkı doktrini, üçüncü kural kapsamında bir müdahale söz konusu olduğunda “geniş takdir hakkı doktrinine” dönüşmektedir (Yaltı, 2006: 63). İkinci olarak, ikinci kural kapsamına giren müdahaleler, mülkiyetin fiilen ya da resmi olarak kamu idaresine geçtiği anlamı taşıdığı için tazminat gerekliliği, diğer iki kurala nazaran ikinci kuralda daha fazladır.

Fakat hangi kural uygulanırsa uygulansın mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin Sözleşme’de ve Ek 1 No’lu protokol’ün 1. maddesinde aranan şartları (kamu yararına olma, hukuk tarafından öngörülme, uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olma, orantısallık, ölçülülük ve tazminat) karşılaması gerekir. Örneğin hukuk tarafından öngörülme 1. maddenin metninde yalnızca 1. paragrafın ikinci cümlesinde (ikinci kural) ve ikinci paragrafta (üçünü kural) geçmesine rağmen AİHM birinci kural kapsamına giren müdahaleler açısından da hukuk tarafından öngörülme şartını aramaktadır. Örneğin Iatridis/Yunanistan davasında Mahkeme yapılan müdahaleyi birinci kural kapsamında değerlendirmesine rağmen hukuk tarafından öngörülme kriterine göre inceleme yapmıştır. Aynı şekilde kamu yararına olma kriteri de her üç kural açısından da geçerlidir (Sarı, 2010: 65).

[1] Burada bir hususu belirtmek faydalı olacaktır. Devletin ve diğer kamu idarelerinin bir işlem ya da eyleminin AİHM tarafından “mülkiyet hakkına müdahale” olarak nitelendirilmesi, yapılan işlemin ya da eylemin mutlaka “mülkiyet hakkının ihlali” olduğu anlamına gelmemektedir. Bu anlamda “mülkiyet hakkına müdahale” olarak değerlendirilen her işlem/eylem “mülkiyet hakkının ihlali” olarak değerlendirilmemektedir. “Mülkiyet hakkına müdahale” teşkil eden işlem ve eylemler, ancak Sözleşme’de aranan şartların karşılanmaması durumunda haksız bir müdahale olarak değerlendirilmekte ve “mülkiyet hakkının ihlali” olarak nitelendirilmemektedir.

[2] Her ne kadar Gemalmaz AİHM’nin Lithgow ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararından esinlenerek, bu üç kurala bir de “Yukarıda gösterilen üç ilke birbirinden kopuk ve ilgisiz değildirler; ikinci ve üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma hakkına yönelebilecek müdahalelere ilişkin özel ilkelerdir ve bundan ötürü, bu müdahaleler ilk kuralda ortaya konan genel ilkeler ışığında yorumlanmalıdır” şeklinde bir dördüncü kural olduğunu ifade etmişse de bu ilke bir kuraldan ziyade kurallar arasındaki ilişkiyi tanımlamaya daha yakındır. Gemalmaz, H. B. (2009) “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Mülkiyet Hakkı”, Beta Yayınları, İstanbul, 2009, s:22

Makalemizi paylaşır mısınız?
Suat Şimşek, Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) hakkında 2463 makale
Daire Başkanı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müfettişi, (önceden) Milli Emlak Kontrolörü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.